
“Muhasebe Araştırmalarında Teorisiz Yolculuk: Epistemik Şeffaflığın Dayanılmaz Hafifliği”
Bir akademisyen — özellikle muhasebe bilim dünyasında çalışan biri — yürüttüğü araştırmanın teorik çerçevesini ve bu çerçevenin dayandığı temel teoriyi açıkça tanımlayamıyor ya da bilmiyorsa, metodolojik tutarlılığı ve epistemik şeffaflığı gerçekten sağlayabilir mi?
Bu soru, sadece bireysel bir sorgulama değil; Türkiye’deki akademik üretimin yapısal bir açmazına işaret ediyor.
Kaç akademisyen, yazdığı makalenin, sunduğu bildirinin ya da kaleme aldığı tezin arka planındaki teoriyi gerçekten biliyor, içselleştiriyor ve bilinçli bir şekilde kullanıyor?
Yoksa teori, sadece “giriş bölümünde geçmesi gereken” bir dekor mu?
Teorisizlik: Bilimsel Bir Hafiflik mi, Ciddiyetsizlik mi?
Muhasebe araştırmalarında teori çoğu zaman ya hiç yer almaz ya da yalnızca birkaç cümleyle geçiştirilir. Oysa teori, bir araştırmanın epistemolojik pusulasıdır. Teorisiz bir çalışma, yönünü kaybetmiş bir gemi gibidir: veriler toplanır, analizler yapılır ama nereye varılmak istendiği belirsizdir.
Bir muhasebe akademisyeni, yürüttüğü araştırmanın dayandığı teorik çerçeveyi ve bu çerçevenin hangi muhasebe teorisine yaslandığını açıkça bilmelidir.”başka bir deyişle“Muhasebe araştırmalarında metodolojik tutarlılık ve epistemik şeffaflık için, araştırmacının hangi muhasebe teorisiyle çalıştığını net biçimde tanımlaması esastır.”
Bilgi edinimine yönelik süreklilik arz eden çabam, yoğun ve disiplinli bir okuma pratiğinde somutlaşmaktadır. Bu entelektüel merak, muhasebe teorisinin temel varsayımlarından biri olan ‘karar alıcıya faydalı bilgi sağlama’ ve bilgi asimetrisini azaltma ilkeleriyle doğrudan ilişkilidir. Zira üzerinde yaşadığımız gezegenin fiziksel, sosyo-ekonomik ve tarihsel dinamiklerini kavramadan, karar ortamında belirsizliği azaltmak ve rasyonel karar alma süreçlerini desteklemek mümkün değildir.
Muhasebe teorisi bağlamında bilgi asimetrisini minimize etmek yalnızca teknik bir gereklilik değil; aynı zamanda şeffaflık, eşitlik, sorumluluk ve hesap verebilirlik ilkeleri açısından da kritik bir etik yükümlülüktür. Bilinmeyen unsurlar belirsizlik ve risk algısını artırırken; coğrafya, tarih ve insan davranışları gibi bütüncül bir bilgi çerçevesi, karar faydasını maksimize eder ve yönetişim mekanizmalarının adil ve şeffaf işlemesine katkıda bulunur.
Sonuçta bilgiye dayalı bu özgürlük, bireyin teslimiyetini körü körüne değil, bilgisel temeller üzerinde inşa etmesini sağlayarak muhasebenin ‘gerçeğe uygun sunum’, ‘eşitlik’, ‘sorumluluk’ ve ‘hesap verebilirlik’ ilkelerini hem epistemik hem de etik düzlemde pekiştirir.”*
1. Karar Fayda Teorisi Perspektifinden
Bilgi edinimine yönelik süreklilik arz eden çabam, yoğun ve disiplinli bir okuma pratiğinde somutlaşmaktadır. Bu entelektüel merak, muhasebe teorisinin karar faydası yaklaşımıyla doğrudan ilişkilidir. Karar fayda teorisi, muhasebe bilgilerinin temel işlevini, kullanıcıların ekonomik kararlarını destekleyen, belirsizliği azaltan ve geleceğe yönelik rasyonel tahminleri mümkün kılan bir araç olarak konumlandırır.
