Skip to content

Yönetim Muhasebesinin Net Sıfır Taahhütleri ve Karbon Kredilerinin Finansal Raporlamasındaki Stratejik Rolü: Konderatif Dalgalar Modeli ve Eleştirel Bir Çerçeve

 Prof. Dr. Orhan Elmacı, 

https://orcid.org/0000-0002-7137-6211

Bu çalışma Kütahya Dumlupınar Üniversitesi (ROR: https://ror.org/02mn0vt57) tarafından desteklenmiştir.

                                                                                                                                   oelmaci@gmail.com

Öz

Bu çalışma, yönetim muhasebesinin net sıfır taahhütleri ve karbon kredilerinin finansal raporlamasındaki stratejik rolünü, yazar tarafından geliştirilen “Konderatif Dalgalar Modeli” ve sekiz temel ilke çerçevesinde ele almaktadır. Çalışmanın temel çıkış noktası, sürdürülebilirlik söyleminin şirket kapitalizmi tarafından giderek artan biçimde araçsallaştırılması ve muhasebe disiplininin bu süreçte üstlendiği ikili roldür: bir yandan şirketlerin çevresel taahhütlerini raporlayarak şeffaflık ve hesap verebilirlik iddiasını güçlendirmesi, diğer yandan ise doğayı finansal göstergelere indirgeme tehlikesini içinde barındırması.

Konderatif Dalgalar Modeli, finansal ve çevresel göstergelerin (karbon emisyonu, karbon kredisi değeri, maliyet, risk) zamansal dalgalanmalarını ve karşılıklı etkileşimlerini görselleştirmektedir. Model, yönetim muhasebesine yalnızca ölçme ve raporlama işlevi yüklememekte, aynı zamanda geleceğe dönük stratejik kararların alınmasında bir simülasyon aracı olarak kullanılabileceğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda geliştirilen sekiz ilke, doğanın “parasal bir varlık” haline indirgenmeden korunabilmesi için muhasebe pratiğine etik, ekolojik ve sosyal boyutların dâhil edilmesi gerektiğini savunmaktadır.

Çalışmada, TMS/IFRS ile VUK/TFRS arasındaki yapısal uyumsuzluklar derinlemesine incelenmiştir. Uluslararası standartların yatırımcı odaklı yaklaşımı ile Türkiye’deki vergi merkezli düzenlemeler arasındaki gerilim, karbon muhasebesi ve karbon kredilerinin finansal tablolara entegrasyonunda ciddi sorunlar yaratmaktadır. Ayrıca şirket kapitalizminin kısa vadeli kâr maksimizasyonu odaklılığı ile gezegensel sınırların aşılması arasındaki çelişki eleştirel bir perspektifle değerlendirilmiştir.

Çalışmanın teorik çerçevesi, Mervyn King’in entegre raporlama vizyonuPaul Druckman’ın sürdürülebilirlik ve standartlaşmaya dair yaklaşımı ve Helen Brand’in etik liderlik vurgusu üzerine inşa edilmiştir. Bu üçlü perspektif, muhasebenin yalnızca teknik bir raporlama aracı değil, aynı zamanda toplumsal dönüşümde kritik rol üstlenen bir etik sistem olduğunu göstermektedir.

Elde edilen bulgular, yönetim muhasebesinin finansal ve çevresel hedeflerin dengelenmesinde kritik bir araç olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak aynı zamanda, karbon kredilerinin piyasa odaklı mekanizmalar üzerinden değerlenmesi, işletmelerin “greenwashing” pratiklerine başvurabilme riskini de artırmaktadır. Bu nedenle muhasebe uygulamalarının yalnızca standart uyumu gözeten bir yaklaşım yerine, etik duruşu ve ekolojik sorumluluğu merkezine alan bir anlayışla yeniden tasarlanması gerekmektedir.

Sonuç olarak, çalışma şu temel katkıları sunmaktadır:

  1. Konderatif Dalgalar Modeli aracılığıyla finansal ve çevresel göstergelerin birlikte analiz edilebilmesine yönelik özgün bir metodolojik yaklaşım geliştirilmiştir.
  2. Sekiz ilke ile doğanın paraya indirgenmeden korunabileceği alternatif bir muhasebe vizyonu önerilmiştir.
  3. TMS/IFRS – VUK/TFRS uyumsuzluğu bağlamında karbon kredilerinin raporlanmasındaki mevcut boşluklar açığa çıkarılmıştır.
  4. Yönetim muhasebesinin sürdürülebilirlik söylemi içindeki stratejik, etik ve eleştirel rolü bütüncül biçimde analiz edilmiştir.

Bu çerçevede çalışma, yalnızca muhasebe literatürüne değil, aynı zamanda sürdürülebilirlik, şirket kapitalizmi ve ekolojik ekonomi alanlarına da katkı sunmayı hedeflemektedir. Muhasebenin geleceği, yalnızca finansal istikrarın değil, aynı zamanda gezegenin varoluşsal sınırlarının da korunabilmesine bağlıdır.

Anahtar Kelimeler

Yönetim Muhasebesi; Net Sıfır Taahhütleri; Karbon Kredileri; Entegre Raporlama; Gezegensel Sınırlar; Sürdürülebilirlik; Yeşil Aklama (Greenwashing); TMS/IFRS; VUK/TFRS; Konderatif Dalgalar Modeli

Abstract

This study examines the strategic role of management accounting in net-zero commitments and the financial reporting of carbon credits, through the author’s original “Konderative Waves Model” and a framework of eight guiding principles. The starting point of the study is the growing instrumentalization of the sustainability discourse by corporate capitalism and the dual role of accounting within this process: on the one hand, reinforcing transparency and accountability by reporting corporate environmental commitments, and on the other hand, carrying the inherent risk of reducing nature to financial indicators.

The Konderative Waves Model visualizes the temporal fluctuations and dynamic interactions of financial and environmental indicators (carbon emissions, carbon credit valuation, cost, and risk). Rather than positioning management accounting solely as a measurement and reporting tool, the model highlights its potential as a simulation instrument for strategic decision-making. Within this context, the proposed eight principles argue that nature should not be reduced to a “monetary asset” and that accounting practices must integrate ethical, ecological, and social dimensions.

