Skip to content

Muhalefetin Kooptasyonu: İktidarın Karşıtı mı, Sistemin Sürekliliğinin Paydaşı mı? Sisteme Eklemlenme ve Demokratik Meşruiyetin Erozyonu Üzerine Bir Analiz…

Thomas Frank’in Kansas’ın Derdi Ne? (What’s the Matter with Kansas?) Eseri Perspektifinden…

The Co-optation of the Opposition: An Opponent of the Incumbent Government or a Stakeholder in the Continuity of the System? An Analysis of Systemic Incorporation and the Erosion of Democratic Legitimacy from the Perspective of Thomas Frank’s What’s the Matter with Kansas?


Öz

Bu çalışma, Türkiye’de muhalefetin çıkmazını Thomas Frank’in What’s the Matter with Kansas? adlı eserindeki “ekonomik çıkarların kültürel çatışma tarafından örtülmesi” savından hareketle, ancak bu savın sınırlarını da sınayarak incelemektedir. Çalışma, muhalefetin kuşatılmasını birbirinden ayrışan üç mekanizma üzerinden kavramsallaştırmaktadır: (i) kooptasyon (kaynak, himaye ve taviz yoluyla entegrasyon), (ii) zorlama ve hukuki-kurumsal kuşatma (soruşturmalar, yargı kararları, eşitsiz rekabet zemini) ve (iii) kutuplaşma ile parçalanma. Kartel parti teorisi ve “seçeneksiz demokrasi” yaklaşımı ise bu mekanizmaların açıklama gücünü sınırlayan çerçeveler olarak yeniden konumlandırılmaktadır. Eylül 2026 itibarıyla resmî yıllık enflasyon %29,73’e gerilemiş, TÜİK’in atıl işgücü oranı ise Temmuz 2026’da %30,6 düzeyinde seyretmiştir. Buna karşın 2023 seçimlerinde katılım %87,04 ile yüksek kalmış ve muhalefet ikinci turda %47,8 oy almıştır. Bu bulgu, “siyasal apati” ve “alternatif yokluğu” tezlerinin yeniden düşünülmesini gerektirmektedir. 21 Mayıs 2026 tarihli “mutlak butlan” kararı ve ardından yeni bir partinin kurulması, muhalefetin yalnızca ideolojik değil kurumsal bir sınama yaşadığını göstermektedir. Çalışma, “seçeneksizlik” yerine “eşitsiz zeminde rekabet ve inandırıcı alternatif açığı” kavramını önermekte; test edilebilir dört önerme ve koşullu stratejik çıkarımlar sunmaktadır.

Anahtar Kelimeler: muhalefet, kooptasyon, rekabetçi otoriterlik, kartel parti, kutuplaşma, siyasi güven, Thomas Frank, Türkiye.

Abstract

This study examines the impasse of Turkey’s opposition through Thomas Frank’s argument in What’s the Matter with Kansas? that cultural conflict can mask economic interests, while also testing the limits of that argument outside its original context. It conceptualizes the containment of opposition through three distinct mechanisms: (i) co-optation, (ii) coercion and legal-institutional capture, and (iii) polarization and fragmentation. Cartel party theory and the “choiceless democracy” thesis are repositioned as frameworks with bounded explanatory power. By September 2026, official annual inflation had fallen to 29.73% while the composite rate of labour underutilisation stood at 30.6% in July 2026. Yet turnout in 2023 remained high at 87.04%, and the opposition won 47.8% in the runoff, which challenges accounts based on apathy or the absence of alternatives. The 21 May 2026 “absolute nullity” ruling on the main opposition party’s congress and the subsequent founding of a new party indicate an institutional, not merely ideological, test for the opposition. The study proposes “competition on an uneven field with a credibility deficit” in place of “choicelessness,” formulates four testable propositions, and derives conditional strategic implications.

Keywords: opposition, co-optation, competitive authoritarianism, cartel party, polarization, political trust, Thomas Frank, Turkey.

Giriş

Türkiye’de 2023 seçimlerinden bu yana muhalefet tartışması, “neden kazanılamadı?” sorusundan “muhalefet örgütsel varlığını ve inandırıcılığını nasıl koruyacak?” sorusuna kaymıştır. Ekonomik tablo bu tartışmanın zeminini oluşturmaktadır. TÜİK’e göre yıllık TÜFE Eylül 2026’da %29,73’e gerilemiş, yıllık enflasyon uzun bir aradan sonra ilk kez %30’un altına inmiştir (TÜİK, 2026a). Bağımsız akademisyenlerden oluşan ENAG ise aynı ay için yıllık %46,61 hesaplamıştır (ENAG, 2026). Resmî işsizlik oranı Temmuz 2026’da %8,1 iken, zamana bağlı eksik istihdam ile potansiyel işgücünü de kapsayan atıl işgücü oranı %30,6’dır (TÜİK, 2026b). Dar ve geniş tanımlı ölçüler arasındaki 22,5 puanlık fark, hem emek piyasasındaki kırılganlığı hem de istatistiğe duyulan güven tartışmasını görünür kılmaktadır.

Siyasal tablo da değişmiştir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21 Mayıs 2026’da, ana muhalefet partisinin Kasım 2023’te yapılan kurultayını “mutlak butlan” ilkesi uyarınca geçersiz saymış, bu karar partinin eski genel başkanının görevine dönmesine yol açmıştır. Seçilmiş genel başkan ve 90 milletvekili Temmuz 2026’da partiden ayrılarak yeni bir parti kurmuş; basın kaynaklarına göre bu parti Meclis’in ikinci büyük grubu ve ana muhalefet grubu konumuna gelmiştir (Medyascope, 2026; T-Vine, 2026). Bu gelişmeler, muhalefetin çıkmazının yalnızca “sistemle bütünleşme” ile açıklanamayacağını, kurumsal kuşatma boyutunu da içerdiğini göstermektedir.

Bu çalışmanın çıkış noktası Thomas Frank’in (2004) What’s the Matter with Kansas? kitabıdır. Frank’e göre ABD’de muhafazakâr hareket, kültürel öfkeyi (“değerler”, kültür savaşları) seferber ederek ekonomik dezavantajlı kesimleri kendi maddi çıkarlarına ters politikalara yöneltmiştir. Karşı partinin ekonomik konularda merkeze kayıp sınıf temelli itirazı terk etmesi ise bu seferberliğin önündeki en büyük engeli kaldırmıştır (Frank, 2004; 2016). Bu çerçeve Türkiye için çekicidir, çünkü burada da kimlik ekseni (seküler–muhafazakâr, etnik) ekonomik dağılım çatışmasının önüne geçmektedir. Ancak bir kuramsal ödünç almanın aktarılabilirlik sınavından geçmesi gerekir. Frank’in tezi ABD’de de ampirik olarak tartışmalıdır (Bartels, 2006; Gelman vd., 2008) ve Türkiye’nin rejim türü (rekabetçi otoriter özellikler) Kansas’tan temelden farklıdır.

Araştırma soruları. (S1) Muhalefetin etkisizliğini hangi mekanizmalar, hangi kanıtlarla açıklamaktadır? (S2) Frank’in perspektifi Türkiye’de nerede açıklayıcı, nerede yanıltıcıdır? (S3) “Seçeneksiz demokrasi” kavramı Türkiye’nin 2023–2026 deneyimini ne ölçüde betimler?

Çalışma üç katkı hedeflemektedir. Birincisi, muhalefetin kuşatılmasını kooptasyon, zorlama ve kutuplaşma olarak ayrıştıran ve her biri için gözlemlenebilir göstergeler tanımlayan bir tipoloji sunmaktadır. İkincisi, Frank’in tezini aktarılabilirlik ve eleştiri bağlamında sınamaktadır. Üçüncüsü, 2023 seçimlerinin yüksek katılımı ve yakın sonucunun “apati” ve “alternatif yokluğu” tezleriyle çeliştiğini göstererek kavramsal bir düzeltme önermektedir.

1. Kuramsal Çerçeve
1.1. Frank’in Tezi, Eleştirileri ve Aktarılabilirlik

Frank’in savının üç unsuru vardır: kültürel öfkenin ekonomik talebi örtmesi, ana akım karşı partinin sınıf siyasetinden çekilmesi ve bu boşlukta seçmenin çıkarına ters oy verdiği izlenimi. Bartels (2006), ABD’de beyaz işçi sınıfının “değerler” nedeniyle partisini terk ettiği iddiasının veriyle desteklenmediğini, kayma olan kesimin daha yüksek gelirliler olduğunu savunmuştur. Gelman vd. (2008) ise gelir ile oy tercihi ilişkisinin eyaletler düzeyinde ters, bireyler düzeyinde doğru yönde olduğunu göstermiştir. Bu eleştiriler Türkiye’ye uyarlamada iki uyarı içerir: seçmenin “çıkarına ters oy verdiği” varsayımı ampirik olarak ayrıca sınanmalıdır ve kimlik temelli oy her zaman iktisaden akıl dışı değildir. Bu nedenle çalışma Frank’i bir hipotez üretici olarak kullanmakta, kanıtlanmış bir açıklama olarak ele almamaktadır.

1.2. Seçeneksizlik: Kavramın Soy Kütüğü ve Sınırı

Kavramsal açıdan bu yaklaşımın kuramsal dayanakları, Mair’in (2013) demokrasinin içinin boşalmasına (hollowing of democracy), Crouch’un (2004) post-demokrasiye ve Mouffe’un (2000, 2005) post-politik uzlaşma anlayışına yönelik eleştirilerinde bulunabilir. Söz konusu yazın, siyasal rekabetin biçimsel olarak varlığını sürdürmesine karşın, partiler arasındaki politika farklılıklarının giderek silikleşmesine, alternatiflerin tartışılabilir sınırlarının daralmasına ve siyasal tercihlerin demokratik müzakere alanından teknokratik karar alma süreçlerine kaymasına dikkat çekmektedir.