Bu çerçevede, bilgi asimetrisini minimize etmek yalnızca teknik bir gereklilik değil; aynı zamanda şeffaflık, eşitlik, sorumluluk ve hesap verebilirlik ilkeleri açısından da etik bir zorunluluktur. Zira coğrafya, tarih ve insan davranışları gibi bütüncül bir bilgi çerçevesi, ekonomik karar ortamında riskleri azaltır, rasyonel öngörüleri güçlendirir ve yönetişim mekanizmalarının adil ve şeffaf işlemesine katkı sunar. FASB ve IASB’nin benimsediği bu yaklaşım, gerçekten de “nötr bilgi” idealini öne sürer. Ancak eleştirel bakış açısından bu tarafsızlık ideolojik bir maskedir: bilgi, kimin kararını destekliyor? Çoğunlukla sermaye sahiplerininin (hissedarların) kararlarını. Paydaş teorisi ve ESG hareketi bu açığı kısmen kapatmaya çalışsa da, karar fayda yaklaşımı hâlâ kapitalist piyasaların “etkinlik” mitine hizmet eder.
Sonuçta bilgiye dayalı bu özgürlük, bireyin teslimiyetini körü körüne değil, bilgisel temeller üzerinde inşa etmesini sağlayarak muhasebenin ‘gerçeğe uygun sunum’, ‘eşitlik’, ‘sorumluluk’ ve ‘hesap verebilirlik’ ilkelerini hem epistemik hem de etik düzlemde pekiştirir.”**
2. Pozitif Muhasebe Teorisi Perspektifinden
Bilgi edinimine yönelik süreklilik arz eden çabam, yoğun ve disiplinli bir okuma pratiğinde somutlaşmaktadır. Bu entelektüel merak, muhasebe literatüründe pozitif muhasebe teorisinin öngördüğü biçimde, bireylerin ve kurumların muhasebe politikalarını nasıl seçtiklerini ve bu seçimlerin ekonomik sonuçlarını açıklama amacıyla da doğrudan ilişkilidir.
Pozitif muhasebe teorisi, yöneticilerin ve bilgi kullanıcılarının rasyonel çıkar maksimizasyonu temelinde hareket ettiğini varsayar. Bu bağlamda bilgi asimetrisini azaltmak, şeffaflık, eşitlik, sorumluluk ve hesap verebilirlik ilkelerinin hayata geçirilmesiyle birlikte, yönetişim mekanizmalarının ekonomik ve etik boyutlarını bütünleştirir. Coğrafya, tarih ve insan davranışları gibi bütüncül bir bilgi çerçevesi, yalnızca raporlama kalitesini artırmakla kalmaz; aynı zamanda paydaşların davranışsal tepkilerini de öngörülebilir hâle getirir. Pozitif Teorinin “Mükemmel Uyumu” İddiası: Pozitif Muhasebe Teorisi’nin (Watts & Zimmerman) kapitalizmle “çok yüksek” uyumunu vurgulamak doğru; çünkü teori, yöneticileri rasyonel çıkar maksimizatörü olarak modelleyerek opportunist davranışları “normalleştirir”. Ancak bu uyum, teorinin aynı zamanda kapitalizmin krizlerini de açıklayabildiği gerçeğini gölgede bırakmamalı. Enron, WorldCom gibi skandallar, pozitif teorinin öngördüğü teşvik yapılarının nasıl sistemik çöküşlere yol açabileceğini gösterdi. Yani teori kapitalizmi hem meşrulaştırır hem de onun iç çelişkilerini açığa vurur. Normatif teoriyi “kapitalizmi yumuşatma” aracı olarak tanımlamak isabetli; çünkü IFRS ve GAAP gibi standartlar, sistemin devamını sağlamak için etik ve sosyal sorumluluk vurgusu yapar. Ancak bu yumuşatma, aynı zamanda kapitalizmin meşruiyet krizlerini yönetme işlevi görür. Çevresel muhasebeleştirme veya sosyal raporlama gibi normatif öneriler, sistemin yıkıcı etkilerini gizleyerek “sürdürülebilir kapitalizm” illüzyonunu besler.
