Skip to content

Yükseköğretimde “Hızlandırılmış” Dönüşüm: Akademik Erozyonun Ekonomik Politiği-Bir Modern Zamanlar Distopyası

Giriş

Aralık 2025’te Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı tarafından kamuoyuna duyurulan “yılda üç sömestirli” yeni akademik takvim modeli (Özvar, 2025), Türkiye’de yükseköğretimin yönelimini köklü biçimde etkileyecek bir dönüşümün işaret fişeği niteliğindedir. Model, başarılı ve istekli öğrencilerin toplam 240 AKTS kredi yükü korunmak kaydıyla sekiz sömestirlik lisans eğitimini üç takvim yılı içinde tamamlayabilmesini mümkün kılmaktadır.

Resmî söylemde bu düzenleme; esneklik, istihdama hızlı katılım ve Bologna Süreci’ne uyum gibi olumlu kavramlarla gerekçelendirilmektedir. Ancak söz konusu model, üniversiteyi eleştirel düşüncenin üretildiği kamusal bir alan olmaktan uzaklaştırarak, sermayenin kısa vadeli iş gücü taleplerine “just-in-time” mantığıyla yanıt veren bir tedarik mekanizmasına dönüştürme riskini barındırmaktadır.

Bu bağlamda “hız”, pedagojik bir gereklilik olmaktan ziyade neoliberal ekonomi-politiğin işlevsel bir aracına dönüşmektedir. Bilgi derinleştirilmemekte, sıkıştırılmakta; üniversite, aydınlanma ve eleştiri mekânı olmaktan çıkarak ölçülebilir çıktı üreten bir verimlilik aygıtına indirgenmektedir.

1. Eğitimin Metalaşması ve Bilişsel Proleterleşme

Yeni model, akademik yarıyılları fiilen 11–12 haftaya indirirken yaz tatilini büyük ölçüde ortadan kaldırmakta ve yıl boyu kesintisiz bir eğitim temposu öngörmektedir. Toplam kredi yükü değişmese de, öğrenme süreçleri yoğunlaşmakta; tartışma, araştırma, okuma ve düşünsel sindirme için gerekli olan zaman sistematik biçimde daralmaktadır.

Bu durum, üniversite eğitimini kuramsal derinlikten kopararak bireyi yalnızca teknik beceriye sahip bir uygulayıcıya indirgeme riskini beraberinde getirmektedir. Praksis Dergisi’nin de işaret ettiği üzere bu süreç, bilginin metalaşmasıyla eş zamanlı olarak bir bilişsel proleterleşme üretmektedir (Praksis, 2025, s. 14).

Avrupa’da Bologna Süreci kapsamında üç yıllık lisans modelleri yaygın olmakla birlikte, bu sistemler güçlü bir ortaöğretim altyapısı, yeterli öğretim üyesi sayısı ve gelişmiş akademik destek mekanizmaları üzerine kuruludur. Türkiye’de ise öğretim üyesi açığı, laboratuvar ve kütüphane yetersizlikleri ile zayıf ortaöğretim temeli dikkate alındığında, hızlandırılmış model yüzeysel öğrenmeyi derinleştirme riski taşımaktadır.

2. Yaz Okulu ve İkinci Öğretim Deneyiminden Çıkarılmayan Dersler

“Yıl boyu eğitim” söylemi, Türkiye yükseköğretim sisteminin hâlihazırda deneyimlediği yaz okulu ve ikinci öğretim uygulamalarının yarattığı yapısal tahribatı büyük ölçüde göz ardı etmektedir.

Yaz okulları, pedagojik bir zorunluluktan ziyade ek gelir üretme aracına dönüşmüş; yoğunlaştırılmış programlar çoğu zaman nitelikten ödün veren biçimsel uygulamalar hâlini almıştır. Benzer şekilde ikinci öğretim uygulamaları; yorgun akademisyenler, düşük motivasyonlu öğrenciler ve zorlanan altyapı ile birlikte akademik niteliğin sistematik biçimde aşındığı alanlar olmuştur.

Üç yıllık lisans modeli, bu istisnai uygulamaları genelleştirerek yoğunluğu olağan, nitelik kaybını ise kalıcı hâle getirme riskini taşımaktadır.

3. Tarihsel Tekerrür: METEB ve Merkezi “Yap-Boz” Politikaları

Türkiye yükseköğretim tarihi, merkeziyetçi ve nicelik odaklı müdahalelerin nitelik aşınmasına yol açtığı örneklerle doludur. METEB kapsamında uygulanan sınavsız geçiş politikası, Meslek Yüksekokullarını fiilen lise müfredatının uzantısına dönüştürmüş; akademik standartlar ciddi biçimde zayıflamıştır.

