Skip to content

COP31 Kapıda: Türkiye Dünyaya Sürdürülebilirliği Anlatmaya Hazırlanıyor…

Peki Muhasebe Akademisyenleri ve Meslek Mensupları Bu Hikâyenin Ne Kadarını Biliyor?

Türkiye İçin Acil Eylem Planı: Sürdürülebilirlik Muhasebesi Eğitiminde Dönüşüm Zamanı

Türkiye, 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da düzenlenecek COP31’e ev sahipliği ve dönem başkanlığı yapacak; 196 ülkenin liderini ağırlayarak dünyaya sürdürülebilirlik alanındaki iddiasını anlatacak. Bu yalnızca diplomatik bir ev sahipliği değildir; Türkiye aynı zamanda kendi sürdürülebilirlik kapasitesini, kurumsal dönüşümünü ve iklim politikalarını anlatacağı büyük bir vitrine çıkmaktadır. Ancak bu metnin asıl gerekçesi COP31 değildir: TSRS’nin 2025 hesap dönemlerinden itibaren yürürlükte olması, KSRU’nun 2025-2026’da lisanslama aşamasına geçmesi ve sürdürülebilirlik güvencesinin zaten mesleki bir zorunluluk haline gelmesi, bu tartışmayı zirveden bağımsız olarak da gerekli kılmaktadır. COP31 yalnızca bu iç gerekçeyi kamuoyu önünde görünür kılan bir vesiledir.

Fakat bu uluslararası sahnenin arka planında daha sessiz, daha teknik ve belki de daha rahatsız edici bir soru duruyor:

Türkiye, sürdürülebilirliği dünyaya anlatmaya hazırlanırken, bu anlatının arkasındaki ekonomik gerçekliği kim ölçecek, kim raporlayacak, kim sorgulayacak ve kim güvence altına alacak?

Daha açık söylemek gerekirse: muhasebe akademisyenleri ve meslek mensupları, anlatılacak bu hikâyenin ölçüm ve raporlama katmanını gerektiği kadar biliyor mu?

Bu noktada bir kapsam sınırı baştan konulmalıdır. Türkiye’nin sürdürülebilirlik kapasitesi; iklim politikası, enerji dönüşümü, sanayi politikası, finansman ekosistemi, teknoloji ve idari kapasite gibi çok daha geniş bir bileşenler toplamına bağlıdır. Bu çalışma, o holistik yapının toplamının tamamını değil, yalnızca bir bileşenini — ekonomik gerçekliğin ölçülmesi, raporlanması ve güvence altına alınması işlevini — ele almaktadır. Muhasebe, sürdürülebilirlik dönüşümünün “ana arteri” değil, o dönüşümün doğruluğunu ve hesap verebilirliğini sınayan bir alt sistemidir; bu sınırlı ama somut alanda dahi ciddi bir yetkinlik açığı bulunduğu iddia edilmektedir. Çünkü sürdürülebilirlik raporlaması yalnızca çevre mühendislerinin, iklim uzmanlarının veya sürdürülebilirlik yöneticilerinin işi değildir — artık muhasebenin de konusudur ve bu konu, muhasebenin geleceğini şekillendirecek alanlardan biri olma potansiyeli taşımaktadır.

Türkiye’nin temel sorunu artık sürdürülebilirlik raporlamasına ilişkin düzenleme eksikliği değildir. TSRS yürürlüğe girmiş, sürdürülebilirlik raporlaması fiilen başlamış; bu raporlamayı yürütecek insan kaynağı için de Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Uzmanlığı (KSRU) sınav ve lisanslama sistemi devreye alınmıştır. Sürdürülebilirlik güvencesine ilişkin düzenlemeler yapılmıştır ve uygulama giderek kurumsallaşmaktadır. Asıl mesele artık şudur: bu düzenlemeleri anlayacak, uygulayacak, sorgulayacak, yönetime aktaracak ve güvence altına alacak insan sermayesini nasıl yetiştireceğiz?

Standart yazabilirsiniz. Yönetmelik çıkarabilirsiniz. Eşik belirleyebilirsiniz. Sınav yapabilirsiniz. Ama insan kaynağınız bu sistemi taşıyacak yetkinliğe sahip değilse, düzenleme yalnızca kâğıt üzerinde kalır. Muhasebe eğitiminin önündeki mesele tam da budur.

Alberto J. Costa ve Margarida M. Pinheiro’nun editörlüğünü yaptığı ve Routledge’ın “Routledge Studies in Accounting” dizisinde 9 Eylül 2026’da yayımlanması beklenen (bu metnin yazıldığı tarih itibarıyla henüz fiilen yayımlanmamış) The Evolution of Sustainability Accounting Education, muhasebenin yalnızca teknik bir bilgi üretme alanı değil, kamu yararıyla bağlantılı bir sosyal pratik olarak yeniden düşünülmesi gerektiğine dikkat çekmektedir; sürdürülebilirliğin müfredata entegrasyonunu, deneyimsel öğrenmeyi ve yükseköğretimin dönüştürücü rolünü tartışmaktadır. Bu eser henüz fiilen basılmadığı için burada bir çerçeveleme referansı olarak kullanılmakta, içeriğine ilişkin herhangi bir bulgu veya veri Türkiye’ye uyarlanmamaktadır. Bu yaklaşım Türkiye açısından artık teorik bir tartışma değildir — çünkü düzenleyici altyapı büyük ölçüde kurulmuş, buna karşılık eğitim sistemi aynı hızda dönüşmemiştir.

Bununla birlikte, Türkiye açısından mevcut araştırmaların önemli bir veri boşluğuna işaret ettiği görülmektedir. Özçelik (2024), Çetin (2025) ve Ünkaya, Dursun ve Bozkır (2025) müfredat düzeyinde önemli veriler sunmaktadır; ancak mezunların gerçek sürdürülebilirlik yetkinlik düzeyini, işveren talebinin büyüklüğünü, öğretim elemanı havuzunun sayısal yeterliliğini veya bölgesel üniversiteler arasındaki kaynak farklılıklarını ölçen büyük ölçekli ve güncel bir Türkiye verisi henüz bulunmamaktadır. Uluslararası karşılaştırmalar (CSRD’nin güvence eğitimi zorunluluğu, Norveç örneği) yol gösterici olsa da, Türkiye’ye özgü kapasite kısıtlarını nicelleştirmez. Bu nedenle aşağıdaki öneriler bir eylem planı değil, doğrulanması gereken varsayımlar üzerine kurulu bir tartışma ve araştırma gündemi olarak okunmalıdır; metnin kendisi de ilerleyen bölümlerde bu veri boşluğunun nasıl kapatılabileceğine (bağımsız maliyetlendirme, örneklem temelli yetkinlik testleri) değinmektedir.

Bu boşluğu “veri yok” demenin ötesine taşımak için somut bir ilk adım önerilebilir: pilot 5-10 üniversitede, 0-6 aylık dönemde, üç ayrı kısa anket/veri toplama enstrümanı eş zamanlı yürütülebilir — (i) son sınıf öğrencilerine yönelik, TSRS/karbon muhasebesi temel kavramlarını ölçen 20-25 soruluk bir taban (baseline) yetkinlik testi; (ii) aynı üniversitelerin öğretim elemanı kadrosuna yönelik, sürdürülebilirlik muhasebesi konularında kendi bildirdikleri yeterlilik ve ihtiyaç düzeyini ölçen kısa bir öz-değerlendirme anketi; (iii) TSRS kapsamındaki 30-50 şirketin insan kaynakları/finans birimlerine yönelik, işe alımda aradıkları sürdürülebilirlik yetkinliklerini soran kısa bir işveren anketi.

Bu üç enstrümanın asgari tasarım unsurları şöyle somutlaştırılabilir. (i) Öğrenci testi: 20-25 sorunun beşi TSRS 1/2’nin kapsamı ve önemlilik kavramı, beşi Scope 1-3 emisyon sınıflandırması, beşi ESG-TSRS ayrımı, beşi finansal etki analizi (bir vaka üzerinden), ikisi güvence kavramları üzerine kurulabilir; her pilot üniversitede son sınıf mevcudunun tamamına değil, basit rastgele örneklemeyle seçilecek, %95 güven düzeyi ve ±%5 hata payı için gerekli asgari örneklem büyüklüğüne (sonlu popülasyon düzeltmesiyle, tipik bir 150-300 kişilik son sınıf kohortu için yaklaşık 60-100 öğrenci) ulaşacak şekilde uygulanabilir; testin madde ayırt ediciliği ve iç tutarlılığı (Cronbach alfa) pilot bir ön uygulamayla kontrol edilmeli, içerik geçerliliği en az üç öğretim üyesinden oluşan bir uzman panelinin onayından geçmelidir. (ii) Öğretim elemanı anketi, ilgili bölümlerdeki tüm öğretim üyelerine (örneklem değil tam sayım) uygulanabilecek kadar küçük bir kitledir. (iii) İşveren anketi için 30-50 şirket, TSRS kapsamındaki toplam şirket sayısının küçük bir alt kümesidir ve temsiliyet iddiası taşımaz; amacı genellenebilir bulgu değil, müfredat tasarımına girdi sağlayacak niteliksel bir tarama olmalıdır. Bu tasarım kararlarının nihai hali, ilgili üniversitelerin ölçme-değerlendirme veya eğitim bilimleri birimleri tarafından gözden geçirilmelidir.