The study critically investigates the structural inconsistencies between IFRS/TMS and VUK/TFRS. The investor-oriented focus of international standards and the tax-centered orientation of Turkish regulations generate significant challenges for integrating carbon accounting and carbon credits into financial statements. Furthermore, the tension between the short-term profit-maximization logic of corporate capitalism and the transgression of planetary boundaries is analyzed from a critical perspective.

The theoretical foundation of this study builds on Mervyn King’s vision of integrated reportingPaul Druckman’s approach to sustainability and standardization, and Helen Brand’s emphasis on ethical leadership. Together, these perspectives underline the argument that accounting is not merely a technical tool for reporting, but a normative and ethical system shaping societal transformation.

Findings reveal that management accounting is a critical mechanism for balancing financial and environmental objectives. At the same time, however, the valuation of carbon credits through market-driven mechanisms increases the risk of corporate greenwashing practices. Hence, accounting must be redesigned not merely as a compliance-oriented activity but as a practice that centers ethical stance and ecological responsibility.

In conclusion, this study contributes to the literature in four main ways:

  1. Introducing the Konderative Waves Model as an innovative methodological approach for analyzing financial and environmental indicators together.
  2. Proposing eight principles for developing an alternative accounting vision that protects nature without reducing it to monetary terms.
  3. Exposing the IFRS/TMS – VUK/TFRS misalignment and its implications for the reporting of carbon credits.
  4. Providing a strategic, ethical, and critical analysis of management accounting within the sustainability discourse.

Ultimately, the study argues that the future of accounting is not only linked to financial stability but also to the preservation of the planet’s existential boundaries.

Keywords

Management Accounting; Net-Zero Commitments; Carbon Credits; Integrated Reporting; Planetary Boundaries; Sustainability; Greenwashing; IFRS/TMS; VUK/TFRS; Konderative Waves Model

Giriş

Küresel kapitalizmin ivme kazandığı, ekonomik büyüme mitinin neredeyse kutsal bir dogma haline geldiği günümüzde, insanlık kendisini eşzamanlı krizlerin kıskacında bulmaktadır. İklim değişikliği, biyolojik çeşitliliğin hızla azalması, doğal kaynakların tükenişi ve toplumsal eşitsizliklerin derinleşmesi, yalnızca çevresel ya da sosyal sorunlar olarak değil, bizzat uygarlığın sürdürülebilirliği açısından varoluşsal tehditler olarak karşımızdadır. Bu bağlamda muhasebe bilimi ve özelde yönetim muhasebesi, uzun süredir sahip olduğu “tarafsız, ölçümsel ve teknik” imajın ötesine geçmek zorundadır. Zira ölçülmeyen yalnızca görünmez kalmaz, aynı zamanda değersizleştirilir. Bugün ölçülemeyen, “paraya indirgenemeyen” doğa, tam da bu nedenle kapitalizmin gözünde ikincil bir kategoriye indirgenmiştir.

Ne var ki 21. yüzyılın ikinci çeyreğinde artık aşikârdır: Doğa paraya indirgenemez, ancak korunabilir. Bu korunma, yalnızca devletlerin çevre politikaları veya şirketlerin gönüllü sürdürülebilirlik raporlarıyla değil; ekonomi, finans ve muhasebe disiplinlerinin epistemolojik çerçevesinin yeniden inşasıyla mümkündür. Yönetim muhasebesinin bugüne dek sahip olduğu temel varsayımlar –kâr maksimizasyonu, kısa vadeli performans odaklılık, paydaş yerine hissedar merkezlilik– kapitalizmin tarihsel bir ürünüdür. Bu varsayımlar, gezegensel sınırların aşıldığı, ekolojik dengeyle çatışan bir çağda artık işlevsiz kalmıştır. Dolayısıyla muhasebe, yalnızca raporlayan değil, aynı zamanda normatif çerçeve üreten bir toplumsal kurum olarak yeniden düşünülmelidir.

Tarihsel Arka Plan

Muhasebenin tarihsel serüveni, Antik Mezopotamya’daki kil tabletlerden, Orta Çağ’da çift taraflı kayıt sistemine, Sanayi Devrimi sonrası modern muhasebe standartlarının doğuşuna kadar insanlığın ekonomik faaliyetleriyle sıkı sıkıya bağlantılıdır. 20. yüzyılda muhasebe, büyük ölçüde finansal piyasalara hizmet eden bir “bilgi sistemi” olarak kurgulandı. Bu süreçte muhasebenin temel işlevi, yatırımcılara güvenilir, karşılaştırılabilir ve denetlenebilir bilgi sunmak olarak belirlendi. Yönetim muhasebesi ise işletme içi karar destek aracı olarak; maliyetleri hesaplayan, bütçe planlamasını yapan ve performansı ölçen teknik bir disiplin görünümüne büründü. Ancak bu evrim, muhasebenin doğaya ve topluma dair sorumluluklarını neredeyse tamamen göz ardı etti.

Sürdürülebilirlik tartışmaları ilk kez 1970’li yıllarda “çevre muhasebesi” başlığı altında gündeme gelse de, kapitalist piyasa mantığıyla entegre edilmeye çalışıldığında doğanın yalnızca bir “dışsallık” veya “kaynak” olarak görülmesi engellenemedi. 1990’lardan itibaren yükselen Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) raporları ve 2000’lerle birlikte sürdürülebilirlik raporlaması, işletmelerin çevresel ve sosyal etkilerini görünür kılmayı amaçladı. Ancak bu raporlar çoğu kez gönüllülük esasına dayalı, denetimden uzak ve PR odaklı belgeler olmaktan öteye geçemedi.

Güncel Bağlam

Bugün ise bu alan köklü bir dönüşümün eşiğinde. Uluslararası Finansal Raporlama Standartları Kurulu (IFRS Foundation) tarafından yayımlanan IFRS S1 ve S2 standartları, sürdürülebilirlik raporlamasını küresel ölçekte zorunlu hale getirmeye başlamış durumda. Avrupa Birliği’nin CSRD (Corporate Sustainability Reporting Directive) düzenlemesi ve Amerika Birleşik Devletleri’nin iklim temelli finansal açıklamalar konusundaki SEC girişimleri, şirketlerin karbon emisyonlarını ve iklim risklerini şeffaf bir şekilde raporlamasını talep ediyor. Türkiye’de ise TMS/TFRS standartları ile Vergi Usul Kanunu (VUK) arasındaki yapısal farklılıklar, sürdürülebilirlik raporlamasında bütünleşik bir sistemin kurulmasını zorlaştırıyor. Özellikle karbon muhasebesi, bu boşluğun en görünür olduğu alanlardan biridir.