Sonuç olarak bilgiye dayalı bu özgürlük, muhasebe uygulamalarının gerçeğe uygun sunum ve hesap verebilirlik ilkeleriyle uyumlu biçimde kurumsal ve toplumsal rasyonaliteyi pekiştirir.”**
3. Normatif MuhasebeTeorisi Perspektifinden
Normatif Muhasebe Teorisi, muhasebenin nasıl olması gerektiğine dair idealize edilmiş kurallar ve ilkeler geliştiren bir yaklaşımdır. Bu teori, muhasebe uygulamalarını şekillendirmek için etik, sosyal ve ekonomik değerleri dikkate alır ve genellikle mevcut durumu (pozitif muhasebe) açıklamak yerine, olması gerekeni (normatif) tanımlamaya odaklanır. Kapitalist sistemle ilişkisi ise, muhasebenin ekonomik karar alma süreçlerinde oynadığı rol ve kapitalizmin temel dinamikleriyle olan etkileşimi üzerinden değerlendirilebilir.
- Kaynak Dağılımı ve Karar Alma: Kapitalist sistem, kaynakların etkin dağılımını ve kâr maksimizasyonunu önceler. Normatif muhasebe teorisi, bu süreçte finansal bilgilerin şeffaf, karşılaştırılabilir ve doğru olmasını sağlayarak yatırımcıların, yöneticilerin ve diğer paydaşların karar alma süreçlerini destekler. Örneğin, normatif ilkeler, şirketlerin kârlarını nasıl raporlayacaklarına dair standartlar önererek kapitalist piyasaların işleyişini düzenler.
- Paydaşların Bilgilendirilmesi: Kapitalist sistemde, sermaye sahipleri (hissedarlar) ve diğer paydaşlar (kredi verenler, çalışanlar, devlet) için muhasebe bilgisi kritik öneme sahiptir. Normatif muhasebe, bu bilgilerin adil ve etik bir şekilde sunulmasını savunur. Örneğin, gelir ve giderlerin nasıl kaydedileceği veya varlıkların nasıl değerleneceği konusunda normatif kurallar, kapitalist sistemin temel taşlarından olan güven ve şeffaflığı destekler.
- Kâr Odaklılık ve Etik Çatışmalar: Kapitalist sistemde kâr maksimizasyonu sıklıkla ön plandadır. Ancak normatif muhasebe teorisi, sadece kâr odaklı değil, aynı zamanda sosyal sorumluluk, çevresel etkiler ve etik değerler gibi unsurları da dikkate alan bir muhasebe sistemi önerir. Bu, kapitalizmin kısa vadeli kâr odaklı yaklaşımıyla çelişebilir. Örneğin, normatif teori, çevresel maliyetlerin muhasebeleştirilmesini savunurken, kapitalist firmalar bu tür maliyetleri göz ardı edebilir.
- Regülasyon ve Standartlar: Kapitalist sistemde piyasaların düzgün işleyişi için muhasebe standartları (ör. IFRS, GAAP) gereklidir. Normatif muhasebe teorisi, bu standartların oluşturulmasında rehberdir. Örneğin, varlıkların gerçeğe uygun değerle ölçülmesi gibi normatif ilkeler, kapitalist piyasalarda yatırım kararlarını etkileyen önemli bir unsurdur.
- Sermaye Piyasalarının Rolü: Kapitalist sistemde sermaye piyasaları, ekonomik büyümenin motorudur. Normatif muhasebe teorisi, bu piyasaların sağlıklı işleyişi için gerekli olan finansal raporlama standartlarını şekillendirmeyi amaçlar. Ancak, kapitalizmin deregülasyon eğilimleri, normatif teorinin önerdiği sıkı standartlarla zaman zaman ters düşebilir.