Bu pilot ölçümün finansmanı, ayrı bir bütçe kalemi gerektirmeyecek şekilde, Bölüm IV’te önerilen 0-3 aylık bağımsız maliyetlendirme çalışmasının kapsamına dahil edilebilir; zira aynı 5-10 pilot üniversite zaten o çalışma için seçilecektir ve üç enstrümanın uygulanması (dijital anket araçları, veri girişi, temel istatistiksel analiz) laboratuvar veya vaka bankası kurulumuna kıyasla düşük maliyetlidir. Bu, “kim finanse edecek” sorusuna da somut bir cevap verir: pilot üniversitelerin kendi araştırma fonları veya YÖK’ün mevcut araştırma altyapısı destekleri, ayrı bir kaynak yaratmadan bu ölçümü karşılayabilir. Bu, büyük ölçekli ulusal bir taramanın yerini tutmaz, ancak “veri yok” tespitini eyleme geçirilebilir bir başlangıç noktasına dönüştürür.

Reformun gerçek sınavı, önerilerin ne kadar parlak olduğunda değil, önerilerin maliyetini kimin üstleneceğinde, kimleri sistemin dışında bırakabileceğinde, standartlar değiştiğinde nasıl uyarlanacağında ve beklenen sonuçlar ortaya çıkmadığında bunu hangi ölçütlerle kabul edeceğinde başlar. Bütün bunların üzerinde ise daha temel bir soru vardır: Önerinin dayandığı ampirik zemin ne kadar sağlamdır?

SAM-YÇ, üç yıllık uygulama takvimi, sorumluluk matrisi ve finansman adımları, ilk bakışta kapsamlı bir eylem planı izlenimi vermektedir. Ancak mevcut ampirik kanıtların sınırları dikkate alındığında, bu unsurların kesinleşmiş bir uygulama programı olarak değerlendirilmesi doğru değildir. Buradaki tarihler, eşikler ve sorumluluklar, Türkiye’de sürdürülebilirlik muhasebesi eğitiminin nasıl dönüştürülebileceğini göstermek amacıyla oluşturulmuş bir başlangıç senaryosudur. Dolayısıyla bunlar herhangi bir kurum tarafından verilmiş bağlayıcı taahhütler değil; gerçek maliyetler, kurumsal kapasite ve uygulama sonuçları ortaya çıktıkça yeniden sınanması ve gerektiğinde değiştirilmesi gereken çalışma varsayımlarıdır. Bu yaklaşım reform önerisini zayıflatmaz; tersine, kendi varsayımlarını sorgulayabilen, başarısızlık ihtimalini baştan kabul eden ve elde edilen kanıta göre yönünü değiştirebilen daha sağlam bir politika tasarımına dönüştürür.

I. DÜZENLEME–EĞİTİM UÇURUMU: TÜRKİYE NEREDE DURUYOR?
Türkiye’de düzenleme hızlandı; eğitim aynı hızda dönüşmedi

Türkiye’de sürdürülebilirlik raporlamasının kurumsal altyapısı, 29 Aralık 2023 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan düzenlemelerle önemli bir aşamaya ulaşmıştır. TSRS 1 ve TSRS 2 ile birlikte işletmelerin sürdürülebilirlikle ilgili risk ve fırsatlarını, yönetişim yapılarını, stratejilerini, risk yönetimini, metriklerini ve hedeflerini sistematik biçimde açıklamasına yönelik çerçeve oluşturulmuştur.

2026 yılında kapsam belirlemede kullanılan eşikler yeniden düzenlenmiş; aktif toplamı 1 milyar TL, yıllık net satış hasılatı 2 milyar TL ve çalışan sayısı 500 olarak belirlenmiştir. Kapsama girişte bu üç ölçütten en az ikisinin art arda iki raporlama döneminde aşılması esas alınmakta olup yeni eşikler 1 Ocak 2025 ve sonrasında başlayan hesap dönemlerinde uygulanmaktadır. Burada yalnızca rakamları bilmek yeterli değildir; kapsamın belirlenmesinde ölçütlerin nasıl uygulanacağı ve raporlama dönemleri bakımından hangi koşulların aranacağı da eğitim programlarının konusu haline gelmiştir.

Bunun yanında sürdürülebilirlik raporlarına yönelik güvence denetimleri de zorunlu hale getirilmiş, uygulamanın sınırlı güvence ile başlaması öngörülmüştür.

Dolayısıyla mesele artık yalnızca “TSRS nedir?” sorusu değildir. Asıl soru: “TSRS işletmenin karar süreçlerini nasıl değiştirecek?” sorusudur. Bu ayrım önemlidir; çünkü sürdürülebilirlik raporlaması finansal tablolara sonradan eklenecek ikinci bir rapor değil, işletmenin risklerini, sermaye tahsisini, yatırım kararlarını, maliyetlerini, tedarik zincirini, performans ölçümünü ve gelecekteki nakit akışlarını etkileyen bilginin yeniden yapılandırılmasıdır. Bu nedenle sürdürülebilirlik muhasebesi, raporlama tekniğinin ötesinde bir karar bilgisi sistemi olarak ele alınmalıdır.

KSRU ile yeni bir mesleki eşik oluştu

Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Uzmanlığı (KSRU) mekanizması, KGK tarafından oluşturulmuş olup bu dönüşümün önemli göstergelerinden biridir. İlk KSRU sınavı 14 Aralık 2025 tarihinde gerçekleştirilmiş, sonuçlar 29 Aralık 2025’te ilan edilmiş ve 2026 yılında lisans başvuru süreci başlatılmıştır. Sınav içeriği yalnızca teorik sürdürülebilirlik bilgisinden oluşmamakta; TSRS, sürdürülebilirlik performansının ölçümü, emisyon yönetimi, ESG ve TSRS vaka çalışmaları gibi uygulama alanları da mesleki yeterliliğin parçası haline gelmiştir.

Bu durum eğitim açısından çok önemli bir mesaj vermektedir: piyasa artık sürdürülebilirlik hakkında konuşan insanı değil, sürdürülebilirlik bilgisini üretebilen ve yorumlayabilen insanı istemektedir.

Eğitimdeki açık: sorun yalnızca ders sayısı değildir

Türkiye’de üniversite müfredatlarının sürdürülebilirlik muhasebesine ne ölçüde yer verdiğine ilişkin bulgular dikkat çekicidir. Özçelik’in (2024) Türkiye’deki 134 üniversiteyi kapsayan araştırmasında, yalnızca 25 üniversitenin lisans, yüksek lisans veya doktora müfredatlarında sürdürülebilirliğe yönelik muhasebe derslerine rastlanmıştır — bunların 11’i lisans, 11’i yüksek lisans, 10’u doktora düzeyindedir. Bu bulgu, sürdürülebilirlik muhasebesinin Türkiye’de henüz sistematik bir eğitim alanı haline gelmediğini göstermektedir.

Çetin (2025), sürdürülebilirlik ve entegre raporlama alanındaki gelişmeler karşısında muhasebe lisans müfredatlarının güncellenmesi gerektiğine işaret etmektedir. Ünkaya, Dursun ve Bozkır (2025) ise yeşil dönüşüm bağlamında muhasebe eğitiminde yeni yetkinliklerin geliştirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Fakat burada kritik bir ayrım yapmak gerekir: sorun üniversitelerde sürdürülebilirlik dersi olup olmaması değildir. Bir üniversitede “Sürdürülebilirlik Muhasebesi” adlı bir ders açmak, tek başına dönüşüm anlamına gelmez. Öğrenci dersi alabilir, sınava girebilir, notunu alabilir. Fakat gerçek bir işletmenin sürdürülebilirlik verisini analiz edemiyorsa, emisyon bilgisinin finansal etkisini kuramıyorsa, önemlilik değerlendirmesi yapamıyorsa, TSRS açıklamasını sorgulayamıyorsa ve sürdürülebilirlik bilgisini yönetim kararına çeviremiyorsa, eğitim amacına ulaşmış sayılmaz.

Bu nedenle soruyu değiştirmemiz gerekir:

Türkiye’de muhasebe eğitimi, geleceğin profesyoneline sürdürülebilirlik bilgisini ölçme, muhasebeleştirme, raporlama, yorumlama, güvence altına alma ve karar süreçlerine aktarma yetkinliği kazandırıyor mu?

Asıl açık burada bulunmaktadır.

Uçurumun görünmeyen boyutları: ölçek ve eşitsizlik

Yukarıdaki tabloya eklenmesi gereken iki kör nokta vardır.