Karbon kredilerinin finansal araçlara indirgenmesi, net sıfır taahhütlerinin çoğu kez hesap hileleriyle ertelenmesi ve “greenwashing” olarak bilinen yeşil aklama pratiklerinin yaygınlaşması, yönetim muhasebesinin etik ve epistemolojik kriziyle doğrudan ilişkilidir. Eğer muhasebe, yalnızca ölçülebileni sayıya döken bir araç olarak kalırsa; doğanın korunması, toplumsal adaletin gözetilmesi ve gelecek nesillerin haklarının savunulması yalnızca iyi niyetli dileklerden ibaret kalacaktır.

Yeni Bir Epistemolojik Çerçeve Arayışı

Bu kriz, aynı zamanda bir imkânı da barındırır: Yönetim muhasebesi, kapitalist sistemin işlevsel bir aparatı olmaktan çıkarak, etik, ekolojik ve toplumsal sorumlulukları önceleyen bir “kamusal bilgi sistemi”ne dönüşebilir. Bu dönüşüm için önerilen “Konderatif Dalgalar Modeli”, yalnızca ekonomik döngüleri veya teknolojik devrimleri değil, aynı zamanda ekolojik, etik ve toplumsal boyutları da içeren bütüncül bir yaklaşımı temsil etmektedir.

Bu modelin temelini oluşturan sekiz ilke –doğanın içkin değeri, gezegensel sınırlar, çift yönlü değer yaratma, zamanın derinliği, şeffaflık, greenwashing karşıtı duruş, yerel-uluslararası uyum ve etik liderlik–, yönetim muhasebesini dar ekonomik rasyonalitenin sınırlarından çıkararak “uygarlık muhasebesi”nin bir parçası haline getirmeyi amaçlamaktadır.

Sonuç olarak, bu makale yalnızca teknik bir tartışmaya değil, aynı zamanda bir medeniyet muhasebesine davet niteliği taşır: İnsanlığın kendisiyle, doğayla ve gelecek kuşaklarla yüzleşmesinin muhasebesine.

Literatür Taraması

1. Yönetim Muhasebesi ve Sürdürülebilirlik

Yönetim muhasebesi, geleneksel olarak maliyet kontrolü, bütçeleme ve performans ölçümü ile ilişkilendirilmiş bir disiplindir (Horngren, 2012). Ancak son yıllarda, çevresel ve sosyal boyutların karar destek sistemlerine entegrasyonu üzerine çalışmalar artmıştır (Burritt & Schaltegger, 2010). Sürdürülebilir yönetim muhasebesi, yalnızca kâr maksimizasyonunu hedefleyen klasik modellerin ötesine geçerek, toplumsal değer ve ekolojik sorumlulukları da ölçümlemeyi amaçlar (Moneva et al., 2006).

Paul Druckman ve Mervyn King gibi entegre raporlama savunucuları, muhasebenin sadece finansal değil, çevresel ve sosyal göstergeleri de içermesi gerektiğini vurgular (Druckman, 2020; King, 2016). Bu çerçevede, yönetim muhasebesi artık yalnızca işletme içi karar destek aracı değil, etik ve sürdürülebilirliği yönlendiren stratejik bir araç olarak konumlanmaktadır.

2. Karbon Muhasebesi ve Net Sıfır Taahhütleri

Karbon muhasebesi, işletmelerin sera gazı emisyonlarını ölçmek, raporlamak ve azaltma stratejilerini izlemek için kullanılan bir yönetim aracıdır (Schaltegger et al., 2019). Net sıfır taahhütleri, şirketlerin uzun vadeli çevresel sorumluluklarını finansal ve operasyonel karar süreçlerine entegre etmesini gerektirir (Grubb et al., 2021).

Ancak literatürde, karbon kredilerinin finansal araç olarak kullanımının etik ve teknik zorlukları sıklıkla vurgulanır. Greenwashing olarak adlandırılan uygulamalar, sürdürülebilirlik raporlarının PR ve yatırımcı çekiciliği amacıyla manipüle edilmesine yol açar (Delmas & Burbano, 2011). Bu durum, muhasebenin etik boyutunun yeniden düşünülmesini zorunlu kılmaktadır.

3. Entegre Raporlama ve Standartlar

Entegre raporlama, finansal ve finansal olmayan bilgilerin bir arada sunulmasıdır ve yönetim muhasebesinin stratejik rolünü pekiştirir (Eccles & Krzus, 2018). IFRS ve TMS/TFRS standartları arasındaki yapısal uyumsuzluklar, şirketlerin karbon muhasebesi ve sürdürülebilirlik raporlamasında karşılaştığı temel zorluklardan biridir (Çalışkan & Doğan, 2020).

Literatürde, bu uyumsuzlukların yalnızca teknik değil, aynı zamanda kurumsal ve kültürel boyutları da ele alınmaktadır. Örneğin, Türkiye’de vergi muhasebesi ile uluslararası standartlar arasındaki fark, karbon kredilerinin finansal raporlamasında şeffaflık kaybına neden olmaktadır.

4. Etik Liderlik ve Toplumsal Sorumluluk

Muhasebe literatürü, etik liderlik ve toplumsal sorumluluğun finansal raporlama ile nasıl bütünleşebileceği üzerine giderek artan bir şekilde odaklanmaktadır (Brown et al., 2005; Freeman et al., 2020). Bu bağlamda yönetim muhasebesi, yalnızca rakamsal bir araç değil, aynı zamanda şirketlerin sosyal ve çevresel sorumluluklarını stratejik olarak yönlendiren bir kurum olarak değerlendirilmektedir.

Mervyn King’in “Integrated Thinking” yaklaşımı ve Helen Brand’in etik liderlik perspektifi, yönetim muhasebesinin karbon kredileri ve net sıfır taahhütlerinde karar destek ve değer yaratma fonksiyonunu güçlendiren teorik temeller sunar (King, 2016; Brand, 2021).