Bu kuramsal çerçeveden hareketle Türkiye bağlamında ileri sürülebilecek temel önerme şudur: Enflasyon hedeflemesi ve mali disiplin gibi ortodoks ekonomi politikası ilkeleri, siyasal yelpazenin farklı kesimlerinde belirli ölçülerde ortak bir referans çerçevesine dönüşerek demokratik tartışmanın sınırlarını daraltıyor olabilir. Böyle bir durumda siyasal rekabet, yalnızca iktidarı kimin üstleneceği üzerinden yürürken, ekonomik düzenin temel varsayımları ve dağıtımsal sonuçları yeterince sorgulanmadan kabul görebilir. Bununla birlikte, bu tespit ampirik olarak doğrulanmış bir bulgu değil, sistematik incelemeyi gerektiren kuramsal bir önermedir. Önermenin geçerliliği; siyasi partilerin programlarının, seçim beyannamelerinin, ekonomi politikası söylemlerinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki ilgili oylamaların karşılaştırmalı analiziyle sınanmalıdır. Böyle bir inceleme, partiler arasındaki söylemsel farklılıklarla ekonomi politikasının temel kabullerindeki yakınlaşma arasındaki ilişkinin ortaya konulmasına imkân sağlayacaktır.

1.3. Muhalefetin Kuşatılması: Üç Mekanizma

Kooptasyon, Kurumsal Kuşatma, Kutuplaşma ve Kartelleşme: Kuramsal Yaklaşımların Karşılaştırmalı Değerlendirilmesi

Kooptasyon. Selznick’in (1949) klasik yaklaşımında kooptasyon, bir örgütün meşruiyetini veya istikrarını tehdit eden aktörlerin karar alma süreçlerine dâhil edilerek potansiyel tehditlerin yönetilebilir hâle getirilmesini ifade eder. Gamson (1975) ise meydan okuyan grupların sisteme dâhil edilmesini, protesto hareketleri ile kurumsal düzen arasındaki ilişkinin ve siyasal taleplerin yönetilmesinin bir boyutu olarak ele alır. Otoriter rejimler üzerine yapılan çalışmalar da kooptasyonun yalnızca örgütsel bir istikrar aracı olmadığını; muhalefetin kurumsal kanallara yönlendirilmesi, kaynakların dağıtılması ve siyasal katılımın belirli sınırlar içinde tutulması yoluyla rejimin devamlılığına katkıda bulunabileceğini göstermektedir (Gandhi ve Przeworski, 2007; Lust-Okar, 2005). Bu bağlamda, önceki taslakta kooptasyonun temel dayanağı olarak kullanılan Gamson’ın (1968) Power and Discontent eseri, siyasal hoşnutsuzluk, güç ilişkileri ve toplumsal kontrol bağlamında anlamlı olmakla birlikte, kooptasyon mekanizmasını doğrudan temellendirmek bakımından Selznick’in (1949) ve Gamson’ın (1975) çalışmalarına kıyasla daha dolaylı bir kaynaktır. Bununla birlikte, kooptasyon kavramının Türkiye’deki muhalefet-iktidar ilişkilerini açıklama gücü, muhalefetin karar süreçlerine katılımının hangi koşullarda etkisizleştirici bir işleve dönüştüğünün ve bu katılımın siyasal bağımsızlık üzerindeki sonuçlarının ayrıca gösterilmesine bağlıdır.

Zorlama ve hukuki-kurumsal kuşatma. Kooptasyon, muhalif aktörlerin sisteme dâhil edilmesi yoluyla yönetilmesini açıklarken, zorlama ve hukuki-kurumsal kuşatma, siyasal rekabetin koşullarının iktidar lehine yeniden düzenlenmesine odaklanır. Levitsky ve Way’in (2010) rekabetçi otoriterlik yaklaşımına göre seçimler, muhalefetin iktidar mücadelesine katılabildiği gerçek bir rekabet alanı olmayı sürdürse de devlet kaynaklarına erişim, medya görünürlüğü ve hukuki kurumların işleyişi bakımından ortaya çıkan eşitsizlikler rekabetin niteliğini yapısal olarak bozar. Bermeo (2016) da çağdaş demokratik gerilemenin her zaman açık ve ani rejim değişiklikleri biçiminde gerçekleşmediğini; yürütme gücünün genişletilmesi, kurumsal denetim mekanizmalarının zayıflatılması ve hukuki araçların siyasal amaçlarla kullanılması gibi aşamalı süreçlerle ilerleyebildiğini ortaya koyar. Türkiye üzerine Esen ve Gümüşçü (2016) ile Somer’in (2016) çalışmaları, rekabetçi otoriterleşmenin kurumsal düzenlemeler, siyasal güç yoğunlaşması ve toplumsal kutuplaşmayla ilişkisini değerlendirmek açısından önemli bir analitik zemin sunmaktadır. Bu çerçeveden hareketle, 2025–2026 dönemindeki gelişmelerin açıklanmasında kooptasyonun tek başına yeterli bir kuramsal çerçeve olmadığı ileri sürülebilir. Muhalefetin sisteme eklemlenmesinin yanı sıra siyasal rekabet alanının hangi hukuki, ekonomik ve kurumsal mekanizmalar aracılığıyla sınırlandırıldığı da incelenmelidir. Ancak bu değerlendirme, söz konusu dönemin somut gelişmelerinin ilgili kuramsal göstergeler üzerinden ampirik olarak sınanmasını gerektirir.

Kutuplaşma ve siyasal parçalanma. Kutuplaşma, yalnızca siyasal aktörler arasındaki görüş farklılıklarının derinleşmesi olarak değil, demokratik rekabetin karşıt kimlikler arasında uzlaşma imkânını daraltan bir mücadeleye dönüşmesi olarak da ele alınmalıdır. McCoy, Rahman ve Somer (2018), yıkıcı kutuplaşmanın siyasal alanı giderek keskinleşen bir biz–onlar ayrımı etrafında yapılandırdığını ve bu sürecin demokratik kurumların işleyişini aşındırabildiğini göstermektedir. Mardin’in (1973) merkez–çevre yaklaşımı ise Türkiye’de siyasal aidiyetlerin ve temsil mücadelelerinin tarihsel arka planını anlamak bakımından açıklayıcı bir çerçeve sunar. Bununla birlikte, kutuplaşmanın her biçimini demokratik açıdan işlevsiz veya zararlı kabul etmek de kavramsal bir indirgemecilik olacaktır. Mouffe’un (2000) agonistik demokrasi yaklaşımı, siyasal çatışmanın demokratik yaşamın ortadan kaldırılması gereken bir unsuru değil, meşru muhalifler arasındaki mücadele biçiminde kurumsallaştırılması gereken kurucu bir boyutu olduğunu savunur. Bu açıdan belirleyici ayrım, siyasal rakipler arasındaki görüş farklılığının varlığı değil, rakibin meşru bir muhalif olarak mı kabul edildiği, yoksa siyasal topluluğun dışına itilmesi gereken bir düşman olarak mı konumlandırıldığıdır. Muhalefetin parçalanması ve ortak hareket kapasitesinin zayıflaması da bu ayrım çerçevesinde değerlendirilmelidir: Parçalanma, yalnızca örgütsel bir koordinasyon sorunu değil, demokratik alternatif üretme kapasitesini etkileyen siyasal bir olgu hâline gelebilir.

Kartel parti yaklaşımı: açıklama gücü ve sınırları. Katz ve Mair’in (1995) kartel parti yaklaşımı, yerleşik siyasal partilerin devlet kaynaklarına bağımlılıklarının artması ve rekabetin belirli ölçülerde parti sisteminin kendi iç düzenlemeleriyle sınırlandırılması üzerinde durur. Bununla birlikte, bu yaklaşımın Türkiye’deki iktidar-muhalefet ilişkilerine doğrudan uygulanması, siyasal kaynaklara erişimdeki eşitsizlikleri ve kurumsal asimetrileri göz ardı etme riski taşır. Levitsky ve Way’in (2010) çerçevesiyle karşılaştırıldığında, Türkiye bağlamında temel analitik meselenin bütün partilerin devlet kaynaklarından benzer ölçüde yararlandığı varsayımından ziyade, iktidarın kurumsal ve ekonomik kaynaklara erişim üstünlüğü ile muhalefetin bu koşullar altındaki hareket alanı olduğu söylenebilir. Dolayısıyla kartel parti yaklaşımı, muhalefet partilerinin kendi örgütsel çıkarlarını, kaynaklarını ve kurumsal konumlarını koruma eğilimlerini incelemek bakımından yardımcı bir kavramsal araç olarak kullanılabilir. Ancak bu eğilimlerden hareketle bütün bir parti sisteminin kartelleştiği sonucuna varmak, ayrıca kanıtlanması gereken bir iddiadır. Bu nedenle kartelleşme, muhalefetin iktidarla ilişkisini açıklayan temel mekanizma olarak değil, muhalefetin kurumsal uyumunu, çıkar savunusunu ve siyasal risk alma kapasitesini değerlendirmeye yardımcı olabilecek sınırlı bir analitik boyut olarak konumlandırılmalıdır.

Bu kuramsal yaklaşımlar birlikte değerlendirildiğinde, muhalefetin siyasal sistem içindeki konumunu tek bir kavramla açıklamanın yetersiz kalabileceği görülmektedir. Kooptasyon, muhalif aktörlerin sisteme dâhil edilerek etkisizleştirilmesi ihtimalini; rekabetçi otoriterlik, siyasal rekabetin eşitsiz koşullar altında sürdürülmesini; yıkıcı kutuplaşma, ortak siyasal eylem kapasitesinin aşınmasını; kartel parti yaklaşımı ise partilerin kurumsal çıkarlarını koruma eğilimlerini analiz etmeye imkân tanır. Bununla birlikte, bu mekanizmaların birbirinden ayrıştırılması ve aralarındaki ilişkilerin ampirik olarak gösterilmesi gerekir. Temel araştırma sorusu da bu noktada belirginleşmektedir: Muhalefetin kurumsal varlığını sürdürmesi, demokratik alternatif üretme kapasitesini güvence altına almakta mıdır; yoksa bazı koşullarda siyasal sistemin sürekliliğine katkıda bulunurken değişim kapasitesinin aşınmasıyla eş zamanlı olarak mı gerçekleşmektedir? Bu soru, muhalefeti peşinen sistemin işlevsel bir bileşeni olarak tanımlamayı değil, muhalefetin söylemi, kurumsal davranışı, karar alma süreçleri ve iktidar karşısındaki fiilî hareket alanı arasındaki ilişkinin eleştirel biçimde incelenmesini gerektirir.