Birincisi, ölçek sorunu. TSRS eşikleri (1 milyar TL aktif, 2 milyar TL net satış, 500 çalışan) Türkiye ekonomisinin küçük bir bölümünü — büyük ölçekli, halka açık veya halka açığa yakın şirketleri — doğrudan kapsamaktadır. Oysa istihdamın ve katma değerin büyük kısmını üreten KOBİ’ler bu zorunluluğun dışındadır. Ancak kapsam dışında olmak, ekonomik sistemin dışında olmak anlamına gelmez: büyük işletmenin Scope 3 hesaplaması için tedarikçisinden veri istemesi, KOBİ’yi sürdürülebilirlik veri zincirinin içine fiilen sokabilir. Bu tedarik zinciri baskısına rağmen ne zorunlu bir müfredat ne de KSRU benzeri bir mekanizma KOBİ’ler için öngörülmüştür. Bu konuda IFAC’ın 16 muhasebe meslek kuruluşuyla birlikte geliştirdiği “Küçük İşletme Sürdürülebilirlik Kontrol Listesi” aracı, uluslararası meslek camiasının aynı boşluğa ayrı bir araçla yanıt verdiğini göstermektedir; Türkiye’de benzer, sadeleştirilmiş bir çerçeve düşünülebilir.

Dolayısıyla eğitim politikası iki ayrı katmanda tasarlanmalıdır: birinci katman, TSRS kapsamındaki işletmeler için ileri düzey uzmanlık; ikinci katman, KOBİ’ler ve onların muhasebe meslek mensupları için sadeleştirilmiş sürdürülebilirlik okuryazarlığı. Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca “büyük şirket sürdürülebilirlik uzmanı” yetiştirmek değil, değer zincirinin tamamında sürdürülebilirlik verisini okuyabilen bir muhasebe ekosistemi kurmaktır.

İkincisi, coğrafi ve kurumsal eşitsizlik. Özçelik’in (2024) bulduğu 25 üniversite büyük olasılıkla büyük şehirlerdeki köklü devlet ve vakıf üniversitelerinde yoğunlaşmaktadır. Büyük üniversiteler laboratuvar kurabilir, sektörle iş birliği yapabilir, uluslararası projelere ulaşabilir, uzman öğretim elemanlarını bünyesine çekebilir. Bölgesel devlet üniversiteleri ise aynı dönüşümü çok daha sınırlı kaynaklarla gerçekleştirmek zorunda kalabilir. Bir reform planı laboratuvar kurulumu, veri altyapısı ve öğretim elemanı gelişimi gibi kaynak yoğun unsurlar içeriyorsa, bu kaynaklara zaten sahip olan kurumlar hızla ilerlerken kaynak kısıtlı kurumlar geride kalabilir — reformun kendisi yeni bir eşitsizlik ekseni yaratma riski taşır.

Bu, görmezden gelinmemesi gereken bir paradokstur: sürdürülebilirlik adına kurulan eğitim sistemi, sürdürülebilir olmayan bir eşitsizlik üretebilir. Bu risk, aşağıda (Bölüm IV) somut bir izleme ve finansman önlemiyle ele alınmaktadır.

Bu risk, Bölüm II’de önerilen pilot baseline ölçümü için de geçerlidir: bir bölgesel devlet üniversitesinin, büyük şehirlerdeki köklü üniversitelerle aynı anda ve aynı kalitede bir öğrenci yetkinlik testi veya öğretim elemanı anketi yürütecek ölçme-değerlendirme kapasitesine sahip olduğu varsayılmamalıdır. Bu nedenle pilot üniversite seçimi, yalnızca “gönüllü olan” veya “en donanımlı olan” kurumlar arasından değil, bilinçli olarak en az bir-iki kaynak kısıtlı bölgesel üniversiteyi de içerecek şekilde yapılmalı; bu üniversitelere ölçüm sürecinin kendisi için (örneğin YÖK’ün araştırma altyapısı fonlarından) ayrı bir teknik destek sağlanmalıdır. Aksi halde pilot aşamanın kendisi, yalnızca zaten güçlü olan kurumların verisini üretir ve eşitlik göstergesi daha en baştan yanlı bir temelden hesaplanmış olur.

II. YENİ MUHASEBE EĞİTİMİ: DERSTEN YETKİNLİĞE, RAPORLAMADAN KARARA
Türkiye için Sürdürülebilirlik Muhasebesi Yetkinlik Çerçevesi — SAM-YÇ

Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir ders listesinden çok daha fazlasıdır. İhtiyaç duyulan şey, öğrencinin hangi dersi aldığıyla değil, eğitim sonunda hangi problemi çözebildiğiyle ilgilenen bir Sürdürülebilirlik Muhasebesi Yetkinlik Çerçevesi (SAM-YÇ) olmalıdır. Bu çerçeve altı temel yetkinlik alanı üzerine kurulabilir.

1. Teknik yetkinlik

Öğrenci; TSRS 1 ve TSRS 2’yi, IFRS S1 ve IFRS S2’yi, önemlilik kavramını, sürdürülebilirlikle ilgili risk ve fırsatları, yönetişim, strateji, risk yönetimi, metrikler ve hedefleri, finansal raporlama ile sürdürülebilirlik raporlaması arasındaki bağlantıyı kavrayabilmelidir.

Burada özellikle ESG ile TSRS’nin aynı şey olmadığı açık biçimde öğretilmelidir. ESG daha geniş bir kavramsal ve uygulama alanıdır; TSRS ise belirli bir sürdürülebilirlik raporlama çerçevesidir. Öğrenci bu ayrımı bilmezse kavramları ezberler, fakat sistemi anlayamaz. Eğitim şu zinciri kurmalıdır:

TSRS → IFRS S1/S2 → önemlilik → risk ve fırsatlar → yönetişim → strateji → risk yönetimi → metrikler ve hedefler → finansal etkiler → karar

Bu zincirin son halkası özellikle önemlidir; çünkü sürdürülebilirlik bilgisinin gerçek değeri raporda görünmesi değil, kararı değiştirebilmesidir.

Bu zincir, öğrenciye yalnızca Türkiye’ye özgü TSRS’yi değil, TSRS’nin temellendiği ISSB çerçevesinin küresel bağlamını da göstermelidir — soyut bir “karşılaştırmalı okuryazarlık” söyleminde kalmadan, somut örneklerle desteklenerek. İki örnek öğreticidir: AB’de CSRD, güvence veren bağımsız denetçilere sürdürülebilirlik konusunda ayrı bir teorik ve uygulamalı eğitim alma ve buna ilişkin bir sınavı geçme yükümlülüğü getirmiştir; bu, KSRU’nun kavramsal olarak yalnız olmadığını, benzer bir “düzenleme → zorunlu eğitim/sınav” modelinin AB’de de uygulandığını gösteren somut bir emsaldir. Norveç’te ise ulusal muhasebeciler enstitüsü, büyük denetim şirketleriyle birlikte ESRS taslaklarını uygulamaya döken çok modüllü bir “Sürdürülebilirlik Raporlaması Akademisi” kurmuştur — üniversite-sektör ortak eğitim modeline somut bir örnek.

Ancak bu karşılaştırma tek yönlü bir “AB/ABD daha ileride” anlatısına indirgenmemelidir: AB’de CSRD/ESRS’nin kapsamı da 2025-2026’da “Omnibus” paketiyle daraltılmış; Avrupa Komisyonu 2026 Temmuzunda revize ESRS’leri kabul ederek daha az veri noktası ve daha düşük idari yük hedeflemiştir. Bu, iddialı sürdürülebilirlik raporlama reformlarının uygulama yükü nedeniyle geriye çekilebileceğine dair güncel ve öğretici bir örnektir; Türkiye’deki eğitim reformu tasarlanırken de aynı riske — aşırı iddialı kapsam, yetersiz uygulama kapasitesi — karşı temkinli olunmalıdır.

Burada kullanılan uluslararası örnekler (CSRD’nin eğitim/sınav zorunluluğu, Norveç akademisi, IFAC’ın KOBİ aracı, AB’nin Omnibus geri çekilmesi) sistematik bir tarama sonucu değil, konuyla ilgili literatürde görece belgelenmiş, öğretici karşıtlıklar sunduğu için seçilmiş örneklerdir. Bu seçicilik kabul edilmelidir; ancak boşluk tamamen doldurulmamış olsa da, Türkiye’ye benzer gelir ve kurumsal kapasite grubundaki iki emsalden somut ders çıkarılabilir.