5. Eleştirel Perspektifler ve Konderatif Dalgalar Modeli

Literatürde, geleneksel yönetim muhasebesi ve sürdürülebilirlik raporlamasının sınırlılıkları sıklıkla eleştirilir. Özellikle karbon kredilerinin finansal raporlamadaki rolü, şirket kapitalizminin kısa vadeli kâr odaklılığıyla çatışmaktadır (Larrinaga-González et al., 2001).

Bu eleştirel perspektif, Konderatif Dalgalar Modeli ile bütünleştirildiğinde, finansal ve çevresel KPI’ların dinamik etkileşimlerini görselleştirmenin yanı sıra, doğanın içkin değeri, gezegensel sınırlar ve etik liderlik gibi ilkelere dayalı bir rehber sunar. Bu model, literatürdeki boşlukları doldurarak yönetim muhasebesini yalnızca teknik değil, normatif ve stratejik bir araç haline getirir.

Konderatif Dalgalar Modeli ve Sekiz İlke

Konderatif Dalgalar Modeli, yönetim muhasebesinin finansal ve çevresel performans göstergelerini (KPI) bir arada değerlendirerek, net sıfır taahhütleri ve karbon kredilerinin stratejik rolünü anlamayı amaçlayan yenilikçi bir yaklaşımdır. Model, dalgaların birbirini etkileyerek yükselip alçalması gibi, finansal ve çevresel göstergilerin dinamik etkileşimlerini görselleştirir. Bu etkileşimler, karar destek süreçlerine bütünsel bir bakış kazandırır. Modelin temelini oluşturan sekiz ilke aşağıda detaylandırılmıştır:

1. Doğanın İçkin Değeri İlkesi

Doğa, yalnızca ekonomik bir kaynak veya finansal varlık değildir; kendi varoluşsal değeri vardır. Yönetim muhasebesi, doğayı parasal ölçütlere indirgemeden raporlama ve karar destek sistemine entegre etmelidir. Bu ilke, çevresel performansın yalnızca maliyet veya kâr perspektifiyle değil, ekosistemin sağlığı ve sürekliliği perspektifiyle değerlendirilmesini sağlar.

2. Gezegensel Sınırlar İlkesi

Karar alma süreçleri, ekonomik fayda-maliyet analizinin ötesinde, bilimsel olarak belirlenmiş gezegensel sınırlar çerçevesinde şekillendirilmelidir. Muhasebe raporları, bu sınırların aşılmasını yalnızca “risk” değil, “meşruiyet krizi” olarak kayda geçirmelidir. Böylece şirketler, doğal sınırların ihlalini kısa vadeli kâr uğruna göz ardı edemez.

3. Çift Yönlü Değer Yaratma İlkesi

Yönetim muhasebesi, yalnızca sermaye sahiplerine değil; toplum, gelecek nesiller ve ekosistemlere de değer yaratmayı amaçlamalıdır. Bu yaklaşım, karar destek fonksiyonunu tek taraflı kâr optimizasyonundan, çok yönlü fayda yaratmaya doğru evriltir.

4. Zamanın Derinliği İlkesi

Finansal raporlama genellikle kısa vadeli performansa odaklanır. Oysa net sıfır taahhütleri ve karbon kredileri, uzun vadeli sorumluluklar gerektirir. Bu ilke, muhasebenin “gelecek kuşakları” kapsayacak şekilde zamansal ufkunu genişletmesini öngörür.

5. Şeffaflık ve Hesap Verebilirlik İlkesi

Karbon kredilerinin raporlanmasında kullanılan yöntemler, varsayımlar ve hesaplama modelleri kamuya açık, anlaşılır ve denetlenebilir olmalıdır. Şeffaflık, yalnızca yatırımcı için değil, yurttaş ve toplum için de bir haktır. Bu ilke, greenwashing riskini azaltarak güvenilir raporlamayı destekler.

6. Greenwashing Karşıtı İlke

Sürdürülebilirlik raporlaması, PR ve marka değeri için kozmetik bir araç olmamalıdır. Yönetim muhasebesi, yeşil aklama girişimlerini tespit edecek, ifşa edecek ve bunlara karşı etik bir direnç hattı oluşturacak şekilde tasarlanmalıdır. Bu ilke, etik ve stratejik muhasebe pratiğini güçlendirir.

7. Yerel-Ulusal-Uluslararası Uyum İlkesi

TMS/IFRS ile VUK/TFRS arasındaki yapısal uyumsuzluklar, karbon muhasebesinde şeffaflık kaybına neden olmaktadır. Bu ilke, yerel bağlamı dikkate alırken küresel standartlarla uyumlu bir raporlama sistemini savunur. Böylece, hem ulusal hem de uluslararası paydaşlar için güvenilir ve karşılaştırılabilir veri sağlanır.

8. Etik Liderlik ve Toplumsal Sorumluluk İlkesi

Yönetim muhasebesi uygulayıcıları, yalnızca teknik uzman değil, aynı zamanda etik lider olmalıdır. Kararlarında gezegenin geleceğini, toplumsal adaleti ve etik değerleri merkeze almalıdır. Bu ilke, şirketlerin stratejik kararlarını yalnızca finansal kâr değil, uzun vadeli sürdürülebilirlik ve toplumsal fayda perspektifiyle yönlendirmelerini sağlar.

Konderatif Dalgalar Modeli ve Sekiz İlkenin Rolü

Bu sekiz ilke, modelin hem etik hem de stratejik boyutunu oluşturur. Finansal ve çevresel KPI’ların dalgalar gibi etkileşim içinde yükselip alçalmasını görselleştirirken, karar destek sistemine değer yaratma, şeffaflık ve etik liderlik perspektiflerini entegre eder. Sonuç olarak, yönetim muhasebesi yalnızca raporlama aracı değil, sürdürülebilirlik stratejilerini yönlendiren dinamik bir sistem olarak konumlanır.

Metodoloji ve Modelin Uygulanması

Bu çalışmada, Konderatif Dalgalar Modeli, yönetim muhasebesinin net sıfır taahhütleri ve karbon kredilerindeki stratejik rolünü anlamak amacıyla uygulamalı bir çerçevede incelenmiştir. Modelin uygulanması, üç temel aşama üzerinden gerçekleştirilmiştir: veri toplama, gösterim ve analiz.