Bugün gündeme gelen hızlandırılmış lisans modeli, benzer bir aşağıya doğru eşitleme riskini bu kez lisans düzeyine taşımaktadır. Üniversiteler, bilimsel özerkliklerini yitirerek piyasanın esnek, hızlı ve itirazsız iş gücü taleplerine uyarlanmış kurumsal yapılara indirgenme tehlikesiyle karşı karşıyadır.

4. Yönetişim Krizi: İradesi Dışsallaştırılmış ve Araçsallaştırılmış Rektörlük Modeli

Hızlandırılmış dönüşümün en kritik ve en az tartışılan boyutlarından biri, üniversitelerin yönetişim yapısında yaşanan derin kırılmadır. Akademik liyakat yerine merkezî uyum kriterleriyle şekillenen atama pratikleri, rektörlüğü karar alan bir özne olmaktan çıkararak iradesi dışsallaştırılmış ve araçsallaştırılmış bir yönetsel modele dönüştürmektedir.

Bu modelde rektörlük, üniversitenin akademik iradesini temsil eden bir makam olmaktan ziyade, merkezî kararların yerel düzeyde iletimini ve uygulanmasını sağlayan bir yönetsel arayüz işlevi görmektedir. Üniversite senatoları ise akademik müzakerenin yürütüldüğü özerk platformlar olmaktan çıkarak, bu kararların biçimsel olarak onaylandığı bürokratik mekanizmalara indirgenmektedir.

Bu yapısal edilgenlik, pedagojik risklerin ve uzun vadeli toplumsal etkilerin sistem içinden denetlenmesini fiilen imkânsız hâle getirmektedir.

5. Genç İşsizliğinin “İstatistiksel” Yönetimi

“Hızlı mezuniyet” söylemi, yapısal genç işsizliği çözmekten ziyade onu yeniden paketleyen bir yönetim tekniği olarak işlev görmektedir. Yükseköğretim mezunlarının istihdam oranları görece yüksek görünse de, nitelikli ve güvenceli iş olanakları sınırlıdır. Mezunların bir yıl erken piyasaya sürülmesi, prekaryalaşmayı derinleştirmekte; güvencesiz ve düşük ücretli istihdam biçimlerini yaygınlaştırmaktadır (Bozoğlu & Göktürk, 2022, s. 92).

Bu bağlamda devlet, kamusal istihdam yaratma sorumluluğunu bireyin “hızına” devrederek sorunu çözmemekte; yalnızca istatistiksel olarak görünmez kılmaktadır.

6. Potansiyel Avantajlar ve Karşı Görüşler

Modelin savunucuları, erken mezuniyet, uluslararası uyum, uzun dönem staj olanakları ve maliyet avantajları gibi potansiyel kazanımlara işaret etmektedir. YÖK, uygulamanın isteğe bağlı, kademeli ve öğrenme çıktılarından taviz vermeden hayata geçirileceğini vurgulamaktadır.

Ancak bu kazanımlar, güçlü altyapı yatırımları, liyakat esaslı yönetişim ve nitelikli istihdam politikaları olmaksızın gerçekleşemez. Aksi hâlde “verimlilik”, pedagojik iyileşmenin değil maliyet düşürmenin kavramsal örtüsüne dönüşür.

Sonuç:

Nitelikli Bir Gelecek mi, Hızlandırılmış Bir Çöküş mü?

Türkiye’de yaz okulu ve ikinci öğretim deneyimleri, yoğunlaştırılmış eğitimin mevcut yapısal koşullar altında nitelik kaybı ürettiğini açıkça göstermektedir. Üç yıllık lisans modeli, bu riskleri istisnai olmaktan çıkarıp sistemin geneline yayma potansiyeline sahiptir.

Yükseköğretimde gerçek ihtiyaç; eğitimi piyasa mantığıyla hızlandırmak değil, kamusal yatırımlarla altyapıyı güçlendirmek, akademik özgürlük ve kurumsal özerkliği yeniden tesis etmek, eleştirel düşünceyi merkeze alan ve iradesi içkin üniversiteler inşa etmektir.

Aksi hâlde üniversite, toplumun geleceğini kuran bir kurum olmaktan çıkarak, sermayenin geçici ihtiyaçlarına eklemlenmiş bir tedarik zinciri halkasına dönüşecektir.

Kaynakça

Bozoğlu, O., & Göktürk, Ş. (2022). Yükseköğretimde neoliberal değişim: Mikrokurumsalcılık perspektifi. Adıyaman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, (40), 72–105.

Özvar, E. (2025, 21 Aralık). Yükseköğretimde yeni model ve akademik verimlilik. Ankara: YÖK Yayınları.

Praksis Dergisi. (2025). Eğitimin metalaşması ve akademik erozyon. Sayı 67, 10–38.

Yükseköğretim Kurulu [YÖK]. (2025a). 2025–2030 yükseköğretim strateji belgesi. Ankara.

Loading

Önceki
Back To Top