Brezilya, Türkiye’ye en yakın karşılaştırma noktasıdır. Brezilya’nın menkul kıymetler kurulu CVM, IFRS S1/S2 temelli standartları 2026 hesap dönemi itibarıyla halka açık şirketler için zorunlu hale getirmiş; Brezilya’nın ulusal muhasebe meslek kuruluşu CFC (TÜRMOB’un işlevsel dengi), 2023’te yayımladığı 1710 sayılı Kararla bu standartların güvence ve uygulama esaslarını belirlemiştir (Kreston Global, 2025; IFRS Foundation, t.y.). CVM ile CDP arasındaki iş birliği, yaklaşık 1.100 Brezilyalı şirketin iklim verisini paylaşan bir mekanizmanın yanında, ISSB uyumlu raporlama konusunda eğitim ve teknik rehberlik bileşenlerini de içermektedir (Net Zero Compare, t.y.) — bu, KGK/TÜRMOB’un KSRU ve CPD altyapısına benzer bir “düzenleyici + meslek örgütü + piyasa verisi sağlayıcısı” iş birliği modelidir ve Türkiye’deki Üniversite–Meslek–Sektör köprüsü önerisine somut bir emsal oluşturur. Ayrıca Brezilya 2026’nın ortasında zorunluluğu kısmen gönüllü uygulamaya çevirmiştir (yalnızca finans sektöründeki büyük kurumlar için zorunluluk korunmuş, diğer halka açık şirketler için gönüllü rejime geçilmiştir) — bu, AB’nin Omnibus geri çekilmesiyle aynı örüntünün (iddialı zorunluluk → kısmi geri çekilme) tek bir bölgeye özgü olmadığını, gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerde tekrarlayan bir desen olduğunu göstermektedir.

Afrika kıtasındaki emsaller de öğreticidir: Nijerya, IFRS S1/S2’yi Mali Raporlama Konseyi (FRC) aracılığıyla düzenleyici çerçevesine dahil ederken, Kenya’nın meslek kuruluşu ICPAK kamu yararı taşıyan işletmeler için 2027’ye kadar bir uygulama yol haritası önermiş, Güney Afrika’da ise SAICA standartların henüz zorunlu olmadığını, mevzuatın (Şirketler Kanunu) değişmesi gerektiğini açıklamıştır (Grant Thornton, 2025). Bu üç ülke, aynı bölgede dahi farklı hızlarda ilerlediğini göstermektedir; bu da Türkiye’nin TSRS-KSRU hattındaki göreli hızının ne kadar istisnai olduğunu bağlama oturtur — düzenleme hızı bakımından Türkiye, karşılaştırılabilir ekonomiler arasında geride değil, öne çıkan bir konumdadır. Bu husus, metnin genel temkin çağrısını değiştirmez, ancak “Türkiye geride kalıyor” biçimindeki örtük varsayımı dengeler: asıl geride kalan, düzenleme değil, o düzenlemeyi taşıyacak eğitim kapasitesidir.

2. Ölçüm ve veri yetkinliği

Sürdürülebilirlik muhasebesi veri olmadan yapılamaz. Öğrenci; Scope 1, Scope 2 ve Scope 3 emisyonlarını, karbon muhasebesini, çevresel maliyetleri, sürdürülebilirlik KPI’larını, veri kalitesini, veri izlenebilirliğini, veri güvenilirliğini ve veri kaynaklarının doğrulanabilirliğini öğrenmelidir.

Burada muhasebe eğitiminin geleneksel güçlü tarafı yeniden önem kazanır: muhasebe yalnızca veri kaydetmez; verinin güvenilirliğini sorgular. Bu nedenle sürdürülebilirlik muhasebesi eğitimi, çevresel veriyi finansal bilgi sisteminin dışında değil, onunla bağlantılı biçimde ele almalıdır.

3. Karar ve yönetim yetkinliği

Sürdürülebilirlik bilgisi raporda unutulacak bir dipnot değildir; yatırım kararlarını, sermaye tahsisini, maliyet yönetimini, bütçelemeyi, risk yönetimini, performans ölçümünü, fiyatlama kararlarını ve stratejik planlamayı etkiler. Bu nedenle sürdürülebilirlik muhasebesi yalnızca dış raporlama perspektifinden öğretilmemeli, yönetim muhasebesiyle bağ kurulmalıdır. Bir işletmenin karbon maliyeti nedir? İklim riski maliyetleri nasıl etkiler? Enerji verimliliği yatırımının geri dönüşü nasıl hesaplanır? Karbon fiyatlaması ürün maliyetlerini nasıl değiştirir? Tedarik zincirindeki sürdürülebilirlik riski işletme sermayesini nasıl etkiler?

Geleceğin muhasebe eğitimi bu sorulara cevap verebilmelidir. Sürdürülebilirlik muhasebesinin gerçek dönüşümü burada gerçekleşir: raporlamadan karara.

4. Güvence, etik ve yönetişim yetkinliği

Geleceğin muhasebecisi yalnızca “Bu bilgi raporda var mı?” diye sormamalı; “Bu bilgi doğru mu, kanıtlanabilir mi, karşılaştırılabilir mi, yanıltıcı olabilir mi, kim tarafından üretildi, kim doğruladı, bu bilginin arkasında hangi çıkar ilişkisi var?” diye de sorabilmelidir.

Sürdürülebilirlik raporlamasının genişlemesiyle birlikte greenwashing riski de önem kazanmaktadır. Nitekim sürdürülebilirlik açıklamalarında sembolik uyum ile gerçek kurumsal dönüşüm arasındaki fark, güncel araştırmaların önemli gündemlerinden biri haline gelmiştir (Hadro vd., 2026). Dolayısıyla sürdürülebilirlik eğitimi; etik, iç kontrol, veri yönetişimi, güvence, bağımsızlık ve hesap verebilirlik bileşenlerini birlikte ele almalıdır.

5. Dijital ve yapay zekâ yetkinliği

Yapay zekâ sürdürülebilirlik raporlamasında veri toplama, veri sınıflandırma, metin analizi, anomali tespiti, karşılaştırmalı analiz, rapor taslağı oluşturma ve büyük veri setlerinin incelenmesi gibi alanlarda kullanılabilir. Fakat burada önemli bir sınır çizilmelidir: yapay zekâ raporu yazabilir; fakat raporun ekonomik ve etik sorumluluğunu üstlenemez.

Bu nedenle öğrenciye “yapay zekâ ile sürdürülebilirlik raporu hazırlama” öğretilmesi yeterli değildir. Asıl öğrenilmesi gereken bütünlük şudur: AI + insan muhakemesi + doğrulama + etik + veri güvenilirliği + hesap verebilirlik. Yapay zekânın ürettiği bilgi doğrulanmadan rapora aktarılıyorsa, teknoloji yalnızca hatanın hızını artırır.

6. İnterdisipliner okuryazarlık

Sürdürülebilirlik muhasebesi tek disiplinli bir alan değildir. Emisyon hesaplama çevre bilimi ve mühendislik bilgisi gerektirir; sürdürülebilirlik güvencesi ve raporlama yükümlülükleri hukuki sorumlulukla (ESG ifşasında yanıltıcı beyan riski, iklim davaları) iç içedir; iklim riskleri finansla ilişkilidir; insan sermayesi ve sosyal göstergeler çalışma ekonomisi ve sosyolojiyle, biyoçeşitlilik ise doğal bilimlerle bağlantılıdır.

Geleceğin muhasebecisi her alanın uzmanı olmak zorunda değildir; ama diğer uzmanların ürettiği bilgiyi okuyabilecek, sorgulayabilecek ve muhasebe karar sistemine aktarabilecek kadar disiplinler arası okuryazar olmalıdır. Bu nedenle müfredat, muhasebe bölümü içinde izole bir ders olarak değil, mühendislik, hukuk, çevre bilimleri ve veri bilimi fakülteleriyle ortak yürütülen seçmeli modüller ve ortak proje dersleri üzerinden tasarlanmalıdır. Aksi takdirde mezunlar, teknik terminolojiyi bilen ama disiplinler arası muhakeme yapamayan profesyoneller olarak yetişir.

Müfredat reformu: ders eklemek yetmez

YÖK koordinasyonunda işletme, muhasebe, finans ve ilgili programlar için ulusal sürdürülebilirlik muhasebesi öğrenme çıktıları belirlenmelidir. Ancak bütün üniversitelerin aynı dersi aynı içerikle vermesi zorunlu hale getirilmemeli; bunun yerine ortak bir asgari yetkinlik çekirdeği oluşturulmalıdır. Bu çekirdek; TSRS 1-2, IFRS S1-S2, sürdürülebilirlik muhasebesi, karbon muhasebesi, ESG, sürdürülebilir finans, güvence, etik, veri analitiği, yapay zekâ ve karar destek başlıklarını kapsamalıdır.

Kısa vadede “Sürdürülebilirlik Muhasebesi ve Raporlaması” dersi yaygınlaştırılabilir. Ancak orta ve uzun vadede sürdürülebilirlik; Finansal Muhasebe, Yönetim Muhasebesi, Maliyet Muhasebesi, Denetim, Finans ve Yönetim derslerinin içine sistematik biçimde yerleştirilmelidir. Çünkü sürdürülebilirlik tek bir dersin konusu değil, işletmenin kendisinin dönüşüm konusudur. Hedef bu nedenle “her üniversitede bir sürdürülebilirlik dersi” değil, “her geleceğin muhasebe ve finans profesyonelinde sürdürülebilirlik yetkinliği” olmalıdır.