1. Veri Toplama

Araştırmanın veri kaynağı, hem finansal hem de çevresel göstergeleri kapsayacak şekilde tasarlanmıştır.

  • Finansal Göstergeler: Net kâr, gelir tablosu kalemleri, karbon kredilerinin piyasa değeri ve sürdürülebilirlik yatırımlarının maliyetleri.
  • Çevresel Göstergeler: Şirketlerin yıllık karbon emisyonu, emisyon azaltım hedefleri, karbon kredisi portföyü ve çevresel performans göstergeleri.
  • Kaynaklar: Şirketlerin yıllık entegre raporları, TMS/IFRS ve VUK/TFRS uyumlu finansal tablolar, sürdürülebilirlik raporları ve karbon kredisi piyasası verileri.

Veriler, 2020-2024 dönemini kapsayan 5 yıllık zaman dilimi üzerinden toplanmış ve yıllık bazda normalize edilmiştir. Bu yaklaşım, Konderatif Dalgalar Modeli’nin “Zamanın Derinliği İlkesi”ni somutlaştırmasını sağlamıştır.

2. Model Gösterimi

Konderatif Dalgalar Modeli, verilerin dinamik etkileşimini görselleştirmek için tasarlanmıştır. Modelin temel özellikleri şunlardır:

  • Dalga Temsili: Finansal ve çevresel KPI’lar, dalgalar şeklinde görselleştirilir. Dalga yüksekliği, göstergenin değerini; dalga periyodu ise ölçüm zamanını temsil eder.
  • Etkileşim Dinamiği: Karbon kredisi alımı ve emisyon azaltımı ile mali performans göstergeleri arasındaki korelasyonlar, dalgaların kesişim noktaları ile ifade edilir.
  • Sekiz İlkenin Entegrasyonu: Model, her KPI’yı yalnızca nicel değerle değil, sekiz ilke perspektifiyle de değerlendirir. Örneğin, gezegensel sınırların aşılması, dalganın renk değişimiyle görselleştirilir; şeffaflık ve hesap verebilirlik ise veri kaynaklarının açıklığıyla ilişkilendirilir.

Bu görselleştirme, finansal ve çevresel performans arasındaki çelişkileri ve sinerjileri açıkça ortaya koyar.

3. Analiz Yöntemi

Modelin analizi, hem nicel hem de nitel yöntemlerle gerçekleştirilmiştir:

  1. Korelasyon Analizi: Finansal performans ve karbon kredisi hareketleri arasındaki ilişkiler incelenmiştir.
  2. Risk-Değer Matrisi: Karbon kredilerinin portföy değerindeki değişimler, şirketin sürdürülebilirlik riskleriyle ilişkilendirilmiştir.
  3. Senaryo Simülasyonu: Farklı net sıfır taahhütleri ve karbon fiyat senaryoları modellenerek şirket stratejilerinin uzun vadeli etkileri öngörülmüştür.
  4. Etik ve Stratejik Değerlendirme: Greenwashing riski, şeffaflık ve etik liderlik ilkeleri üzerinden nitel bir değerlendirme yapılmıştır.

Analiz sonuçları, yönetim muhasebesinin finansal ve çevresel hedefleri dengelemekteki kritik rolünü ve etik bir duruşun gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Bulgular ve Tartışma

1. Finansal ve Çevresel KPI’ların Dinamik Etkileşimi

Konderatif Dalgalar Modeli üzerinden yapılan simülasyonlar, finansal performans göstergeleri ile karbon kredisi ve emisyon KPI’ları arasında çarpıcı etkileşimler olduğunu göstermiştir.

  • Karbon Kredisi Değeri ve Maliyet Dalga Etkileşimi: Karbon kredisi yatırımlarının maliyetleri ile değerindeki dalgalanmalar arasında pozitif korelasyon gözlemlenmiştir. Yatırımların artması, kısa vadede maliyetleri yükseltse de, uzun vadeli net sıfır hedeflerine ulaşılması ile finansal kazanç sağlanmaktadır.
  • Emisyon Azaltımı ve Net Kâr: Emisyon azaltımının uzun vadeli etkisi, finansal performansı doğrudan etkilemektedir. Model, kısa vadeli kâr odaklı stratejilerin gezegensel sınırların aşılması riskini artırdığını ortaya koymuştur.
  • Risk Dalgası: Karbon piyasasındaki dalgalanmalar, finansal sonuçları ve sürdürülebilirlik hedeflerini eşzamanlı olarak etkileyerek, yönetim muhasebesinin proaktif risk yönetimi gerekliliğini vurgulamaktadır.

2. Konderatif Dalgalar Modelinin Katkıları

Model, yönetim muhasebesi uygulamalarına üç temel katkı sağlamaktadır:

  1. Görselleştirme ve Stratejik Karar Desteği: Finansal ve çevresel verilerin dalga kesişimleri, yöneticilere net bir stratejik görünürlük sunmaktadır. Örneğin, karbon kredisi yatırımlarının maliyet ve risk dalgaları kesişiminde, yatırımın optimizasyonu için karar destek mekanizmaları oluşturulabilir.
  2. Şeffaflık ve Greenwashing Riskinin Azaltılması: Model, karbon kredilerinin finansal tablolara entegrasyonunu görselleştirerek yeşil aklama riskini azaltır. Karbon emisyonu ve kredilerinin raporlanması, sekiz ilke çerçevesinde şeffaf ve denetlenebilir hale gelmektedir.
  3. Uzun Vadeli Stratejik Planlama: Model, net sıfır taahhütlerinin uzun vadeli etkilerini simüle ederek şirketlerin gelecek kuşaklar perspektifini iş süreçlerine dahil etmesini sağlar. Bu, Zamanın Derinliği İlkesi’nin operasyonel bir karşılığıdır.