1.4. Siyasi Güven ve Anomi

Bu çalışmada anomi, ölçülebilir ve bağımsız bir siyasal değişken ya da siyasi güven kaybının doğrudan göstergesi olarak ele alınmamaktadır. Kavram, bireylerin siyasal kurumların işleyişine ilişkin beklentilerinin zayıflamasını, siyasal katılımın sonuç üretebileceğine yönelik inançlarının aşınmasını ve siyasal süreçler karşısında etkisizlik duygusunun derinleşmesini anlamlandırmaya yardımcı olan sezgisel bir çerçeve sunmaktadır. Bu bağlamda siyasi yabancılaşma, siyasal etkililik algısındaki gerileme ve kurumsal güven kaybı arasında olası ilişkiler kurulmakta; ancak bu olguların anomi kavramı altında birleştirilmesinden kaçınılmaktadır.

Durkheim’ın (1897/2002) anomi kavramı, toplumsal yaşamı düzenleyen normların bağlayıcılığını yitirmesi ve bireylerin davranışlarını yönlendiren ortak ölçütlerin zayıflaması durumunu ifade eder. Bununla birlikte, anomi kavramının toplumsal düzenden siyasal güven alanına doğrudan aktarılması, kuramsal açıdan belirli sınırlılıklar taşımaktadır. Toplumsal normların çözülmesi ile siyasal kurumlara duyulan güvenin azalması ilişkili olgular olabilse de bu iki durum özdeş değildir. Dolayısıyla anominin siyasi güveni açıklamak üzere kullanılması, doğrudan bir kavramsal eşdeğerlikten ziyade, sınırları açıkça belirlenmesi gereken analitik bir benzetme olarak değerlendirilmelidir.

Bu ayrım, çalışmanın kavramsal tutarlılığı bakımından önemlidir. Zira siyasi güvenin azalması, tek başına toplumsal normların çözülmesine veya anomik bir durumun ortaya çıkmasına kanıt oluşturmaz. Benzer biçimde, siyasal etkililik duygusunun zayıflaması da bireylerin siyasal kurumlara bütünüyle güvenmedikleri anlamına gelmez. Bu nedenle anomi, araştırmanın ampirik bulgularından hareketle doğrulanmış bir sonuç olarak değil, siyasi yabancılaşmanın olası toplumsal arka planını tartışmaya açan sınırlı bir yorumlama aracı olarak kullanılmaktadır. Böylece kavramın açıklayıcı potansiyeli korunurken, kuramsal kapsamının aşılması ve ölçülebilirliği konusunda temelsiz çıkarımlarda bulunulması önlenmektedir.

1.5. Analitik Çerçeve ve Önermeler

Bu çalışma, muhalefetin siyasal sistem içindeki konumunu tek bir açıklayıcı mekanizmaya indirgemek yerine, birbirleriyle etkileşim içinde bulunabilecek dört analitik boyut üzerinden incelemektedir: kooptasyon, zorlama ve hukuki-kurumsal kuşatma, kutuplaşma ve siyasal parçalanma ile kartelleşme. Bu ayrımın temel amacı, muhalefetin örgütsel kapasitesindeki olası değişimleri yalnızca aktörlerin tercihleriyle açıklamamak; kurumsal teşvikleri, rekabet koşullarını ve siyasal kaynakların dağılımını da analize dâhil etmektir.

Analitik çerçevenin hareket noktası, muhalefetin kurumsal varlığını sürdürmesi ile etkili bir siyasal alternatif oluşturabilmesinin aynı olgu olmadığı varsayımıdır. Bir siyasal parti seçimlere katılabilir, parlamentoda temsil edilebilir ve yerel yönetimleri kontrol edebilir; ancak bu unsurların hiçbiri tek başına partinin politika oluşturma, toplumsal talepleri ortak bir programa dönüştürme veya siyasal kararlar üzerinde etkili olma kapasitesini bütünüyle açıklamaz. Bu nedenle çalışma, muhalefetin varlığı ile işlevi, temsil gücü ile dönüştürücü kapasitesi ve kurumsal sürekliliği ile siyasal özerkliği arasında analitik ayrımlar yapmaktadır.

Tablo 1. Muhalefetin siyasal kapasitesini etkileyen mekanizmalar
Mekanizmaİşleyiş mantığıGözlemlenebilir göstergelerTemel kaynaklarTürkiye bağlamındaki sınırlılıklar
KooptasyonKaynak, taviz, himaye veya karar süreçlerine katılım yoluyla potansiyel muhalefetin sisteme eklemlenmesiOrtak protokoller, kaynak tahsisleri, ihale sonuçları, meclis oylamaları ve karar örüntüleriSelznick (1949); Gamson (1975); Gandhi ve Przeworski (2007)İş birliği tek başına kooptasyon kanıtı değildir; belediye düzeyinde sistematik karşılaştırma gerekir.
Zorlama ve hukuki-kurumsal kuşatmaHukuki, idari ve kurumsal süreçlerin siyasal rekabet üzerindeki etkisiSoruşturmalar, tutuklamalar, görevden uzaklaştırmalar, parti örgütlerine müdahaleler, medya erişimi ve yargı süreçlerinin sonuçlarıLevitsky ve Way (2010); Bermeo (2016); Esen ve Gümüşçü (2016)Hukuki işlemlerin varlığı ile siyasal rekabet üzerindeki etkileri ayrıştırılmalı; işlemlerin hukuki niteliği ayrıca değerlendirilmelidir.
Kutuplaşma ve parçalanmaKimlik temelli ayrışmanın ortak program, ittifak ve kolektif eylem kapasitesi üzerindeki etkisiİttifak oluşumu, seçmen geçişleri, ikinci tur oy tercihleri, parti bölünmeleri ve ortak programın kapsamıMcCoy vd. (2018); Mardin (1973); Mouffe (2000)Kutuplaşma yalnızca iktidar söylemiyle açıklanamaz; muhalefetin stratejileri ve toplumsal ayrışmalar da incelenmelidir.
KartelleşmePartilerin kamusal kaynaklara ve kurumsal ayrıcalıklara bağımlılığı üzerinden örgütsel sürekliliklerini korumasıHazine yardımları, seçim mevzuatı, aday belirleme usulleri ve siyasal kaynaklara erişimKatz ve Mair (1995)Kuramın Türkiye’ye uygulanabilirliği, partiler arasındaki kaynak asimetrileri dikkate alınarak sınırlandırılmalıdır.

Kaynak: İlgili kuramsal çalışmalardan hareketle yazar tarafından oluşturulmuştur. Göstergeler, doğrulanmış bulguları değil, araştırmada incelenmesi önerilen gözlemlenebilir unsurları ifade etmektedir.

Araştırma önermeleri

Araştırma önermeleri, mevcut kanıtların kesin olarak doğruladığı sonuçlar şeklinde değil, kuramsal çerçeveden türetilen ve ampirik incelemeye açık açıklamalar olarak formüle edilmiştir.

Ö1. Muhalefetin örgütsel ve siyasal kapasitesindeki sınırlanmalar, yalnızca kooptasyon mekanizmasıyla açıklanamaz; hukuki-kurumsal müdahaleler ve siyasal rekabetin eşitsiz koşulları, bu sınırlanmaların açıklanmasında ayrıca incelenmelidir.

Ö2. Kimlik temelli kutuplaşmanın yoğunlaşması, ekonomik ve dağıtımsal meselelerin ortak bir siyasal program etrafında tartışılmasını güçleştirebilir. Bu ilişkinin Türkiye bağlamındaki varlığı ve yönü, siyasal söylemler ve parti programları üzerinden sınanmalıdır.

Ö3. Yüksek seçmen katılımı, siyasal alternatiflerin bulunmadığını veya seçmenlerin siyasal kurumlara yüksek düzeyde güvendiğini tek başına göstermez. Katılımın siyasal etkililik algısı, kazanma beklentisi ve alternatiflerin inandırıcılığıyla ilişkisi ayrı göstergeler üzerinden incelenmelidir.

Ö4. Parti içi karar alma süreçlerinin merkezîleşmesi ve iç demokrasinin sınırlanması, ortak aday ve program üretme kapasitesini zayıflatabilir. Bu ilişkinin değerlendirilmesinde Michels’in (1915) oligarşinin tunç yasasına ilişkin yaklaşımından yararlanılabilir; ancak kuramsal çıkarım, parti örgütlerine ilişkin somut göstergelerle desteklenmelidir.

2. Yöntem ve Veri

Bu çalışma, kavramsal çözümleme ile belirli bir zaman aralığındaki siyasal gelişmelerin nitel incelemesini bir araya getiren kuramsal-analitik bir araştırma olarak tasarlanmıştır. İnceleme dönemi 2023–2026 yıllarıyla sınırlandırılmış; muhalefetin siyasal kapasitesini etkileyebilecek mekanizmalar kooptasyon, hukuki-kurumsal kuşatma, kutuplaşma ve parçalanma ile kartelleşme başlıkları altında ele alınmıştır.

Araştırmanın yöntemsel yaklaşımı, olayların yalnızca kronolojik olarak sıralanmasına değil, belirli gelişmeler ile ileri sürülen mekanizmalar arasındaki ilişkinin değerlendirilmesine dayanmaktadır. Bu amaçla süreç izleme (process tracing) yaklaşımından yararlanılması öngörülmektedir. Bununla birlikte, süreç izleme yalnızca olayların zaman sırasına konulması anlamına gelmez. Bir mekanizmanın varlığından söz edebilmek için ilgili olayın nasıl geliştiğinin, hangi ara süreçlerden geçtiğinin ve alternatif açıklamaların neden yeterli olup olmadığının gösterilmesi gerekir (George ve Bennett, 2005).