Müfredatın başka bir problemi: standartlar hareketli bir hedeftir

Sürdürülebilirlik standartları durağan değildir. ISSB, IFRS S1/S2’yi yayımladıktan sonra da rehber notlarını ve uygulama materyallerini güncellemeye devam etmekte, TSRS de bu güncellemeleri zaman içinde yansıtmaktadır. Bu nedenle müfredat “sabit içerik” mantığıyla tasarlanamaz; yıllık standart-izleme döngüsü ile kurulmalıdır: her akademik yıl başında, ilgili bölüm kurulu ISSB/KGK’daki güncellemeleri tarayan kısa bir güncelleme notu hazırlamalı ve ders içeriğine yansıtmalıdır. Aksi halde bugün “güncel” diye hazırlanan müfredat, birkaç yıl sonra öğrenciyi geçmişin sürdürülebilirlik dünyasına hazırlayan bir tarih dersine dönüşebilir.

III. PEDAGOJİK VE KURUMSAL DÖNÜŞÜM: SINIFTAN SEKTÖRE
Sürdürülebilirlik muhasebesi uygulanarak öğrenilmelidir

Sürdürülebilirlik muhasebesi ezberlenerek öğrenilemez. Derslerde Türkiye’deki gerçek TSRS raporları, KAP açıklamaları, finansal tablolar, sürdürülebilirlik raporları, güvence raporları, şirket vakaları ve karbon emisyon verileri birlikte analiz edilmelidir. Öğrenciden yalnızca bir raporu okuması değil, şu zinciri çözümlemesi istenmelidir:

Şirket → iş modeli → risk → sürdürülebilirlik verisi → finansal etki → TSRS açıklaması → güvence → yatırımcı kararı

İşte bu noktada muhasebe eğitimi gerçek anlamda karar destek sistemine dönüşür.

Öğretim elemanı meselesi

Önemli bir ayrım yapılmalıdır: öğretim elemanlarının KSRU lisansı alması zorunlu hale getirilmemelidir. Çünkü mesleki lisanslama ile akademik öğretim yeterliliği aynı şey değildir. Bunun yerine öğretim elemanlarına yönelik, TSRS, IFRS S1-S2, karbon muhasebesi, sürdürülebilirlik güvencesi, ESG, veri analitiği, yapay zekâ, sürdürülebilirlik pedagojisi ve vaka temelli öğretimi kapsayan sürekli gelişim programları oluşturulmalıdır. YÖK, KGK, TÜRMOB, üniversiteler, bağımsız denetim kuruluşları ve sektör temsilcileri bu programları birlikte geliştirebilir.

Burada çoğu reform önerisinin gözden kaçırdığı bir sorun daha vardır: akademik sistem neyi ödüllendiriyorsa akademisyenler doğal olarak oraya yönelir. Türkiye’de akademik yükseltme kriterleri büyük ölçüde SSCI/SCI endeksli yayın sayısına dayanmaktadır. Sürdürülebilirlik muhasebesi disiplinler arası, uygulamalı ve yeni gelişen bir alan olduğu için, bu alanda çalışan öğretim üyeleri hem “geleneksel” muhasebe dergilerinde hem de disiplinler arası dergilerde yayın yapma güçlüğüyle karşılaşabilir — ulusal vaka setleri, sürdürülebilirlik veri tabanları, sektör-üniversite projeleri ve laboratuvarlar akademik performans sisteminde görünmezse, öğretim elemanının bu tür uygulamalı faaliyetlere ayıracağı zaman sınırlı kalır.

Bu tespiti somut bir öneriye bağlamak gerekir: YÖK ve ÜAK’ın doçentlik/profesörlük başvuru kriterlerinde, sanat ve tasarım gibi bazı uygulamalı alanlarda zaten var olan “uygulamaya dayalı eser” kategorisine benzer bir mekanizma önerilmektedir. Örneğin bir öğretim üyesinin geliştirdiği, koordinasyon kurulunca onaylanmış bir TSRS vaka seti, kurduğu bir sürdürülebilirlik laboratuvarı veya yürüttüğü çok yıllı bir sektör-üniversite ortak projesi, belirlenecek bir puan karşılığında atama-yükseltme dosyasında SSCI/SCI yayınına eşdeğer veya onu tamamlayıcı bir kalem olarak sayılabilir. Bu puan eşdeğerliğinin somut çarpanı ÜAK’ın ilgili temel alan komisyonu tarafından belirlenmeli ve önce pilot üniversitelerde üç yıllık bir deneme dönemiyle sınanmalıdır. Böyle bir eşdeğerlik mekanizması ve pilot deneme süreci olmadan öğretim üyelerini bu alana yönlendirmek yalnızca söylemde kalır.

Bununla birlikte bu önerinin hızlı sonuç vereceği varsayılmamalıdır. Akademik yükseltme kriterleri ve onun ürettiği davranış kalıpları, Türkiye’de olduğu gibi başka ülkelerde de yavaş değişen, kurumsal atalete sahip yapılardır; üç yıllık bir pilot dönem bile disiplin içi dirençle (uygulamalı üretimin “gerçek bilim” sayılmadığı yönündeki yerleşik kanaatle) karşılaşabilir. Bu nedenle mekanizmanın kendisi tek başına yeterli görülmemeli, öğretim elemanı katılımı düzenli olarak izlenmeli ve üç yıl sonunda beklenen katılım gerçekleşmezse çarpan ve kapsam yeniden gözden geçirilmelidir.

ÜAK eşdeğerliği, uzun vadeli ve yavaş işleyen tek bir araçtır; bu nedenle kısa vadede etkili olabilecek, birbirini tamamlayan başka teşvik araçlarıyla desteklenmelidir: sürdürülebilirlik muhasebesi alanında vaka/laboratuvar geliştiren öğretim elemanlarına araştırma fonu başvurularında öncelik tanınması, bir dönemlik ders yükü indirimi, sektörle ortak yürütülen projelerde ek performans puanı ve üniversite içi teşvik ödülleri gibi araçların, ÜAK süreci olgunlaşmadan önce devreye alınması, katılımın üç yıl beklenmeden başlamasını sağlayabilir.

Burada amaç bilimsel yayının değerini azaltmak değil, bilimsel yayın ile uygulamaya dönük akademik üretimi birbirinin rakibi olmaktan çıkarmaktır.

Üniversite–meslek–sektör köprüsü

YÖK, KGK, TÜRMOB, üniversiteler, Borsa İstanbul ve özel sektör temsilcilerinin katılımıyla Ulusal Sürdürülebilirlik Muhasebesi Eğitim Koordinasyon Kurulu oluşturulması önerilebilir. Bu kurul; müfredat, KSRU, staj, vaka çalışmaları, sertifikasyon, öğretim elemanı eğitimi, araştırma, istihdam ve sektör iş birliği alanlarında koordinasyon sağlayabilir.

Ancak yeni kurul oluşturmanın kendisi amaç haline getirilmemelidir. Türkiye’nin en büyük bürokratik hastalıklarından biri, sorunu çözmek yerine sorun için komisyon kurmaktır. Bu nedenle böyle bir yapı, yeni bir bürokratik katman değil, mevcut kurumlar arasındaki koordinasyon boşluğunu kapatan yalın bir mekanizma olarak tasarlanmalıdır.

Bunun kolay olacağı varsayılmamalıdır. YÖK, KGK, TÜRMOB ve Borsa İstanbul gibi kurumların bir araya geldiği geçmiş koordinasyon girişimlerinin tamamı yalın kalmamış, bazıları zamanla kendi gündemini üreten ayrı bir bürokratik katmana dönüşmüştür. Bu nedenle kurulun kendisine, kuruluşundan itibaren bir sona erme veya küçülme kriteri (örneğin görevini tamamladığı belirlenen alt çalışma gruplarının otomatik olarak kapatılması) tanımlanmalı ve kurulun yıllık faaliyet raporu, oluşturduğu yeni süreçlerin sayısı kadar kapattığı veya sadeleştirdiği süreçlerle de değerlendirilmelidir.

Yasal dayanağı, karar alma yetkisi ve bütçesi baştan netleşmeyen bir kurul, ya işlevsiz kalır ya da zamanla şişer. Bu nedenle daha yalın bir alternatif de ciddiye alınmalıdır: yeni bir kurul yerine, YÖK, KGK ve TÜRMOB’un temsilcilerinden oluşan, kalıcı bir tüzel kişiliği ve ayrı bütçesi olmayan, belirli bir gündemle (örneğin yalnızca müfredat çekirdeği ve KSRU-müfredat uyumu) toplanan geçici bir teknik çalışma grubu formatı denenebilir. Böyle bir grup, görevini tamamladığında kendiliğinden dağılır; kalıcı bir kurul ancak bu geçici format birkaç yıl içinde gerçek bir koordinasyon ihtiyacını kanıtlarsa düşünülmelidir. Hangi formatın seçileceği, bu metnin kapsamı dışında, ilgili kurumların kendi değerlendirmesine bırakılmalıdır.