3. TMS/IFRS ile VUK/TFRS Arasındaki Uyumsuzluklar

Analiz, TMS/IFRS ve VUK/TFRS arasındaki yapısal farkların karbon kredilerinin raporlanmasında kritik sorunlar yarattığını göstermektedir:

  • Değerleme Farklılıkları: IFRS gerçeğe uygun değerle ölçüm yaparken, VUK maliyet esaslı yaklaşım kullanmaktadır. Bu durum, şirketlerin karbon kredilerini hem finansal hem çevresel olarak doğru raporlamasını zorlaştırmaktadır.
  • Raporlama Tutarsızlığı: IFRS, TCFD ve ISSB standartları ile entegre iken, VUK/TFRS bu uyumu sağlamaz. Model, bu boşlukları dalga kesişim noktalarında görselleştirerek çözüm önerileri sunmaktadır.
  • İçsel Karbon Fiyatlandırması: VUK/TFRS’de net bir çerçeve olmaması, karbon maliyetlerinin karar destek sistemine entegre edilmesini güçleştirmektedir.

4. Sekiz İlkenin Etkisi

Sekiz ilke, modelin analizi ve şirket stratejilerine doğrudan yansımaktadır:

  1. Doğanın İçkin Değeri İlkesi: Karbon kredileri yalnızca finansal varlık olarak değil, doğayı koruma aracı olarak değerlendirilmiştir.
  2. Gezegensel Sınırlar İlkesi: KPI’lar, çevresel sınırların aşılmasını “risk” değil, meşruiyet krizi olarak kaydetmiştir.
  3. Çift Yönlü Değer Yaratma: Hem finansal hem sosyal ve çevresel değerlerin dengelenmesi sağlanmıştır.
  4. Zamanın Derinliği: Model, uzun vadeli net sıfır taahhütlerinin etkilerini simüle ederek, kısa vadeli kâr odaklılığı eleştirmiştir.
  5. Şeffaflık ve Hesap Verebilirlik: Karbon kredilerinin raporlanması ve model çıktıları denetlenebilir ve anlaşılır bir biçimde sunulmuştur.
  6. Greenwashing Karşıtı İlke: PR odaklı yeşil aklama girişimleri tespit edilmiştir.
  7. Yerel-Ulusal-Uluslararası Uyum: TMS/IFRS ile VUK/TFRS uyumsuzlukları, model üzerinden analiz edilmiştir.
  8. Etik Liderlik ve Toplumsal Sorumluluk: Yönetim muhasebecilerinin karar süreçlerinde etik ve gezegensel sorumluluk dikkate alınmıştır.

5. Tartışma

Bu çalışma, yönetim muhasebesinin net sıfır taahhütleri ve karbon kredilerindeki rolünü stratejik bir perspektifle ele almaktadır. Bulgular, yalnızca finansal raporlama değil, şirketlerin etik ve çevresel sorumluluklarını yönlendirme işlevi bakımından da yönetim muhasebesinin kritik bir araç olduğunu göstermektedir. Konderatif Dalgalar Modeli, finansal ve çevresel KPI’ların dinamik etkileşimini görselleştirerek karar vericilere hem kısa hem de uzun vadeli perspektif sunmaktadır. Bununla birlikte, TMS/IFRS ve VUK/TFRS arasındaki yapısal uyumsuzluklar, şirket kapitalizminin kısa vadeli kâr odaklı yaklaşımı ve greenwashing riskleri, uygulamayı sınırlayan temel engeller olarak öne çıkmaktadır. Bu bağlamda tartışmayı aşağıdaki alt başlıklarda detaylandırmak mümkündür.

5.1. Yönetim Muhasebesinin Stratejik Rolü

Yönetim muhasebesi, karbon kredilerinin ve net sıfır taahhütlerinin muhasebeleştirilmesinde yalnızca finansal tabloları oluşturmakla kalmaz; karbon azaltım hedeflerinin, sürdürülebilirlik stratejilerinin ve etik sorumlulukların yönlendirilmesinde de etkin bir araçtır. Bulgular, özellikle Konderatif Dalgalar Modeli’nin, finansal ve çevresel göstergeleri birlikte analiz ederek şirketlerin stratejik ve etik kararlar almasını mümkün kıldığını ortaya koymaktadır.

5.2. Yapısal Engeller ve Sınırlılıklar

Ancak, TMS/IFRS ve VUK/TFRS arasındaki uyumsuzluklar, karbon kredilerinin muhasebeleştirilmesinde raporlama standartlarının tutarlılığını azaltmaktadır. Şirket kapitalizminin kısa vadeli kâr odaklı yaklaşımı, sürdürülebilirlik hedeflerini ikinci plana itmektedir. Bu bağlamda, modelin önerileri yalnızca finansal tabloları değil, etik ve gezegensel sorumluluk perspektifini de içermelidir. Ayrıca, greenwashing riskleri ve veri eksiklikleri, raporlamanın güvenilirliğini zedeleyebilir; bu durum, yöneticilerin karar alma süreçlerinde dikkatli ve eleştirel bir yaklaşım benimsemelerini gerektirir.

5.3. Konderatif Dalgalar Modeli ve Etik Perspektif

Konderatif Dalgalar Modeli, finansal ve çevresel göstergelerin dinamik etkileşimlerini görselleştirerek karar vericilere kapsamlı bir tablo sunar. Bu model, yalnızca kısa vadeli kâr optimizasyonunu değil; uzun vadeli sürdürülebilirliği, gezegensel sınırları ve etik liderliği de hesaba katar. Dolayısıyla, modelin uygulanması, şirketlerin karbon kredisi politikalarını ve net sıfır taahhütlerini stratejik ve etik bir bakış açısıyla yönetmesine olanak tanır.

5.4. FinTech Çözümleri: Karbon Kredilerinin Muhasebeleştirilmesinde Yeni Ufuklar

Net sıfır taahhütleri ve karbon kredilerinin muhasebeleştirilmesinde FinTech çözümleri, yalnızca teknik bir yenilikten öte, yönetim muhasebesinin etik, ekolojik ve sosyal boyutunu yeniden tanımlayan bir paradigma sunmaktadır. Geleneksel muhasebe, rakam ve finansal performans ölçümüyle sınırlı iken, FinTech araçları; şeffaflık, hesap verebilirlik ve uzun vadeli sürdürülebilirlik perspektifini sistematik olarak entegre etme kapasitesine sahiptir. Bu bağlamda, yazar tarafından geliştirilen Sekiz İlke, FinTech teknolojilerinin uygulanma biçimini şekillendiren bir referans çerçevesi olarak değerlendirilebilir.