Bu çerçevede resmî seçim istatistikleri, mevzuat, yargı kararları, belediye meclisi kayıtları, kamu ihale verileri, parti belgeleri, kamuoyu araştırmaları ve basın haberleri farklı kanıt türleri olarak değerlendirilmektedir. TÜİK tarafından yayımlanan ekonomik göstergeler ile alternatif enflasyon ölçümleri de ekonomik koşulların siyasal algılarla ilişkisini tartışmak amacıyla kullanılabilir. Ancak resmî ve alternatif ölçümlerin farklı sonuçlar vermesi, tek başına istatistik kurumlarına duyulan güvensizliğin kanıtı olarak kabul edilemez.

Çalışmanın kavramsal ve betimleyici niteliği, istatistiksel anlamda nedensel etkilerin ölçüldüğü veya bütün araştırma önermelerinin ampirik olarak doğrulandığı iddiasını dışarıda bırakmaktadır. Bu nedenle analizde üç kanıt düzeyi birbirinden ayrılmaktadır: belgelenmiş olaylar, olaylara ilişkin kuramsal yorumlar ve henüz sistematik veriyle sınanmamış araştırma önermeleri.

Tablo 2. Kavramlar, göstergeler ve veri kaynakları
KavramOperasyonel göstergeÖncelikli veri kaynağıYöntemsel not
Seçmen katılımıGeçerli seçim çevresindeki kayıtlı seçmen ve oy kullanan seçmen sayılarıYSKSeçim türü ve hesaplama yöntemi aynı tutulmalıdır.
Seçim rekabetiOy oranları, oy farkları ve turlar arasındaki değişimlerYSKOy farkı, tek başına rekabetin eşitliğini ölçmez.
Ekonomik koşullarTÜFE, atıl işgücü oranı ve alternatif enflasyon tahminleriTÜİK; ENAGKapsam, dönem ve hesaplama yöntemleri karşılaştırılmalıdır.
Hukuki-kurumsal kuşatmaSoruşturma ve karar süreçleri, görevden uzaklaştırmalar, örgütsel müdahaleler ve medya erişimiYargı kararları, resmî kayıtlar ve karşılaştırmalı basın taramasıİşlemlerin hukuki varlığı ile siyasal etkisi ayrı analiz edilmelidir.
KooptasyonOrtak protokoller, kaynak tahsisi, ihale sonuçları ve karar örüntüleriEKAP, belediye meclisi tutanakları ve belediye kayıtlarıİş birliğinin olağan kamu hizmeti gerekliliklerinden ayrıştırılması gerekir.
Siyasal güvenKurumlara duyulan güvene ilişkin anket maddeleriKONDA Barometre; Dünya Değerler AraştırmasıSoru formu, örneklem, saha tarihi ve ölçüm ölçeği belirtilmelidir.
Siyasal etkililikBireyin siyasal süreçleri etkileyebileceğine ve siyasal kurumların kendisine karşılık verdiğine ilişkin algısıKamuoyu araştırmalarıİçsel ve dışsal siyasal etkililik ayrımı gözetilmelidir.
Parti içi demokrasiAday belirleme süreçleri, kongre uygulamaları, kararların merkezîleşmesi ve üyelerin katılımıParti tüzükleri, kongre kayıtları ve parti belgeleriBiçimsel kurallar ile fiilî uygulamalar karşılaştırılmalıdır.

Kaynak: Yazarın araştırma tasarımı. Veri kaynaklarının belirtilmesi, ilgili verilerin fiilen toplandığı veya analiz edildiği anlamına gelmemektedir.

Sınırlılıklar

Araştırmanın başlıca sınırlılığı, incelenen dönemdeki siyasal gelişmelerin dinamik niteliği ve bazı hukuki süreçlerin devam ediyor olabilmesidir. Basın haberleri olayların kronolojisini ve aktörlerin açıklamalarını izlemek bakımından yararlı olmakla birlikte, tek başına nedensel mekanizmaları kanıtlamak için yeterli değildir. Bu nedenle mümkün olduğunda haberlerde yer alan iddiaların birincil belgelerle karşılaştırılması gerekmektedir.

İkinci sınırlılık, kooptasyonun sistematik biçimde ölçülebilmesi için gerekli belediye düzeyindeki karşılaştırmalı verilerin mevcut incelemede bütünüyle derlenmemiş olmasıdır. Üçüncü sınırlılık ise siyasal güven ve etkililik algısına ilişkin bağımsız bir anket analizinin bulunmamasıdır. Bu eksiklikler, ilgili kavramlar hakkındaki çıkarımların kesin bulgular olarak değil, daha kapsamlı ampirik araştırmalara açık değerlendirmeler olarak sunulmasını gerektirmektedir.

3. Bağlam: 2023–2026 Döneminde Seçilmiş Siyasal Gelişmeler

İncelenen dönemdeki siyasal gelişmeler, muhalefetin kurumsal varlığı ile siyasal hareket kapasitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi açısından önem taşımaktadır. Bununla birlikte, olayların kronolojik olarak birbirini izlemesi, aralarında kendiliğinden nedensel bir bağ bulunduğu anlamına gelmez. Aşağıdaki tablo bu nedenle nihai bulguların özeti olarak değil, birincil kaynaklarla doğrulanması ve analitik çerçeveye göre incelenmesi gereken olayların tasnifi olarak ele alınmalıdır.

Tablo 3. İnceleme dönemindeki seçilmiş siyasal gelişmeler
DönemGelişmeAnalitik önemi
Mayıs 2023Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleriKatılım, seçim rekabeti, ittifak siyaseti ve seçmen tercihlerinin incelenmesi
Kasım 2023Ana muhalefet partisinin genel başkan değişimiÖrgütsel yenilenme, liderlik ve parti içi karar alma süreçleri
Mart 2024Yerel seçimlerYerel yönetimlerin siyasal temsil, kaynak ve hizmet üretme kapasitesi
Mart 2025Bir büyükşehir belediye başkanına yönelik adli süreçHukuki süreçlerin yerel yönetim ve muhalefetin örgütsel kapasitesi üzerindeki etkileri
2026Ana muhalefet partisinin 2023 kurultayına ilişkin yargı süreci ve sonrasındaki gelişmelerParti içi meşruiyet, hukuki belirsizlik ve örgütsel devamlılık

Not: Özellikle 2026 yılına ilişkin kararların tarihleri, hukuki sonuçları, tarafların statüleri ve sonrasındaki gelişmeler yayın öncesinde birincil belgeler üzerinden doğrulanmalıdır. Doğrulanmamış olay ayrıntıları, kesinleşmiş olgular olarak kullanılmamalıdır.

Seçmen katılımı verilerinin yorumlanması

Seçmen katılımı, siyasal katılımın gözlemlenebilir göstergelerinden biridir; ancak siyasi güvenin veya siyasal etkililik algısının doğrudan ölçüsü değildir. Bu nedenle 2023 seçimlerindeki katılım oranını tek başına bir güven krizinin göstergesi olarak değerlendirmek metodolojik açıdan isabetli değildir.

2018 ve 2023 seçimlerine ilişkin karşılaştırmalarda seçim türü, ilk tur ve ikinci tur ayrımı, kayıtlı seçmen sayısı ve kullanılan oy üzerinden hesaplanan oranlar aynı tanıma göre ele alınmalıdır. Bu koşullar sağlandığında katılım oranındaki değişim betimlenebilir; ancak değişimin siyasi güven, seçmen motivasyonu veya alternatiflerin inandırıcılığı üzerindeki anlamı ayrıca araştırılmalıdır.

Dolayısıyla yüksek katılım ile düşük siyasal etkililik algısının bir arada bulunması kuramsal olarak mümkündür. Bununla birlikte, Türkiye’de bu iki durumun aynı dönemde ve aynı seçmen kitlesinde birlikte gerçekleştiği iddiası, katılım verilerinin yanı sıra bireysel algıları ölçen araştırmalarla desteklenmelidir.

4. Çözümleme
4.1. Kooptasyon: Kanıtın Niteliği ve Açıklama Sınırları

Kooptasyon yaklaşımı, muhalif aktörlerin kaynak, taviz, himaye veya karar süreçlerine katılım yoluyla mevcut siyasal düzene eklemlenmesi ihtimalini incelemeye imkân tanımaktadır. Bununla birlikte, merkezî yönetim ile muhalefetin kontrolündeki belediyeler arasında gerçekleştirilen ortak projeler veya imzalanan protokoller, tek başına kooptasyonun varlığını kanıtlamaz. Söz konusu iş birlikleri kamu hizmetlerinin sürekliliği, yasal yükümlülükler, yerel ihtiyaçlar veya karşılıklı kurumsal yararlar nedeniyle de ortaya çıkabilir.

Bu nedenle kooptasyon iddiasının sınanmasında üç unsurun birlikte değerlendirilmesi gerekir: iş birliğinin hangi koşullarda gerçekleştiği, kaynakların hangi ölçütlerle tahsis edildiği ve iş birliğinin muhalif aktörlerin karar özerkliği üzerinde ne tür sonuçlar doğurduğu. EKAP kayıtları, belediye meclisi tutanakları, ortak protokoller ve ihale sonuçları bu inceleme için kullanılabilecek veri kaynaklarıdır. Ancak bu kayıtların anlamlı bir karşılaştırmaya imkân verecek biçimde sistematik olarak derlenmesi gerekir.

Kooptasyonun elit düzeyindeki biçimleri de yalnızca kişisel çıkar veya ahlaki zaaf üzerinden açıklanmamalıdır. Siyasal kariyerin sürdürülmesi, kaynaklara erişim, örgütsel devamlılık ve hukuki riskler, siyasal aktörlerin kararlarını etkileyebilecek kurumsal teşviklerdir. Bununla birlikte, bu teşviklerin belirli bir aktörün davranışını gerçekten açıkladığı sonucuna varmak için doğrudan veya dolaylı kanıt gerekir.

Bu çerçevede kooptasyon, mevcut incelemede doğrulanmış bir mekanizma olarak değil, muhalefetin karar özerkliğini ve siyasal kapasitesini etkileyebilecek olası açıklamalardan biri olarak konumlandırılmaktadır. Böyle bir yaklaşım, aktörlerin niyetlerine ilişkin kanıtlanmamış varsayımlardan kaçınırken kurumsal teşviklerin analitik önemini korur.