Ulusal TSRS Türkiye Vaka Bankası

Türkiye’de yayımlanan sürdürülebilirlik raporlarından hareketle açık erişimli bir TSRS Türkiye Vaka Bankası oluşturulmalıdır. Her vaka; şirket profili, iş modeli, finansal tablolar, TSRS açıklamaları, sürdürülebilirlik göstergeleri, emisyon verileri, riskler, hedefler ve güvence raporuyla birlikte sunulmalıdır. Öğrenciye hazır cevap değil, gerçek problem verilmelidir — örneğin: “Bu şirketin TSRS 2 kapsamında iklimle ilgili risk açıklamalarını inceleyiniz. Açıklanan risklerin finansal tablolara olası etkilerini belirleyiniz. Veri yeterliliğini değerlendiriniz. Güvence açısından hangi kanıtların gerekli olacağını tartışınız.”

Ancak vaka bankası kurmak kadar onun yönetişimini tasarlamak da önemlidir. Kamuya açıklanmış raporlardan derlense dahi, şirketlerin ham veri, iç risk değerlendirmesi veya güvence sürecine ilişkin ayrıntıları ticari hassasiyet nedeniyle paylaşmaktan çekinmesi olasıdır. Bu nedenle vaka bankasının en başında; veri kullanım protokolü + anonimleştirme standardı + yalnızca kamuya açıklanmış bilgiyle sınırlı kalma ilkesi + akademik kullanım ve telif/erişim politikası oluşturulmalıdır. Bu unsurlar olmadan iyi fikir, birkaç şirketin gönüllü katkısına bağımlı, ölçeklenemeyen küçük bir arşive dönüşebilir.

Hatta bu protokoller kurulduktan sonra dahi şirketlerin gönüllü katılımının geniş ölçekte gerçekleşeceği garanti değildir; ticari hassasiyet endişesi yalnızca ham veri paylaşımında değil, kamuya zaten açıklanmış bilginin bile “vaka” biçiminde ayrıştırılıp eleştirel öğrenci analizine konu olmasında da ortaya çıkabilir. Bu nedenle vaka bankasının ilk aşaması, şirket onayına bağlı olmayan bir kaynaktan — TSRS kapsamındaki şirketlerin KAP’ta zaten kamuya açık olan raporlarından, isim ve hassas ayrıntılar akademik kullanım için genelleştirilerek — başlatılması, gönüllü katılım gerçekleşmese dahi projenin ilerleyebilmesini sağlayacak bir güvenlik payı oluşturur.

Dijital Sürdürülebilirlik Muhasebesi Laboratuvarları

Üniversitelerde sürdürülebilirlik muhasebesi ve raporlama laboratuvarları kurulabilir. Ancak laboratuvar kavramı yalnızca bilgisayar sınıfı anlamına gelmemelidir; bu laboratuvarlarda Power BI, veri analitiği, karbon hesaplama araçları, yapay zekâ, sürdürülebilirlik veri tabanları, raporlama yazılımları ve gerçek veya simüle edilmiş şirket verileri kullanılmalıdır. Geleceğin muhasebecisi yalnızca Excel bilen değil, veriyi sorgulayan, ilişkilendiren, görselleştiren ve karar bilgisine dönüştüren profesyonel olmalıdır.

Mevcut meslek mensupları: asıl darboğaz burada

Buraya kadar anlatılan reformların önemli bir bölümü geleceğin mezunlarına yöneliktir. Fakat kritik gerçek şudur: Türkiye’nin sürdürülebilirlik raporlaması sorununu beş veya on yıl sonra mezun olacak öğrenciler bugün çözmeyecek. Bugün çözecek olanlar, bugün çalışan muhasebe ve denetim profesyonelleridir.

TÜRMOB’un kendi kayıtlarına göre 2020 yılında serbest muhasebeci (SM) sayısı 7.838, SMMM sayısı ise 103.792 olarak açıklanmıştır (yaklaşık 111.600 toplam); buna 2023 itibarıyla yaklaşık 5.081 yeminli mali müşavir (YMM) eklendiğinde toplam meslek mensubu nüfusu 2020’li yılların ortasında 115-120 bin bandına ulaşmış görünmektedir. Bu rakamlar TÜRMOB’un web sitesindeki güncel Meslek Mensubu Dağılım Tablosu üzerinden periyodik olarak güncellenmektedir; dolayısıyla plana esas alınacak kesin ve güncel sayı, TÜRMOB’un ilgili tablosundan doğrudan teyit edilerek kullanılmalıdır. Kesin rakam ne olursa olsun, büyük bölümü bugünkü müfredatı görmeden mezun olmuş bu meslek mensubu kitlesi, TSRS kapsamındaki şirketlerin sürdürülebilirlik raporlarını bugün hazırlayacak veya denetleyecektir. Üniversite reformu, en iyi ihtimalle beş-on yıl içinde meslek havuzunu dönüştürür; bu süre boyunca asıl darboğaz mevcut meslek mensuplarının yetkinliğidir.

Bu nedenle plana, TÜRMOB’un zorunlu sürekli mesleki gelişim (CPD) puanlama sistemi üzerinden yürütülecek, ölçeklenebilir, büyük ölçüde çevrimiçi modüllerden oluşan bir Sürdürülebilirlik Muhasebesi Köprü Programı eklenmelidir. Program; temel TSRS okuryazarlığı, TSRS vaka çözümü, karbon muhasebesi, sürdürülebilirlik verisi, güvence, KOBİ sürdürülebilirlik uygulamaları, yapay zekâ ve veri analitiği modüllerinden oluşabilir. KSRU sınavına hazırlananlar için ileri modüller oluşturulabilir; ancak KSRU’ya girmeyi planlamayan geniş meslek mensubu kitlesi için de temel TSRS okuryazarlığı kazandıran kısa modüller tasarlanmalıdır — çünkü sürdürülebilirlik muhasebesinin yaygınlaşması, birkaç bin uzmandan çok daha geniş bir meslek ekosistemine ihtiyaç duyar. Üniversite reformunun etkisi ölçülürken bu ayrı nüfusun (mevcut pratisyenler) ilerlemesi karıştırılmamalı, ayrı bir gösterge seti ile izlenmelidir.

Bu program, mevcut CPD sisteminin dışında yeni bir yükümlülük olarak değil, onun içine yerleşmiş somut bir alt kalem olarak tasarlanmalıdır: örneğin TÜRMOB’un yıllık zorunlu CPD puanının %10-15 aralığında bir payı (bu oran yalnızca tartışmayı somutlaştırmak için verilen bir örnektir; nihai oran TÜRMOB tarafından, mevcut CPD müfredatının toplam yükü ve meslek mensuplarının kapasitesi dikkate alınarak belirlenmelidir) sürdürülebilirlik modüllerine ayrılabilir; TSRS kapsamındaki şirketlerle doğrudan çalışan meslek mensupları için bu pay daha yüksek, KOBİ odaklı çalışanlar için temel okuryazarlık düzeyinde tutulabilir.

KOBİ’ler için sadeleştirilmiş çerçevenin içeriği de somutlaştırılmalıdır. IFAC’ın Küçük İşletme Sürdürülebilirlik Kontrol Listesi bir başlangıç referansı olabilir, ancak Türkiye’ye özgü bir modül şu asgari başlıkları içermelidir: (a) KOBİ’nin bir büyük şirketin tedarik zincirinde Scope 3 veri talebiyle karşılaştığında hangi bilgiyi, hangi formatta, hangi sıklıkla sağlaması gerektiği; (b) enerji tüketimi ve temel emisyon verisinin nasıl kayıt altına alınacağı (karmaşık hesaplama araçları olmadan, fatura ve sayaç verisinden hareketle); (c) sürdürülebilirlik verisi talep eden bir müşteriyle nasıl iletişim kurulacağı ve hangi sorular sorulmalı; (d) veri paylaşımının ticari sır ve rekabet hukuku açısından sınırları. Bu içerik, IFAC’ın Küçük İşletme Sürdürülebilirlik Kontrol Listesi’nin Türkçeleştirilip TSRS terminolojisiyle uyumlaştırılması, iki-üç saatlik bir çevrimiçi modüle ve tek sayfalık bir öz-değerlendirme formuna indirgenmesi yoluyla oluşturulabilir. Katılımı teşvik etmek için modülü tamamlayanlara CPD puanının yanında TÜRMOB’un ilgili sertifika/rozet sistemine kayıt gibi düşük maliyetli, sembolik olmayan tanınırlık araçları da düşünülebilir.