Eleştirel Perspektif
Kapitalizmin Eleştirisi: Normatif muhasebe teorisi, kapitalist sistemin yalnızca hissedarları değil, tüm paydaşları (çalışanlar, toplum, çevre) dikkate alması gerektiğini savunan yaklaşımları destekleyebilir. Bu, kapitalizmin geleneksel kâr odaklı yapısına meydan okuyabilir.
Manipülasyon Riski: Kapitalist sistemde, firmalar kârlarını yüksek göstermek için muhasebe manipülasyonlarına başvurabilir. Normatif teori, bu tür manipülasyonları önlemek için etik ve şeffaf standartlar önerir. Eleştirel muhasebe teorisinin (Gallhofer, Haslam, Tinker, vb.) kapitalizmle “düşük uyum” göstermesi, onun akademik dünyada marjinal kalmasının temel nedeni. Ana akım dergiler (TAR, JAR, AOS) eleştirel çalışmaları sistematik olarak dışlarken, Critical Perspectives on Accounting gibi alternatif alanlar sınırlı etki yaratıyor. Türkiye bağlamında bu marjinallik daha da derin: muhasebe akademisi büyük ölçüde pozitivist ve normatif çerçevelerde üretildiği için, eleştirel çalışmalar neredeyse yok denecek kadar az.
Normatif Muhasebe Teorisi, kapitalist sistemin işleyişinde önemli bir rol oynar; çünkü finansal bilgilerin doğruluğunu, şeffaflığını ve etik standartlara uygunluğunu sağlamaya çalışır. Ancak, kapitalizmin kâr odaklı doğası ile normatif teorinin etik ve sosyal sorumluluk vurgusu arasında bir gerilim bulunabilir. Bu ilişki, muhasebenin hem kapitalist piyasaların etkinliğini destekleyici hem de onun eksikliklerini düzeltici bir araç olarak konumlanmasını sağlar.
Kapitalist Ekonomi Düzeninde Muhasebe Teorilerinin Karşılaştırmalı Tablosu
| Teori | Temel Odak | Kapitalizmle Uyum | Bilgiye Yaklaşım | Etik Boyut (Şeffaflık, Eşitlik, Hesap Verebilirlik) | Kapitalist Sistem Eleştirisi |
|---|---|---|---|---|---|
| Karar Fayda Teorisi | Kullanıcılara karar faydası sağlayacak bilgi | Orta-Yüksek | Nötr, tarafsız bilgi | İdeal düzeyde öngörür ama uygulamada zayıf | Düşük – kapitalizmi sorgulamaz |
| Pozitif Muhasebe Teorisi | Davranışsal, çıkar maksimizasyonu odaklı | Çok Yüksek | Teşvik temelli, ampirik | Şeffaflık, çoğu zaman piyasa teşviklerine bağımlı | Düşük – kapitalizmin mantığıyla uyumlu |
| Normatif Muhasebe Teorisi | “Nasıl olmalı” sorusuna odaklanır | Orta | İlkesel, normatif yaklaşımlar | Hesap verebilirlik ve etik vurgu yüksek | Orta – kapitalizme alternatifler önerir |
| Eleştirel Muhasebe Teorisi | Güç, iktidar, ideoloji ve toplumsal adalet | Düşük | Bilgi = İktidar ilişkisini sorgular | Şeffaflık, eşitlik ve demokrasi vurgusu çok yüksek | Çok yüksek – kapitalizmi yapısal eleştirir |
| Kurumsal/Yönetişim Teorileri | Şirket-Toplum ilişkileri ve paydaş yaklaşımı | Orta | Hesap verebilirlik ve sürdürülebilirlik odaklı | ESG, etik ve şeffaflık çerçevesinde güçlü | Orta – kapitalizme sınırlı eleştiri |
Analitik Yorum
- Kapitalizm, Pozitif Muhasebe Teorisini en fazla sahiplenir çünkü çıkar maksimizasyonu ve piyasa temelli teşvikler kapitalizmin mantığıyla bire bir örtüşür.