4.2. Zorlama ve Hukuki-Kurumsal Kuşatma

Hukuki ve kurumsal süreçler, siyasal aktörlerin örgütsel faaliyetleri, karar alma kapasiteleri ve kamuoyuna erişimleri üzerinde önemli sonuçlar doğurabilir. Levitsky ve Way’in (2010) rekabetçi otoriterlik yaklaşımı, seçim rekabetinin devam ettiği koşullarda bile devlet kaynaklarına erişim ve kurumsal güç dağılımındaki eşitsizliklerin siyasal mücadeleyi etkileyebileceğini ileri sürmektedir. Bermeo’nun (2016) demokratik gerileme çözümlemesi de kurumsal aşınmanın hukuki ve idari araçlarla, aşamalı biçimde gerçekleşebileceğine dikkat çekmektedir.

Türkiye’de 2025–2026 dönemine ilişkin adli ve kurumsal gelişmeler, bu yaklaşım çerçevesinde incelenebilir. Bununla birlikte, belirli soruşturmaların, tutuklamaların veya yargı kararlarının varlığı, tek başına bu işlemlerin siyasal saikle gerçekleştirildiğini kanıtlamaz. Aynı şekilde, işlemlerin hukuki biçimde yürütülmesi de siyasal rekabet üzerindeki etkilerinin incelenmesini gereksiz kılmaz.

Bu nedenle analiz, hukuki işlemlerin hukuka uygunluğu hakkında kanıtların ötesine geçen bir hüküm vermek yerine, gözlemlenebilir sonuçlara odaklanmalıdır. İlgili süreçlerin muhalefetin örgütsel sürekliliği, yerel yönetim kapasitesi, liderlik yapısı, kaynak kullanımı ve kamuoyuna erişimi üzerindeki etkileri; kararların içeriği, uygulanma biçimi ve benzer durumlarla karşılaştırılması üzerinden değerlendirilebilir.

Bu yaklaşım, Ö1’in sınanması bakımından önemlidir. Muhalefetin kapasitesindeki sınırlanmalar kooptasyonla açıklanabileceği gibi hukuki-kurumsal müdahaleler, kaynak eşitsizlikleri veya bunların etkileşimiyle de ilişkili olabilir. Dolayısıyla hangi mekanizmanın daha açıklayıcı olduğu, önceden verilmiş bir hükümle değil, alternatif açıklamaların karşılaştırılmasıyla belirlenmelidir.

4.3. Siyasal Finansman, Seçim Kuralları ve Kartelleşme

Katz ve Mair’in (1995) kartel parti yaklaşımı, siyasal partilerin devlet kaynaklarına bağımlılıklarının artmasını ve yerleşik partilerin kurumsal konumlarını koruma eğilimlerini açıklamaya yöneliktir. Ancak bu yaklaşımın Türkiye’ye uygulanması, partilerin kaynaklara erişimlerinin eşit olduğu varsayımına dayandırılmamalıdır.

Siyasi partilere devlet yardımı, seçim barajı, ittifak düzenlemeleri ve aday belirleme kuralları, siyasal rekabetin kurumsal koşullarını etkileyebilir. Bu düzenlemelerin etkilerini değerlendirmek için ilgili mevzuatın yanı sıra yardım tutarları, partilerin seçim performansları, örgütsel kaynakları ve yeni siyasal aktörlerin sisteme giriş koşulları incelenmelidir. Mevzuatın aynı biçimde uygulanması da sonuçların bütün partiler açısından eşit olduğu anlamına gelmez; ancak eşitsizlik iddiasının somut verilerle ortaya konulması gerekir.

Bu çerçevede kartelleşme, muhalefetin iktidarla ilişkisini açıklayan tek veya temel mekanizma olarak kullanılmamalıdır. Kavram, partilerin kurumsal çıkarlarını koruma, mevcut kaynak düzeninden yararlanma ve örgütsel devamlılıklarını sürdürme eğilimlerini incelemek bakımından yardımcı olabilir. Bununla birlikte, Türkiye’deki iktidar-muhalefet ilişkilerinin açıklanmasında devlet kaynaklarına erişim, medya görünürlüğü ve kurumsal yetkilerin dağılımı gibi asimetrilerin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

4.4. Kimlik, Kutuplaşma ve Kansas’ın Derdi Ne?

Thomas Frank’in What’s the Matter with Kansas? (2004) adlı eseri, kültürel ve kimlik temelli siyasal seferberliğin ekonomik çıkarlarla kurduğu ilişkinin sorgulanması bakımından bu çalışmaya tamamlayıcı bir perspektif sunmaktadır. Frank’in yaklaşımından hareketle sorulabilecek temel soru, seçmenlerin ekonomik ve dağıtımsal taleplerinin siyasal kimlikler tarafından nasıl yorumlandığı ve hangi koşullarda kültürel çatışmaların ekonomik meselelerin önüne geçtiğidir.

Türkiye bağlamında bu soru, seküler-muhafazakâr ayrışmalar, etnik kimlikler, milliyetçilik ve ekonomik politika tercihleri arasındaki ilişkilerin incelenmesini gerektirir. Mardin’in (1973) merkez-çevre yaklaşımı, siyasal aidiyetlerin tarihsel arka planını anlamaya yardımcı olurken McCoy, Rahman ve Somer’in (2018) yıkıcı kutuplaşma çözümlemesi, karşıt kimliklerin demokratik rekabet üzerindeki etkilerini tartışmak için bir çerçeve sunmaktadır.

Bununla birlikte, Frank’in ABD siyasetinden hareketle geliştirdiği açıklamaların Türkiye’ye doğrudan aktarılması mümkün değildir. Siyasal rejimin özellikleri, parti sisteminin yapısı, kimliklerin tarihsel oluşumu ve devletin siyasal yaşamdaki konumu iki bağlam arasında farklılık göstermektedir. Bu nedenle Frank’in yaklaşımı, Türkiye’deki siyasal davranışın hazır bir açıklaması olarak değil, kimlik temelli seferberlik ile ekonomik talepler arasındaki ilişkiyi araştırmaya yönelten karşılaştırmalı bir soru çerçevesi olarak kullanılmalıdır.

Muhalefet ittifaklarının oluşumu ve dağılması, ortak ekonomik programların kapsamı, aday tercihleri ve seçmen geçişleri bu ilişkinin incelenebileceği alanlardır. Ancak belirli bir partinin söyleminin ittifakı zayıflattığı veya ekonomik talepleri geri plana ittiği sonucuna varılabilmesi için söylem çözümlemesi, seçim verileri ve alternatif açıklamalar birlikte değerlendirilmelidir.

Tablo 4. Frank’in yaklaşımının Türkiye bağlamında kullanılabilirliği
Analitik boyutFrank’in çalışmasındaki odakTürkiye bağlamında araştırılabilecek meseleAktarımın sınırı
Kültürel seferberlikDin, ahlak ve kültürel değerlerSeküler-muhafazakâr ayrışma, milliyetçilik ve kimlik temelli siyasal mobilizasyonTarihsel ve toplumsal bağlam farklılıkları dikkate alınmalıdır.
Ekonomik çıkarlarEkonomik tercihlerin kültürel kimliklerle ilişkisiGelir dağılımı, sosyal politika ve ekonomik beklentilerin siyasal tercihlerle ilişkisiSeçmenlerin ekonomik çıkarları yalnızca sınıfsal konumlarından çıkarılamaz.
Parti stratejileriKültürel söylemin siyasal rekabetteki işleviİttifak stratejileri, aday tercihleri ve ortak program oluşturmaParti davranışları somut dönem ve belgeler üzerinden incelenmelidir.
Rejim ve kurumsal yapıABD’deki seçimli rekabet bağlamıTürkiye’de siyasal rekabetin hukuki ve kurumsal koşullarıRekabetçi otoriterlik tartışması Frank’in yaklaşımının yerine değil, yanına yerleştirilmelidir.
Siyasal sonuçlarKültürel ve ekonomik tercihlerin kesişimiSeçmen davranışı, siyasal temsil ve alternatif programların inandırıcılığıNedensel sonuçlar için bireysel veya karşılaştırmalı ampirik veri gerekir.

Kaynak: Frank (2004) ve Türkiye siyasetine ilişkin karşılaştırmalı kuramsal yaklaşımlardan hareketle yazar tarafından oluşturulmuştur.

Bu karşılaştırma, Frank’in yaklaşımının Türkiye’de kimlik ve ekonomik çıkarlar arasındaki ilişkinin sorgulanmasına katkıda bulunabileceğini, ancak hukuki-kurumsal kuşatma ve siyasal kaynak asimetrilerini tek başına açıklayamayacağını göstermektedir. Dolayısıyla Kansas analojisi, çalışmanın ana kuramı değil, daha geniş bir analitik çerçeveyi tamamlayan karşılaştırmalı bir perspektif olarak değerlendirilmelidir.

4.5. Seçeneksizlik mi, İnandırıcı Alternatif Üretme Sorunu mu?

Muhalefetin siyasal kapasitesine ilişkin değerlendirmelerde, seçmenlerin alternatif bulamaması ile mevcut alternatiflerin inandırıcılığına ilişkin tereddütleri birbirinden ayrılmalıdır. Bir siyasal alternatifin varlığı, onun seçmenler tarafından benimsenmesini veya uygulanabilir bulunmasını garanti etmez. Benzer biçimde, seçmenlerin bir alternatife mesafeli durması, alternatiflerin bütünüyle ortadan kalktığını göstermez.

2023 seçimlerinde farklı partileri bir araya getiren ittifak ve parlamenter sisteme dönüş önerisi, iktidardan ayrışan bir siyasal program oluşturma girişimi olarak incelenebilir. Bununla birlikte, bir programın varlığı ile programın seçmenler nezdindeki inandırıcılığı farklı araştırma konularıdır. İkinci turda elde edilen oy oranı da tek başına seçmenlerin programa, adaya, ittifaka veya iktidar değişikliği beklentisine hangi ölçüde destek verdiğini göstermez.

Bu nedenle çalışmada seçeneksiz demokrasi ifadesi, kanıtlanmış bir durumun tanımı olarak kullanılmamalıdır. Bunun yerine, muhalefetin alternatif üretme kapasitesi ile ürettiği alternatifleri toplumsal taleplerle ilişkilendirme, uygulanabilirlik bakımından inandırıcı kılma ve seçmenlere ulaşma kapasitesi ayrı ayrı incelenmelidir.