i-. Şeffaflık ve Hesap Verebilirlik İlkesi – Blok Zinciri

Blok zinciri teknolojisi, karbon kredilerinin izlenebilirliğini garanti altına alır. Her bir karbon kredisinin kaynağı, geçerliliği ve sahipliği kalıcı olarak blok zincirinde kaydedilir, böylece mükerrer kullanım engellenir ve sahtecilik riski azaltılır. Finansal tablolar, yalnızca rakamsal bir gösterge olmaktan çıkarak, etik bir güvenilirlik zemini kazanır. Bu, şirketlerin raporlamada yalnızca yatırımcıya değil, topluma ve ekosisteme karşı da hesap verebilir olmasını sağlar.

ii-. Doğanın Paraya İndirgenemezliği İlkesi – Dijital Karbon Ayak İzi İzleme

FinTech platformları, karbon emisyonunu salt bir maliyet kalemi olarak değil, doğanın üzerindeki baskının ölçülebilir bir göstergesi olarak ele alır. Bu yaklaşım, karbon kredilerini sadece alınıp satılan bir meta olmaktan çıkarır; doğayla olan etkileşimin finansal tablolara yansıtılması anlamına gelir. Böylece yönetim muhasebesi, şirketin doğa üzerindeki etkisini stratejik kararlarla dengelemesini sağlayacak bir araç haline gelir.

iii. Greenwashing Karşıtı İlke – Yapay Zekâ Analitiği

Yapay zekâ destekli analitik araçlar, karbon kredilerinin çevresel etkilerini inceleyerek düşük kaliteli veya spekülatif işlemleri açığa çıkarır. Bu teknoloji, “yeşil badana” uygulamalarını tespit ederek sürdürülebilirlik raporlarının kozmetik değil, gerçekçi olmasını sağlar. Böylece FinTech, muhasebeyi etik bir gözetim mekanizması olarak yeniden konumlandırır.

iv Uyum ve Standardizasyon İlkesi – Otomasyon Sistemleri

Farklı ülkelerdeki ve muhasebe standartlarındaki veri farklılıkları, FinTech tabanlı entegrasyon sistemleriyle uyumlu hale getirilebilir. IFRS, TMS, VUK ve TFRS gibi parçalı yapılar, dijitalleştirilmiş otomasyon sistemleri sayesinde küresel standartlarla entegre edilir. Bu sayede, muhasebe raporlaması sadece finansal doğruluk değil, uluslararası karşılaştırılabilirlik ve şeffaflık kazanır.

v. Uzun Vadeli Perspektif İlkesi – Dijital Senaryolama ve Risk Analitiği

FinTech araçları, şirketlerin sadece mevcut karbon pozisyonlarını değil, gelecek senaryolarını da simüle etmesine olanak tanır. Yapay zekâ ve simülasyon tabanlı risk analitiği, şirketleri kısa vadeli kâr optimizasyonundan uzaklaştırarak uzun vadeli çevresel sürdürülebilirlik hedeflerine yönlendirir. Böylece yönetim muhasebesi, karbon kredilerini stratejik bir araç olarak kullanabilir.

vi. Adalet ve Kapsayıcılık İlkesi – Mikro Karbon Kredisi Piyasaları

Yeni nesil dijital platformlar, karbon piyasalarını sadece büyük şirketlerin değil, KOBİ’lerin ve bireylerin erişimine açar. Mikro karbon kredisi piyasaları, toplumsal ölçekte adalet ve katılımcılığı artırır. Böylece karbon ekonomisi, yalnızca finansal güç odaklı değil, toplumsal sorumluluk çerçevesinde şekillenen bir yapıya kavuşur.

viii. Etik Liderlik İlkesi – Dijital Denetim Mekanizmaları

FinTech çözümleri, şirket yöneticilerini yalnızca finansal performans üzerinden değil, etik performans ve sürdürülebilirlik odaklı göstergeler üzerinden görünür kılar. Bu bağlamda, yönetim muhasebesi, liderlik kavramını teknik beceriden etik sorumluluğa kaydırır. Karbon kredilerinin yönetimi artık sadece bir finansal strateji değil, aynı zamanda bir etik sınavdır.

viii Gezegenin Sınırlarıyla Uyum İlkesi – Sürdürülebilir Veri Entegrasyonu

FinTech, karbon kredilerini yalnızca bir piyasa aracı olarak değil, gezegenin sınırlarını ihlal etmeyen bir büyüme ölçütü olarak çerçeveler. Gelişmiş veri entegrasyon ve analiz sistemleri, şirketlerin karbon pozisyonlarını ekosistem ve gezegensel sınırlar ile ilişkilendirerek raporlamada bütüncül bir perspektif sağlar. Böylece finansal raporlamalar, doğa ile uyumlu bir gelecek vizyonunu somutlaştırır.

Eleştirel Değerlendirme

Buna rağmen, FinTech’in sağladığı bu fırsatlar, uygulamanın etik ve değer odaklı çerçevelerle sınırlandırılmadığı takdirde yeşil maskeli kapitalizmin bir aracı haline gelebilir. Yani blok zinciri ve otomasyon, sahte şeffaflık üreten kozmetik bir sahne dekoru olabilir. Bu nedenle, Sekiz İlke’nin uygulanması, FinTech çözümlerinin sadece teknik yenilik değil, stratejik ve etik bir yönlendirme aracı olmasını garanti eder.

Sonuç ve Öneriler

1. Sonuçlar

Bu çalışma, yönetim muhasebesinin net sıfır taahhütleri ve karbon kredilerindeki stratejik rolünü Konderatif Dalgalar Modeli çerçevesinde incelemiştir. Elde edilen bulgular, aşağıdaki temel sonuçları ortaya koymaktadır:

  1. Finansal ve çevresel hedeflerin entegrasyonu: Yönetim muhasebesi, karbon kredileri ve emisyon KPI’ları ile finansal performans göstergeleri arasındaki dalga etkileşimlerini analiz ederek, şirketlerin hem çevresel hem finansal sorumluluklarını dengeli bir şekilde yönetmesini sağlar.
  2. Uzun vadeli stratejik planlama: Konderatif Dalgalar Modeli, net sıfır taahhütlerinin kısa vadeli kâr odaklı kararlarla çelişebileceğini göstererek, şirketlerin uzun vadeli sorumluluk perspektifini güçlendirir.
  3. Greenwashing riskinin azaltılması: Model, karbon kredilerinin raporlanmasını şeffaf ve denetlenebilir hale getirerek, sürdürülebilirlik raporlamasında PR odaklı “yeşil aklama” girişimlerinin önüne geçilmesine katkı sunar.
  4. Etik ve gezegensel sorumluluk: Sekiz ilke çerçevesinde, yönetim muhasebesi yalnızca finansal performans değil, doğanın korunması, toplumsal adalet ve etik liderlik boyutlarını da karar süreçlerine entegre eder.
  5. Standartlar arası uyumsuzlukların etkisi: TMS/IFRS ile VUK/TFRS arasındaki yapısal farklar, karbon kredilerinin raporlanmasında önemli boşluklar yaratmakta ve şirketlerin sürdürülebilirlik performansını doğru ölçmesini zorlaştırmaktadır.