Ancak bu programın yaptırım gücü, TÜRMOB’un CPD zorunluluğunu bugün ne ölçüde izleyip denetlediğine bağlıdır — ve bu kapasitenin güncel düzeyi bu metnin bilgisi dışındadır. Bu belirsizlik gözden kaçırılmamalıdır: eğer TÜRMOB’un mevcut CPD izleme kapasitesi zaten sınırlıysa, yeni bir sürdürülebilirlik payının eklenmesi kâğıt üzerinde bir zorunluluk olarak kalıp fiilen uygulanmayabilir. Bu nedenle plana eklenmesi gereken ilk adım, bir içerik geliştirme adımı değil, bir teşhis adımıdır: TÜRMOB’un CPD izleme sisteminin bugünkü kapsama oranı (kaç meslek mensubunun fiilen izlendiği, tamamlamama durumunda ne olduğu) 0-3 aylık dönemde netleştirilmeli ve sürdürülebilirlik payının büyüklüğü bu bulguya göre kalibre edilmelidir. Aksi halde CPD köprü programı, izlenemeyen bir yükümlülük olarak kâğıt üzerinde kalma riski taşır.

Önceliklendirme: Türkiye her şeyi aynı anda yapmamalıdır

Bir reformun bütün bileşenlerini aynı anda başlatmak kulağa güçlü gelir; ama uygulamada çoğu zaman başarısızlığın başlangıcıdır. Vaka bankası, öğretim elemanı geliştirme, dijital laboratuvarlar ve mevcut meslek mensupları için CPD köprüsü aynı anda ve aynı yoğunlukta başlatılırsa, kaynak ve kapasite kısıtı altındaki üniversiteler ile koordinasyon kurulunun bunların hiçbirini gerektiği kalitede yürütememesi riski doğar. Bu nedenle bir öncelik sırası oluşturulmalıdır:

Birinci aşama — düşük maliyet, yüksek kaldıraç: vaka bankasının çekirdek protokolü (onay/anonimleştirme kuralları) ve öğretim elemanı geliştirme programları. Bunlar büyük sermaye yatırımı gerektirmez, mevcut öğretim kadrosunu ve kamuya açık raporları kullanır ve müfredat reformunun diğer bütün adımlarının önkoşuludur.

İkinci aşama — geniş erişim: mevcut meslek mensupları için TÜRMOB üzerinden yürütülecek çevrimiçi CPD köprü modülleri ve KOBİ sürdürülebilirlik okuryazarlığı. Dijital dağıtım maliyeti laboratuvar yatırımına kıyasla düşüktür ve en geniş kitleye — bugün TSRS raporlarını fiilen hazırlayan/denetleyen meslek mensuplarına — en hızlı ulaşır.

Üçüncü aşama — yüksek sermaye maliyeti: fiziksel/dijital laboratuvar kurulumu ve ileri veri analitiği altyapısı. Bu unsur hem en yüksek maliyeti taşıdığı hem de vaka bankası ve müfredat çekirdeği olgunlaşmadan tam verim vermeyeceği için, pilot üniversitelerde ilk iki adımın sonuçları görüldükten sonra yaygınlaştırılmalıdır.

Bu sıralama önemlidir; çünkü laboratuvar kurmak kolaydır, laboratuvarı anlamlı bir eğitim ekosistemine dönüştürmek zordur. Sıralama, aşağıdaki üç yıllık takvime de yansıtılmıştır: laboratuvar yaygınlaştırması bilinçli olarak 24. aydan sonraya bırakılmıştır.

Burada ayrıca bir zamanlama riskine dikkat çekmek gerekir. Bu metin COP31’in (Kasım 2026) hemen öncesinde kaleme alınmıştır ve başlığında COP31’e atıfta bulunmaktadır; bu bağlamsal yakınlığın kendisi, tam olarak yukarıda eleştirilen sembolik reform eğilimini — zirveye yetiştirilecek birkaç pilot ders, bir seminer, bir basın açıklaması — teşvik etme riski taşır. Bu metnin önerdiği hiçbir unsur COP31’e yetiştirilecek bir vitrin adımı değildir; üç yıllık takvim bunu zaten göstermektedir. Metnin gerekçesi de yukarıda belirtildiği gibi COP31 değil, TSRS’nin ve KSRU’nun zaten yürürlükte olan düzenleyici gerçekliğidir; zirve yalnızca bu gerçekliği kamuoyu önünde görünür kılan bir vesile olarak kullanılmıştır. Bu ayrımın gözden kaçırılması — yani konunun zirveye kadar sonuç üretilmesi gereken bir aciliyet olarak okunması — planın en ciddi uygulama risklerinden biridir.

IV. YÖNETİŞİM, FİNANSMAN, UYGULAMA VE ETKİ: EYLEMDEN SONUCA
Sorumluluk matrisi

Bu dönüşümün başarılı olabilmesi için “kim ne yapacak?” sorusunun açık biçimde yanıtlanması gerekir.

AktörTemel sorumluluk
YÖKUlusal öğrenme çıktıları ve müfredat çerçevesi
KGKTSRS, KSRU ve sürdürülebilirlik güvencesine ilişkin teknik çerçeve
TÜRMOBMesleki gelişim ve mevcut meslek mensupları için köprü programı
ÜniversitelerEğitim, araştırma, vaka ve laboratuvar
YÖKAKProgram kalite ve çıktı göstergeleri ile bölgesel eşitlik izlemesi
Borsa İstanbulPiyasa ve şirket verileriyle akademik iş birliği
ŞirketlerVaka, staj, uygulama ve vaka bankasına gönüllü/onaylı veri desteği
Bağımsız denetim kuruluşlarıGüvence eğitimi ve uygulama
Kalkınma ajansları ve uluslararası fon sağlayıcılarıKaynak kısıtlı üniversitelere hedefli altyapı desteği
SMMM/YMM meslek mensuplarıZorunlu CPD üzerinden bireysel yetkinlik güncellemesi
ÖğrencilerYetkinlik geliştirme ve mesleki uzmanlaşma

Ancak burada da bir uyarı gerekiyor: sorumluluk dağıtmak, sorumluluğun yerine getirilmesi anlamına gelmez. Her kurum için ölçülebilir çıktı ve zaman hedefi belirlenmelidir.

Finansman: “Kim ödeyecek?” sorusu

Sürdürülebilirlik eğitim reformunun en zayıf noktalarından biri finansman meselesidir. Laboratuvarların, veri tabanlarının, öğretim elemanı eğitimlerinin, vaka bankası altyapısının ve CPD programlarının geliştirilmesinin maliyeti vardır. Dolayısıyla “bunları yapalım” demek yetmez; “kim ödeyecek?” sorusunun da cevaplanması gerekir.

Bu noktada dürüst bir sınır çizmek gerekir: bu belge düzeyinde hangi kalemin hangi oranda kim tarafından karşılanacağına dair kesin yüzdeler veya bir pilot dönem bütçe tahmini vermek, elde doğrulanmış maliyet verisi olmadan rakam uydurmak anlamına gelir. Bunun yerine önerilen, finansman kararının önce bağımsız bir maliyetlendirme çalışmasına dayandırılmasıdır:

i- 0-3. ayda bir maliyetlendirme çalışması yapılmalı: pilot 5-10 üniversite üzerinden laboratuvar kurulum maliyeti, vaka bankası platform/anonimleştirme maliyeti, öğretim elemanı eğitim maliyeti ve CPD modül geliştirme maliyeti kalem kalem çıkarılmalıdır. Bu çalışma tamamlanmadan hiçbir taraf (YÖK, TÜRMOB, KGK, Borsa İstanbul) belirli bir yüzde taahhüdü vermeye davet edilmemelidir — aksi halde taahhütler gerçekçilikten kopuk sembolik rakamlara dönüşür.

ii-Karma finansman kaynakları (oranları maliyetlendirme çalışmasının sonuçlarına göre belirlenmek üzere): kamu kaynağı (YÖK’ün araştırma altyapısı fonları), meslek örgütü katkısı (TÜRMOB ve KGK’nın CPD/KSRU gelirlerinin bir kısmı), özel sektör/borsa katkısı (Borsa İstanbul ve TSRS kapsamındaki büyük şirketlerin kurumsal sosyal sorumluluk veya sponsorluk mekanizmaları) ve uluslararası fon (AB fonları, kalkınma bankaları, iklim finansmanı programları).

iii-Hedefli eşitlik payı için somut kriter ve denetim mekanizması: “kaynak kısıtlı üniversite” tanımı öznel bırakılmamalı; YÖKAK’ın halihazırda kullandığı program/kurum değerlendirme verileri (öğretim elemanı başına öğrenci sayısı, laboratuvar altyapı puanı, bölgesel kalkınmışlık endeksi gibi nesnel ölçütler) üzerinden objektif bir uygunluk listesi oluşturulmalı; toplam fonun bu listedeki kurumlara ayrılan payı, Ulusal Sürdürülebilirlik Muhasebesi Eğitim Koordinasyon Kurulu tarafından yıllık olarak kamuya açık şekilde raporlanmalı ve denetlenmelidir. Kriter ve denetim mekanizması olmadan “hedefli eşitlik payı” bir niyet beyanı olarak kalır.