Tablo 5. Seçeneksizlik ve eşitsiz rekabet açıklamalarının karşılaştırılması
BoyutSeçeneksizlik açıklamasıEşitsiz rekabet ve inandırıcılık açıklamasıGerekli kanıt
Programatik farklılaşmaPartiler arasındaki politika farklarının sınırlı olmasıFarklı programların varlığına rağmen uygulanabilirlik algısının zayıf olmasıParti programları ve karşılaştırmalı politika analizi
Seçmen katılımıSiyasal apati ve alternatiflerden uzaklaşmaKatılımın farklı motivasyonlarla sürmesiSeçim istatistikleri ve seçmen araştırmaları
Rekabet koşullarıAlternatiflerin etkisiz veya anlamsız görülmesiRekabetin sürmesine karşın kaynak ve erişim eşitsizliklerinin bulunmasıMedya, finansman ve kurumsal erişim verileri
Muhalefetin örgütsel kapasitesiOrtak alternatif oluşturma güçlüğüParçalanma, kurumsal baskılar ve stratejik tercihlerin birlikte etkisiParti belgeleri, karar kayıtları ve süreç izleme
Siyasal etkililikSeçmenin siyasal sonuçları etkileyemeyeceği algısıEtkililik algısının kazanma beklentisi ve kurumsal güvenle ilişkisiKamuoyu araştırmaları

Kaynak: Yazar tarafından oluşturulmuştur. Tablo, ampirik sonuçları değil, birbiriyle yarışan açıklamaları ve bunları sınamak için gereken kanıtları göstermektedir.

Bu ayrım, muhalefetin sorunlarını yalnızca liderlik veya program yetersizliğiyle açıklamaktan da yalnızca dışsal baskılara bağlamaktan da kaçınmayı sağlar. Araştırılması gereken husus, örgütsel tercihlerin, kurumsal koşulların ve seçmen algılarının hangi koşullarda birbirini güçlendirdiği veya sınırladığıdır.

4.6. Siyasal Güven, Katılım ve Anomi

Siyasal güven, seçmen katılımı ve siyasal etkililik birbirleriyle ilişkili olabilecek, ancak birbirinin yerine kullanılamayacak kavramlardır. Bir seçmen siyasal kurumlara sınırlı güven duymasına rağmen mevcut yönetimi değiştirme, belirli bir adayı destekleme veya siyasal sonuçları etkileme amacıyla seçimlere katılabilir. Benzer biçimde, yüksek katılım oranı bireylerin siyasal kurumların işleyişini adil bulduklarını veya kendi tercihlerinin sonuçlar üzerinde etkili olduğuna inandıklarını kanıtlamaz.

Bu nedenle siyasi güvenin azaldığına ilişkin iddialar, kaynağı ve ölçüm yöntemi doğrulanmış anket verilerine dayandırılmalıdır. Kurumlara duyulan güven, siyasal sisteme ilişkin değerlendirmeler ve bireyin siyasal süreçler üzerindeki etkisine ilişkin algısı ayrı değişkenler olarak ele alınmalıdır. Kamuoyu araştırmalarında soru formu, örneklem, saha tarihi ve ölçüm ölçeği belirtilmeden aktarılan yüzdeler, güçlü sonuçlar çıkarmak için yeterli değildir.

Anomi kavramı da bu noktada sınırlı ve dikkatli bir biçimde kullanılmalıdır. Durkheim’ın (1897/2002) kavramı, toplumsal düzenleyici normların zayıflamasıyla ilişkilidir; siyasal güven kaybının doğrudan göstergesi değildir. Bu çalışmada anomi, siyasi yabancılaşmanın veya etkililik duygusu kaybının ölçülmüş bir sonucu olarak değil, söz konusu olguların olası toplumsal arka planını tartışmaya açan sezgisel bir kavram olarak değerlendirilmektedir.

Ekonomik koşulların siyasal güven ve etkililik algısıyla ilişkisi de benzer bir ihtiyatla ele alınmalıdır. Enflasyon, işgücü piyasasındaki güçlükler ve gelir dağılımına ilişkin kaygılar, siyasal tercihleri ve kurumlara yönelik değerlendirmeleri etkileyebilir. Ancak ekonomik sıkıntı ile siyasal güvensizlik arasındaki ilişkinin yönü ve gücü, yalnızca makroekonomik göstergelerden hareketle belirlenemez. Ayrıca TÜİK ve ENAG gibi kaynakların enflasyon ölçümleri karşılaştırılırken dönem, kapsam ve hesaplama yöntemlerinin uyumu gözetilmelidir. Ölçümler arasındaki fark, tek başına istatistik kurumlarına yönelik güvensizliğin kanıtı değildir.

Sonuç olarak, Türkiye’de yüksek seçim katılımı ile düşük siyasal etkililik algısının birlikte bulunabileceği varsayımı kuramsal olarak anlamlıdır; ancak bunun ampirik bir bulguya dönüştürülebilmesi için karşılaştırılabilir kamuoyu verilerine ihtiyaç vardır. Bu yaklaşım, siyasal güveni yalnızca sandığa katılma davranışına indirgeyen açıklamalardan kaçınırken anomi kavramının açıklama sınırlarını da korumaktadır.

5. Tartışma

Bu çalışmanın çözümlemesi, Türkiye’de muhalefetin siyasal kapasitesine ilişkin sorunların tek bir mekanizma üzerinden açıklanamayacağını ortaya koyan bir analitik çerçeve sunmaktadır. Kooptasyon, hukuki-kurumsal kuşatma, kimlik temelli kutuplaşma, örgütsel parçalanma ve parti içi karar alma süreçleri, birbirinden ayrıştırılması gereken; ancak belirli koşullarda birbirini etkileyebilecek mekanizmalardır. Bu nedenle muhalefetin karşı karşıya bulunduğu güçlükleri yalnızca liderlik tercihleri, programatik yetersizlikler veya dışsal baskılar üzerinden açıklamak, siyasal rekabetin çok boyutlu yapısını gözden kaçırma riski taşımaktadır.

İlk olarak, kooptasyon hipotezi, muhalefetin mevcut siyasal düzenle ilişkisini açıklamak bakımından analitik değerini korumakla birlikte, sistematik ampirik kanıt gerektirmektedir. Merkezî yönetim ile muhalefet belediyeleri arasındaki iş birlikleri, ortak projeler veya kaynak ilişkileri, kendi başlarına kooptasyonun kanıtı sayılamaz. Bu ilişkilerin muhalif aktörlerin karar özerkliğini hangi koşullarda etkilediğinin ve kurumsal bağımlılık üretip üretmediğinin gösterilmesi gerekir. Dolayısıyla kooptasyon, mevcut araştırmada doğrulanmış bir sonuçtan çok, karşılaştırmalı belediye verileriyle sınanması gereken bir açıklama hipotezidir.

İkinci olarak, zorlama ve hukuki-kurumsal kuşatma, Ö1 kapsamında değerlendirilmesi gereken önemli bir açıklama alanı oluşturmaktadır. İncelenen dönemdeki adli ve kurumsal gelişmeler, muhalefetin örgütsel devamlılığı, liderlik yapısı ve siyasal faaliyet kapasitesi üzerindeki olası etkileri bakımından önemlidir. Bununla birlikte, belirli hukuki işlemlerin varlığı ile bu işlemlerin siyasal rekabet üzerindeki etkileri ve hukuki gerekçeleri birbirinden ayrılmalıdır. Bu çalışma yargı kararlarının hukuki isabeti hakkında peşinen hüküm vermek yerine, kararların örgütsel kapasite, kaynak kullanımı ve siyasal temsil üzerindeki sonuçlarının incelenmesini esas almaktadır. Bu çerçevede Ö1’in kesin biçimde doğrulandığı değil, kooptasyonun tek başına yeterli bir açıklama olmadığını ve hukuki-kurumsal mekanizmaların ayrıca araştırılması gerektiğini gösteren bir analitik gerekçe bulunduğu söylenebilir.

Üçüncü olarak, kimlik temelli kutuplaşma ile ekonomik gündem arasındaki ilişki, Ö2 kapsamında ele alınmaktadır. Frank’in (2004) çalışması, kültürel kimlikler üzerinden yürütülen siyasal seferberliğin ekonomik çıkarların temsil edilme biçimiyle nasıl kesişebileceğini sorgulamak için yararlı bir karşılaştırmalı perspektif sunmaktadır. Ancak bu yaklaşımın Türkiye bağlamında, seçmenlerin kendi ekonomik çıkarlarına aykırı tercihlerde bulunduğu yönündeki daha güçlü bir iddiaya dönüştürülmesi, bireysel seçmen davranışına ilişkin ek kanıtlar gerektirir. Bu nedenle daha sınırlı ve sınanabilir önerme, kimlik temelli çatışmaların ekonomik ve dağıtımsal meselelerin ortak bir siyasal program etrafında görünür kılınmasını güçleştirebileceğidir. Bu ilişkinin varlığı ve yönü, parti programları, siyasal söylemler ve seçmen davranışları üzerinden araştırılmalıdır.

Dördüncü olarak, “seçeneksiz demokrasi” kavramının açıklama sınırları, seçimlere katılım ile siyasal alternatiflerin niteliği arasındaki ayrım üzerinden değerlendirilmelidir. 2023 seçimlerinde farklı siyasal partilerin ittifak kurması ve iktidardan ayrışan bir yönetim programı sunması, alternatiflerin bütünüyle bulunmadığı yönündeki kategorik bir iddiayı tartışmalı hâle getirmektedir. Bununla birlikte, alternatiflerin mevcut olması, seçmenler tarafından yeterince inandırıcı veya uygulanabilir bulunduğunu göstermez. Bu nedenle “eşitsiz zeminde rekabet” ile “alternatiflerin inandırıcılığı sorunu” kavramları, siyasal rekabetin kurumsal koşulları ile muhalefetin programatik kapasitesini birbirinden ayırarak incelemeye imkân tanımaktadır. Ö3’ün sınanması için seçim sonuçlarının yanı sıra seçmenlerin kazanma beklentileri, programlara ilişkin değerlendirmeleri ve siyasal etkililik algıları da incelenmelidir.