- Karar Fayda Teorisi, tarafsız bilgi ideali sunsa da pratikte sermaye sahiplerinin çıkarlarıyla sınırlandırılır.
- Normatif Teori ve Kurumsal/Yönetişim Teorileri, kapitalizmi yumuşatmaya çalışan etik çerçeveler üretir ama sistemin özüne meydan okumaz.
- Eleştirel Muhasebe Teorisi ise kapitalizmi yapısal olarak sorgular, bilgi üretimini iktidar ilişkilerinin bir parçası olarak görür ve sistemin demokratikleşmesini talep eder; bu yüzden kapitalizmle uyumu düşüktür.
Son Söz:
Türkiye muhasebe akademisinin yapısal açmazı olarak öne çıkan “teorisizlik” ya da teorinin yalnızca dekoratif bir unsur olarak kullanılması, eleştirel teori açısından, yerel akademinin küresel kapitalist bilgi üretim zincirine eklemlenme biçiminden kaynaklanmaktadır:
YÖK’ün performans ölçütleri (atıf, indeksli yayın sayısı, Q1-Q2 dergi baskısı), ana akım dergilerde (özellikle ABD ve İngiltere merkezli TAR, JAR, CAR, AOS gibi) yayın yapma zorunluluğu ve İngilizce yayın teşviki, pozitivist, karar fayda odaklı ve ampirik çalışmalara yüksek puan verirken; eleştirel, normatif dışı, yerel bağlama özgü ya da Türkçe üretim yapan yaklaşımları sistematik olarak dışlıyor ve değersizleştiriyor. Bu yapı, Türkiye’deki muhasebe araştırmacılarını küresel akademik işbölümünde “veri toplayıcı” ve “uygulayıcı” konumuna hapsederek, teorik yaratıcılığı köreltiyor; yerel sorunların (KOBİ muhasebesi, kayıt dışı ekonomi, kamuda hesap verebilirlik, yolsuzluk mekanizmaları) eleştirel bir çerçevede sorgulanmasını engelliyor ve sonuçta muhasebe bilimini neo-liberal üniversite modelinin bir dişlisi haline getiriyor.Bu eklemlenme, yalnızca bireysel tembelliğin değil, yapısal bir bağımlılığın ürünüdür.
Genç akademisyenler, doçentlik ve profesörlük kriterleri için “uluslararası yayın” peşinde koşarken, teorik derinlik yerine hızlı, tekrarlanabilir, düşük riskli ampirik modelleri tercih etmek zorunda kalıyor. Eleştirel bir muhasebe teorisi geliştirmek –örneğin Türkiye’nin yarı-çevre konumunda sermaye birikim rejiminin muhasebe pratiklerini nasıl şekillendirdiğini sorgulamak– hem zaman alıyor hem de ana akım dergilerde reddedilme riski çok yüksek. Dolayısıyla teorisizlik, bilinçli bir tercih değil; performans rejiminin dayattığı bir hayatta kalma stratejisidir.Sonuç olarak, bu açmazı aşmak için YÖK kriterlerinin radikal bir şekilde gözden geçirilmesi (yerel dergilere ve Türkçe üretime gerçek değer verilmesi), eleştirel muhasebe çalışmalarının desteklenmesi ve akademik özgürlüğün neo-liberal ölçütlerden kurtarılması gerekiyor.
Aksi takdirde, Türkiye muhasebe akademisi, küresel merkezlerin teorik gündemine veri sağlayan bir taşeron olmanın ötesine geçemeyecek; kendi toplumunun muhasebe gerçekliğini anlamakta ve dönüştürmekte yetersiz kalacaktır.
![]()