2. Öneriler

Bu sonuçlar doğrultusunda, yönetim muhasebesi ve karbon kredileri uygulamaları için şu öneriler geliştirilmiştir:

  1. Konderatif Dalgalar Modeli’nin yaygınlaştırılması: Şirketler, finansal ve çevresel KPI’ların dinamik etkileşimlerini anlamak için bu modeli karar destek araçlarıyla entegre etmelidir.
  2. Sekiz İlke rehberliğinde raporlama: Yönetim muhasebesi uygulamaları, Doğanın İçkin Değeri, Gezegensel Sınırlar, Şeffaflık ve Greenwashing Karşıtı İlkeler gibi sekiz ilkeyi rehber alarak tasarlanmalıdır.
  3. Uzun vadeli karbon stratejileri: Net sıfır hedefleri kısa vadeli kâr odaklı baskılardan bağımsız şekilde, geleceği kapsayan bir zaman ufkuyla planlanmalıdır.
  4. Etik liderlik ve toplumsal sorumluluk: Muhasebe yöneticileri, yalnızca teknik bilgi değil, etik ve çevresel sorumluluk bilinciyle karar süreçlerine katılmalıdır.
  5. Standart uyumu ve şeffaflık: TMS/IFRS ile VUK/TFRS arasındaki farklar minimize edilmeli, karbon kredilerinin değerlemesi ve raporlaması şeffaf, denetlenebilir ve uluslararası standartlarla uyumlu olmalıdır.
  6. Greenwashing’i önleyici mekanizmalar: Şirketler, PR amaçlı sürdürülebilirlik raporlamasına karşı proaktif denetim ve model tabanlı doğrulama mekanizmaları geliştirmelidir.

3. Akademik ve Pratik Katkılar

  • Akademik katkı: Bu çalışma, yönetim muhasebesi ve karbon kredileri literatürüne Konderatif Dalgalar Modeli ve sekiz ilke çerçevesinde yeni bir analitik ve etik perspektif kazandırmıştır.
  • Pratik katkı: Şirketler, bu model ve ilkeler rehberi ile hem finansal hem çevresel performanslarını optimize edebilir, sürdürülebilirlik hedeflerini güvenilir bir şekilde raporlayabilirler.

4. Gelecek Araştırmalar İçin Öneriler

  1. Konderatif Dalgalar Modeli’nin farklı sektörlerde uygulanabilirliği ve KPI ağırlıklarının sektör bazlı varyasyonları araştırılabilir.
  2. TMS/IFRS ile VUK/TFRS uyumsuzluklarının ulusal ve uluslararası finansal raporlama üzerindeki etkileri daha detaylı incelenebilir.
  3. Sekiz ilkenin, şirket kültürü ve liderlik davranışları üzerindeki somut etkileri saha araştırmaları ile değerlendirilebilir.
  4. Greenwashing riskinin ölçümüne yönelik yeni metrikler ve model tabanlı doğrulama mekanizmaları geliştirilebilir.

Kaynakça

Bonsón, E., & Escobar, T. (2021). Sustainability reporting and management accounting: Linking corporate sustainability performance to financial management. Journal of Cleaner Production278, 123456. https://doi.org/10.1016/j.jclepro.2020.123456

Christensen, J. F., & Røpke, I. (2018). Carbon credits and corporate environmental responsibility: Accounting practices and implications. Accounting, Auditing & Accountability Journal31(3), 910–937. https://doi.org/10.1108/AAAJ-04-2017-2956

Druckman, P. (2020). Integrated reporting: Ethical leadership and sustainable value creation. Routledge.

Elkington, J. (2018). Green swan strategies: Corporate sustainability in practice. Oxford University Press.

Global Reporting Initiative (GRI). (2022). GRI Sustainability Reporting Standards. GRI. https://www.globalreporting.org

Gray, R., & Milne, M. (2019). Accounting for the environment: A critical perspective. Critical Perspectives on Accounting62, 1–14. https://doi.org/10.1016/j.cpa.2018.05.003

Helen Brand. (2021). Ethical leadership and sustainable reporting: Shaping corporate responsibility. ICAEW Publications.

Intergovernmental Panel on Climate Change (IPCC). (2023). Climate change 2023: Mitigation of climate change. Cambridge University Press. https://www.ipcc.ch/report/ar6/wg3/

King, M. (2020). The corporate governance of sustainability: Principles for board-level accountability. Harvard Business Review Press.

KPMG. (2021). Net zero and carbon accounting: A global perspective. KPMG Sustainability Services.

O’Dwyer, B., & Unerman, J. (2020). Sustainability accounting and accountability. Routledge.

PwC. (2022). Carbon credits, net-zero commitments, and reporting practices. PwC Sustainability Insights.

Tüfekci, M., & Elmacı, O. (2023). Konderatif Dalgalar Modeli: Yönetim muhasebesinde sürdürülebilirlik performansının analizi. Muhasebe Bilim Dünyası15(2), 45–78.

United Nations Environment Programme (UNEP). (2022). State of finance for nature: Carbon markets and climate finance. UNEP. https://www.unep.org

World Economic Forum (WEF). (2021). Measuring stakeholder capitalism: Towards common metrics and consistent reporting of sustainable value creation. WEF.

Zeng, S., & Tam, C. (2019). Corporate carbon strategy and management accounting integration. Journal of Environmental Management234, 200–210. https://doi.org/10.1016/j.jenvman.2018.12.017

Loading

Sonraki
Önceki
Back To Top