Son olarak, parti içi demokrasi ve örgütsel merkezîleşme, Ö4 kapsamında değerlendirilmesi gereken bir diğer boyuttur. Michels’in (1915) oligarşinin tunç yasasına ilişkin yaklaşımı, örgütlerin zaman içinde karar alma yetkilerini belirli yönetici çevrelerde yoğunlaştırma eğilimini tartışmak bakımından açıklayıcıdır. Bununla birlikte, bir partide yaşanan liderlik çatışmasını veya kurultay uyuşmazlığını doğrudan bu kuramın doğrulanması olarak yorumlamak doğru değildir. Parti içi gerilimler, örgütsel merkezîleşmenin yanı sıra hukuki müdahaleler, liderlik mücadeleleri, ideolojik ayrışmalar ve kurumsal kurallar gibi farklı etkenlerle ilişkili olabilir. Bu nedenle Michels’in yaklaşımı, hukuki-kurumsal bağlamı ikincilleştiren bir açıklama olarak değil, parti içi karar süreçlerinin incelenmesini sağlayan tamamlayıcı bir kuramsal mercek olarak kullanılmalıdır.

Genel olarak tartışma, muhalefetin siyasal kapasitesini değerlendirirken kurumsal varlık, siyasal özerklik ve dönüştürücü kapasite arasında ayrım yapılması gerektiğine işaret etmektedir. Bir partinin seçimlere katılması ve kurumsal varlığını sürdürmesi, tek başına eşit rekabet koşullarına veya etkili bir alternatif üretme kapasitesine sahip olduğunu göstermez. Benzer biçimde, muhalefetin karşılaştığı kurumsal engellerin varlığı da onun bütün stratejik tercihlerini açıklamaya yetmez. Araştırmanın temel katkısı, bu farklı açıklama düzeylerini birbirine indirgemeden aynı analitik çerçeve içinde değerlendirmeye açmasıdır.

6. Stratejik Çıkarımlar: Koşullu Değerlendirme

Bu bölümde sunulan stratejik çıkarımlar, belirli mekanizmaların varlığının ve etkilerinin ampirik incelemelerle desteklenmesi koşuluna bağlıdır. Amaç, siyasal aktörlere yönelik genel ve normatif çağrılarda bulunmaktan ziyade, hangi sorun alanında hangi kurumsal aracın değerlendirilebileceğini ortaya koymaktır. Önerilen önlemlerin etkili olacağı varsayılmamakta; bunların uygulanabilirliği, hukuki sınırları ve sonuçları ayrıca değerlendirilmesi gereken araştırma konuları olarak ele alınmaktadır.

Tablo 6. Mekanizmalar ve olası kurumsal karşılıklar
MekanizmaDeğerlendirilebilecek önlemGerekçe ve sınırlılık
KooptasyonBelediye ihaleleri, ortak protokoller ve kaynak tahsislerinde proaktif şeffaflık; bağımsız denetimKarar özerkliği ile kaynak ilişkilerinin incelenmesini kolaylaştırabilir. Etkisi, karşılaştırmalı veriyle değerlendirilmelidir.
Hukuki-kurumsal kuşatmaHukuki savunma kapasitesinin güçlendirilmesi, kararların belgelenmesi, hukuki güvencelerin izlenmesi ve seçim süreçlerinde sivil gözlemHukuki süreçlerin izlenebilirliğini ve seçim güvenliğini destekleyebilir. Her aracın hukuki dayanağı ve uygulama sınırları gözetilmelidir.
KutuplaşmaÜcret, konut, kira, sağlık ve sosyal koruma gibi dağıtımsal meseleleri ortak bir programda ele almaKimlik farklılıklarının ötesinde ortak politika alanları oluşturma imkânı sunabilir. Toplumsal karşılığı ve siyasal etkisi ampirik olarak sınanmalıdır.
Örgütsel parçalanmaŞeffaf ittifak kuralları, ortak aday belirleme ölçütleri, ön seçim ve uyuşmazlık çözüm mekanizmalarıKoordinasyon maliyetlerini azaltabilir. Sonuçlar parti yapısına, seçmen davranışına ve seçim sistemine bağlıdır.
Kartelleşme ve finansal bağımlılıkHukuka uygun finansman çeşitliliği, bağış şeffaflığı ve bağımsız mali denetimKaynak bağımlılıklarının izlenmesine yardımcı olabilir. Bağış ve kitle fonlaması uygulamaları yürürlükteki mevzuat çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Kaynak: Yazar tarafından oluşturulmuştur. Tablodaki önlemler, kanıtlanmış etki sonuçları değil, araştırma çerçevesinden türetilen koşullu önerilerdir.

Bu çerçevede şeffaflık, yalnızca bilgilerin kamuya açıklanmasıyla sınırlı bir uygulama olarak düşünülmemelidir. İhalelerin, ortak protokollerin, kaynak tahsislerinin ve karar süreçlerinin karşılaştırılabilir biçimde belgelenmesi, kamu kaynaklarının kullanımının değerlendirilmesine imkân tanıyabilir. Ancak şeffaflığın tek başına kooptasyonu önleyeceği veya siyasal bağımlılığı ortadan kaldıracağı varsayılmamalıdır.

Hukuki-kurumsal baskı iddiaları bakımından belgelerin korunması, hukuki savunma kapasitesi ve bağımsız izleme mekanizmaları değerlendirilebilir. Buradaki temel mesele, hukuki süreçleri kategorik olarak siyasal müdahale saymak değil, süreçlerin hukuki güvenceler çerçevesinde yürütülüp yürütülmediğini ve siyasal rekabet üzerinde hangi sonuçları doğurduğunu incelemektir.

Kutuplaşma ve parçalanma bakımından ise ortak program oluşturma kapasitesi önem taşımaktadır. Ücret, konut, kira, sağlık ve sosyal koruma gibi gündelik yaşamı doğrudan etkileyen konuların ortak bir politika çerçevesinde ele alınması, farklı toplumsal kesimlerin taleplerinin karşılaştırılmasına imkân verebilir. Bununla birlikte, ortak bir programın varlığı, kimlik temelli ayrışmaların ortadan kalkacağı veya seçmen desteğinin artacağı anlamına gelmez.

2019 İstanbul seçimleri ve yenilenen seçim süreci, farklı toplumsal kesimlerin desteğinin seçim rekabetindeki rolünü incelemek bakımından karşılaştırmalı bir vaka olarak ele alınabilir. Ancak bu örneğin başarısını yalnızca geniş bir koalisyona bağlamak, adayın özellikleri, kampanya stratejisi, seçmen davranışları ve dönemin siyasal koşulları gibi diğer etkenleri göz ardı etme riski taşır. Dolayısıyla 2019 deneyiminin 2026 koşullarına aktarılabilirliği, doğrudan bir genelleme yoluyla değil, benzerlik ve farklılıkların sistematik karşılaştırılmasıyla değerlendirilmelidir.

Parti içi demokrasi bakımından ön seçim, şeffaf aday belirleme ölçütleri ve iç uyuşmazlıkların çözümüne yönelik kurallar, örgütsel karar süreçlerinin incelenmesinde dikkate alınabilecek araçlardır. Bununla birlikte, bu mekanizmaların varlığı ile fiilen katılımcı karar alma süreçleri üretmesi birbirinden farklıdır. Benzer biçimde, siyasal finansmanın çeşitlendirilmesi de ancak hukuki uygunluk, bağış şeffaflığı ve hesap verebilirlik ilkeleriyle birlikte değerlendirildiğinde anlamlıdır.

Bu nedenle stratejik çıkarımların ortak ilkesi, tek bir reçetenin bütün sorunları çözeceği varsayımından kaçınmaktır. Kurumsal şeffaflık, hukuki güvenceler, programatik koordinasyon ve parti içi katılım farklı sorun alanlarına karşılık gelmektedir. Her birinin etkisi, ilgili mekanizma ve bağlam dikkate alınarak ayrı ayrı incelenmelidir.

Sonuç

Bu çalışma, Türkiye’de muhalefetin siyasal kapasitesine ilişkin sorunların “seçeneksiz demokrasi” kavramıyla bütünüyle açıklanamayacağını ileri sürmektedir. Siyasal alternatiflerin varlığı, seçimlere katılımın sürmesi ve muhalefetin belirli dönemlerde önemli seçim sonuçları elde etmesi, alternatiflerin bulunmadığı yönündeki kategorik bir değerlendirmeyi sınırlandırmaktadır. Bununla birlikte, bu unsurlar siyasal rekabetin eşit koşullarda gerçekleştiğini, muhalefetin kurumsal kaynaklara eşit eriştiğini veya seçmenlerin alternatifleri yeterince inandırıcı bulduğunu tek başına kanıtlamaz.

Bu çerçevede “eşitsiz zeminde rekabet ve alternatiflerin inandırıcılığı sorunu”, çalışmanın temel analitik önerisi olarak öne çıkmaktadır. Kavramın ilk boyutu, siyasal rekabetin hukuki, kurumsal ve ekonomik koşullarındaki olası asimetrilere; ikinci boyutu ise muhalefetin program oluşturma, toplumsal talepleri temsil etme ve önerdiği politikaların uygulanabilirliğini ortaya koyma kapasitesine işaret etmektedir. Bu iki boyut birbiriyle ilişkili olabilse de özdeş değildir. Kurumsal eşitsizlikler, muhalefetin hareket alanını sınırlayabilir; programatik ve örgütsel sorunlar ise bu koşullardan bağımsız olarak da ortaya çıkabilir.

Çalışmanın ilk katkısı, muhalefetin siyasal konumunu açıklamak üzere kooptasyon, hukuki-kurumsal kuşatma, kutuplaşma ve parçalanma ile kartelleşme mekanizmalarını birbirinden ayıran bir tipoloji sunmasıdır. İkinci katkısı, bu mekanizmaları dört araştırma önermesiyle ilişkilendirerek daha kapsamlı ampirik incelemelere açık bir çerçeve oluşturmasıdır. Üçüncü katkısı ise Frank’in kimlik ve ekonomik çıkarlar arasındaki ilişkiye odaklanan yaklaşımını, Türkiye’nin kurumsal ve siyasal farklılıklarını göz ardı etmeden tamamlayıcı bir perspektif olarak konumlandırmasıdır.

Bununla birlikte, çalışmanın önermeleri mevcut çerçeve içinde kesin biçimde doğrulanmış sonuçlar olarak değerlendirilmemelidir. Kooptasyonun açıklama gücünün belirlenmesi, belediye düzeyindeki ortak protokollerin, ihale süreçlerinin ve kaynak tahsislerinin sistematik biçimde incelenmesini gerektirmektedir. Kimlik temelli kutuplaşmanın ekonomik gündem üzerindeki etkisi, parti programlarının ve siyasal söylemlerin karşılaştırmalı içerik analiziyle araştırılabilir. Siyasal güven ve etkililik algısı, KONDA Barometre ve Dünya Değerler Araştırması gibi kaynaklarda ilgili sorular, örneklemler ve saha dönemleri doğrulanarak incelenmelidir. Ana muhalefet partisi ile yeni siyasal oluşumlar arasındaki ayrışmanın seçmen davranışına etkisi ise seçim sonuçları, seçmen geçişleri ve örgütsel gelişmeler üzerinden ayrıca sınanmalıdır.

Gelecek araştırmaların bir diğer yönü, hukuki-kurumsal süreçlerin muhalefetin kapasitesi üzerindeki etkilerini alternatif açıklamalarla birlikte değerlendirmektir. Bu amaçla kararların kronolojisi, örgütsel sonuçları, kaynak kullanımı ve benzer olaylarla karşılaştırılabilirliği incelenebilir. Parti içi demokrasi bakımından da biçimsel tüzük hükümleri ile fiilî karar alma süreçlerinin ne ölçüde örtüştüğü araştırılmalıdır.

Sonuç olarak, muhalefetin siyasal sistem içindeki varlığını sürdürmesi ile etkili bir demokratik alternatif oluşturması arasındaki ilişki, tek başına seçim sonuçları veya aktörlerin niyetleri üzerinden açıklanamaz. Bu ilişki; kurumsal koşullar, siyasal kaynaklara erişim, örgütsel karar süreçleri, toplumsal kutuplaşma ve seçmenlerin etkililik algısı birlikte ele alınarak incelenmelidir. Çalışmanın temel iddiası, muhalefetin karşılaştığı sorunları tek bir nedene bağlamak değil, farklı mekanizmaları birbirinden ayırarak hangi koşullarda ve hangi kanıtlarla açıklayıcı hâle geldiklerini ortaya koymaktır. Böylece “seçeneksizlik” gibi geniş bir nitelemenin yerine, siyasal rekabetin koşullarını ve alternatif üretme kapasitesini ayrı ayrı sorgulamaya imkân veren daha sınanabilir bir analitik çerçeve önerilmektedir.

Kaynakça

Bartels, L. M. (2006). What’s the matter with What’s the Matter with Kansas? Quarterly Journal of Political Science, 1(2), 201–226.http://www.vanneman.umd.edu/socy789b/Bartels06.pdf

Bermeo, N. (2016). On democratic backsliding. Journal of Democracy, 27(1), 5–19.https://www.ucg.ac.me/skladiste/blog_608364/objava_206975/fajlovi/On%20Democratic%20Backsliding.pdf

Crouch, C. (2004). Post-democracy. Polity Press.https://dokumen.pub/post-demokrasi.html?__cf_chl_tk=uS2TP4MxjkAnGe6c27SnMyJQTVe3uCkAC87teWZDEOo-1791535221-1.0.1.1-C_ciaYdI5mT6rsJQfWIziMhZSVE1J_JLsqLc0jF.9Jo

Durkheim, E. (2002). İntihar: Sosyolojik bir inceleme (Ö. Ozankaya, Çev.). Cem Yayınevi. (Orijinal eser 1897)https://www.scribd.com/document/393671331/Emile-Durkheim-%C4%B0ntihar

Enflasyon Araştırma Grubu [ENAG]. (2026, Ekim). Eylül 2026 E-TÜFE açıklaması.https://tr.euronews.com/2026/10/05/eylulde-yillik-enflasyon-tuike-gore-yuzde-2973-enaga-gore-yuzde-4661

Esen, B., & Gümüşçü, Ş. (2016). Rising competitive authoritarianism in Turkey. Third World Quarterly, 37(9), 1581–1606.https://www.swp-berlin.org/publications/products/fachpublikationen/Berk_Esen_Rising_competitive_authoritarianism_in_Turkey.pdf

Frank, T. (2004). What’s the matter with Kansas? How conservatives won the heart of America. Metropolitan Books.https://www.uvm.edu/~dguber/POLS125/articles/frank.pdf

Frank, T. (2016). Listen, liberal: Or, what ever happened to the party of the people? Metropolitan Books.https://cdn.bookey.app/files/pdf/book/en/listen–liberal.pdf

Gamson, W. A. (1975). The strategy of social protest. Dorsey Press.https://www.semanticscholar.org/paper/The-strategy-of-social-protest-Finch-Gamson/d8ec982cff79f0a970305cae27f8d2588566044a

Gandhi, J., & Przeworski, A. (2007). Authoritarian institutions and the survival of autocrats. Comparative Political Studies, 40(11), 1279–1301.https://journals.sagepub.com/doi/10.1177/0010414007305817

Gelman, A., Park, D., Shor, B., Bafumi, J., & Cortina, J. (2008). Red state, blue state, rich state, poor state: Why Americans vote the way they do. Princeton University Press.https://sites.stat.columbia.edu/gelman/research/published/rb_qjps.pdf

Katz, R. S., & Mair, P. (1995). Changing models of party organization and party democracy: The emergence of the cartel party. Party Politics, 1(1), 5–28. https://doi.org/10.1177/1354068895001001001https://www.academia.edu/1261590/Changing_models_of_party_organization_and_party_democracy

Levitsky, S., & Way, L. A. (2010). Competitive authoritarianism: Hybrid regimes after the Cold War. Cambridge University Press.https://www.cambridge.org/core/books/competitive-authoritarianism/20A51BE2EBAB59B8AAEFD91B8FA3C9D6

Lust-Okar, E. (2005). Structuring conflict in the Arab world: Incumbents, opponents, and institutions. Cambridge University Press.https://www.cambridge.org/core/books/structuring-conflict-in-the-arab-world/A503BF2699E19AF1B8C8C283ADFF7E0F

Mair, P. (2013). Ruling the void: The hollowing of Western democracy. Verso.https://books.google.com.tr/books/about/Ruling_the_Void.html?id=bblvDwAAQBAJ&printsec=frontcover&source=kp_read_button&redir_esc=y#v=onepage&q&f=false

Mardin, Ş. (1973). Center-periphery relations: A key to Turkish politics? Daedalus, 102(1), 169–190.https://homes.izmirekonomi.edu.tr/aakan/center-periphery-relations.pdf

McCoy, J., Rahman, T., & Somer, M. (2018). Polarization and the global crisis of democracy: Common patterns, dynamics, and pernicious consequences for democratic polities. American Behavioral Scientist, 62(1), 16–42.https://mysite.ku.edu.tr/musomer/wp-content/uploads/sites/191/2021/07/McCoyRahmanSomer-ABS-2018.pdf

Medyascope. (2026, 21 Temmuz). Ana muhalefette yeni parti kuruluşu açıklaması (haber).https://medyascope.tv/2026/07/24/yeni-parti-resmen-kuruldu-ozgur-ozel-genel-baskan-secildi-tum-gun-ne-oldu/

Michels, R. (1915). Political parties: A sociological study of the oligarchical tendencies of modern democracy. Hearst’s International Library.https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/d/dd/Political_parties%3B_a_sociological_study_of_the_oligarchical_tendencies_of_modern_democracy_%28IA_politicalparties00mich%29.pdf

Mouffe, C. (2000). The democratic paradox. Verso.https://monoskop.org/images/4/41/Mouffe_Chantal_The_Democratic_Paradox_2000.pdf

Mouffe, C. (2005). On the political. Routledge.https://monoskop.org/images/7/75/Mouffe_Chantal_On_the_Political_2005.pdf

Oy ve Ötesi. (2023). 2023 genel seçimleri gözlem raporu. Oy ve Ötesi Derneği.

Özerim, İ. (2026, 5 Ağustos). Özgür Özel quits CHP to launch Yeni Parti: Can Türkiye’s opposition survive the split? T-Vine. https://www.t-vine.com/public/ozgur-ozel-quits-chp-to-launch-yeni-parti-can-turkiyes-opposition-survive-the-split

Przeworski, A. (2018). Why bother with elections? Polity Press.https://www.tandfonline.com/doi/full/10.1080/10220461.2023.2262980

Schumpeter, J. A. (1942). Capitalism, socialism and democracy. Harper & Brothers.

https://eet.pixelonline.org/files/etranslation/original/Schumpeter,%20Capitalism,%20Socialism%20and%20Democracy.pdf

Selznick, P. (1949). TVA and the grass roots: A study in the sociology of formal organization. University of California Press.

https://dn760009.eu.archive.org/0/items/tvandgrassrootss00selzrich/tvandgrassrootss00selzrich.pdf

Somer, M. (2016). Understanding Turkey’s democratic breakdown: Old vs. new and indigenous vs. global authoritarianism. Southeast European and Black Sea Studies, 16(4), 481–503.https://faculty.ozyegin.edu.tr/muratsomer/files/2025/12/Understanding-Turkeys-democratic-breakdown-old-vs.-new-and-indigenous-vs.-global-authoritarianism.pdf

Türkiye İstatistik Kurumu [TÜİK]. (2026a, 5 Ekim). Tüketici fiyat endeksi, Eylül 2026. https://www.tuik.gov.tr

Türkiye İstatistik Kurumu [TÜİK]. (2026b, 31 Ağustos). İşgücü istatistikleri, Temmuz 2026. https://www.tuik.gov.tr

Yüksek Seçim Kurulu [YSK]. (2023). 14 Mayıs 2023 Cumhurbaşkanı seçimi kesin sonuçları. Resmî Gazete.Öz

Loading

Sonraki
Önceki
Back To Top