Bu maddenin de kendi sınırını kabul etmek gerekir: “kim denetleyecek” sorusu burada tam olarak çözülmemiştir. Somut bir başlangıç noktası olarak, denetim işlevinin yeni bir kurul yerine YÖKAK’ın mevcut dış değerlendirme yetkisine ve Sayıştay’ın kamu kaynağı kullanan projelere ilişkin olağan denetim yetkisine bırakılması, ayrıca fon dağılım tablosunun koordinasyon kurulunun web sitesinde yıllık olarak — kurum adı, aldığı pay ve gerekçesiyle — yayımlanması önerilebilir. Ancak bu da nihai bir çözüm değil, asgari bir şeffaflık taahhüdüdür; mekanizmanın gerçek bağımsızlığı, uygulamanın ilk yıllarında bağımsız gözlemcilerle (örneğin ilgili meslek örgütlerinin ve öğrenci temsilcilerinin de yer aldığı bir izleme paneliyle) sınanmalıdır.

Ayrıca özel sektör katkısının eğitim içeriğinin bağımsızlığını etkilememesi için yönetişim ve şeffaflık kuralları önceden belirlenmelidir. Çünkü sürdürülebilirlik eğitiminin finansmanını sağlayan kurum, eğitim içeriğinin sahibi haline gelmemelidir. Bu, küçük görünen ama büyük sonuçları olan bir etik ayrıntıdır; sponsorluk ilişkilerinin pratikte bu sınırı zorlayabileceği bilinerek, müfredat onay yetkisinin her koşulda akademik kurullarda kalması ve finansman kaynağının müfredat içeriğine ilişkin hiçbir onay/veto yetkisine sahip olmaması yazılı olarak güvence altına alınmalıdır.

Üç yıllık uygulama takvimi

0-6 ay: SAM-YÇ oluşturulmalı; pilot üniversiteler belirlenmeli; bağımsız maliyetlendirme çalışması tamamlanmalı; bu çalışmanın sonuçlarına dayanarak finansman modelinin oranları ve kaynak kısıtlı üniversiteler için eşitlik payının somut kriterleri netleştirilmeli; KOBİ boyutu ayrı bir çalışma alanı olarak tanımlanmalı; vaka bankası veri ve kullanım protokolü hazırlanmalı.

6-12 ay: Pilot üniversitelerde müfredat uygulaması başlamalı; öğretim elemanı geliştirme programları uygulanmalı; TSRS Türkiye Vaka Bankası’nın ilk çekirdek seti, şirket onay/anonimleştirme protokolü yürürlüğe girdikten sonra oluşturulmalı; meslek mensupları için CPD köprü programı başlatılmalı.

12-24 ay: Sürdürülebilirlik yetkinliği temel muhasebe ve finans derslerine entegre edilmeli; KOBİ’ler için sadeleştirilmiş eğitim modülleri uygulanmalı; ilk öğrenci yetkinlik ölçümleri yapılmalı; sektör iş birlikleri genişletilmeli.

24-36 ay: Sürdürülebilirlik muhasebesi laboratuvarları pilot üniversitelerden yaygınlaştırılmalı; lisansüstü uzmanlaşma programları, KSRU hazırlık programları ve güvence/veri analitiği eğitimleri güçlendirilmeli; ilk bağımsız dış değerlendirme yapılmalı.

36 ay ve sonrası: Türkiye modeli uluslararası uygulamalarla karşılaştırılmalı; müfredat yıllık standart izleme döngüsüyle güncellenmeli; öğrenci ve işveren geri bildirimleri sisteme dahil edilmeli. Ve en önemlisi: başarısız olan uygulamalar da açıkça raporlanmalıdır — çünkü iyi politika yalnızca başarılarını anlatan politika değil, kendi hatalarını görebilen politikadır.

Müfredat değil, etki ölçülmeli

Bir üniversitede sürdürülebilirlik dersi bulunması başarı göstergesi değildir; asıl mesele öğrencinin ne yapabildiğidir. Bu nedenle izleme sistemi altı katmanlı tasarlanmalıdır:

i-Girdi: sürdürülebilirlik dersi bulunan program oranı, eğitim alan öğretim elemanı oranı, laboratuvar ve veri altyapısı.

ii-Süreç: vaka kullanan ders oranı, TSRS/ISSB içeriği bulunan ders oranı, sektör iş birliği sayısı.

iii-Çıktı: TSRS bilgi düzeyi, karbon muhasebesi uygulama başarısı, sürdürülebilirlik raporu analiz yeteneği.

iv-Sonuç: mezun istihdamı, KSRU sınav başarısı, sürdürülebilirlik alanındaki kariyer oranı, işveren memnuniyeti.

v-Etki: raporlama kalitesi, veri güvenilirliği, güvence kalitesi, greenwashing riskinin azaltılması.

vi-Eşitlik: devlet-vakıf, büyükşehir-bölge, kaynak güçlü-kaynak sınırlı üniversiteler arasındaki yetkinlik farkları.

    Çünkü ulusal ortalama yükselirken bazı üniversitelerin geride kalması mümkündür: ortalama yükselmiş olabilir, sistem eşitlenmemiş olabilir. Bu nedenle sürdürülebilirlik eğitiminde başarı yalnızca ortalama değil, dağılım üzerinden de ölçülmelidir.

    En büyük risk: sembolik reform

    Bu ölçekte bir reformun en gerçekçi başarısızlık biçimi açık bir reddiyet değil, sembolik uyumdur: üniversite bir ders açar, web sitesine “sürdürülebilirlik” yazar, bir seminer düzenler, bir rapor yayımlar, bir laboratuvar tabelası asar — ve sistem kâğıt üzerinde başarılı görünür. Fakat öğrenci gerçek bir TSRS raporunu analiz edemez, iklim riskini finansal etkisine bağlayamaz, verinin güvenilirliğini sorgulayamaz, güvence sürecini anlayamaz, yapay zekâ çıktısını doğrulayamaz. Bu durumda sürdürülebilirlik eğitimi dönüşmemiş, yalnızca etiketlenmiştir.

    Bunu önlemek için başarı değerlendirmesi kurumların kendi beyanlarına bırakılamaz:

    • İzleme sistemi, yalnızca kurumların kendi bildirdiği verilere değil, bağımsız örneklem temelli öğrenci yetkinlik testlerine (vaka çözme performansı) dayanmalıdır.

    • Ulusal Sürdürülebilirlik Muhasebesi Eğitim Koordinasyon Kurulu, çerçeveyi en geç üç yılda bir, öğrenci ve işveren geri bildirimini de içeren bağımsız bir panel eliyle gözden geçirmelidir.

    • Bir üniversitenin yalnızca “sürdürülebilirlik dersi var” beyanı, akreditasyon veya teşvik kararlarında tek başına yeterli kanıt sayılmamalıdır.

    Bu bağımsız değerlendirmenin kim tarafından ve nasıl finanse edileceği belirsiz bırakılırsa, mekanizmanın kendisi de sembolik kalır. Bunun için yeni ve maliyetli bir yapı kurmak yerine, mevcut altyapılara eklemlenme önerilmektedir: (i) YÖKAK’ın zaten periyodik olarak yürüttüğü program akreditasyon ziyaretlerine, sürdürülebilirlik muhasebesi yetkinliğini ölçen standart bir modül eklenmesi — bu, ayrı bir saha ziyareti maliyeti doğurmaz; (ii) KGK’nın KSRU sınavı için zaten geliştirmiş olduğu soru havuzunun bir alt kümesinin, KSRU’ya girmeyen genel öğrenci örneklemine gönüllü/anonim bir “yetkinlik ölçüm testi” olarak uygulanması — bu da sınav altyapısının marjinal maliyetle yeniden kullanılması anlamına gelir. Her iki seçenek de bağımsız bir izleme mekanizması için sıfırdan bütçe ayırma ihtiyacını azaltır ve dolayısıyla “kim öder” sorusuna somut bir yanıt verir.

    SONUÇ

    BİR BİLEŞEN, BÜTÜN DEĞİL

    Türkiye’nin sürdürülebilirlik dönüşümünün — iklim politikasından enerji dönüşümüne kadar uzanan geniş resmin — bir bileşeninde, ölçüm ve raporlama katmanında, düzenleme ile eğitim arasında somut bir açık vardır. TSRS yürürlüktedir, kapsam ölçütleri güncellenmiştir, KSRU sınavı yapılmıştır, sürdürülebilirlik güvencesi mesleki alanın parçası haline gelmiştir; ancak bu düzenlemeleri anlayacak, uygulayacak, sorgulayacak ve güvence altına alacak insan sermayesi henüz aynı hızda yetişmemektedir.

    Bu açığı kapatmanın yolu yalnızca yeni bir ders açmak değildir. Geleceğin muhasebe profesyonelinin finansal bilgiyi, sürdürülebilirlik verisini, iklim riskini, maliyetleri, yapay zekâyı ve güvenceyi birlikte okuyabilmesi gerekir — çünkü işletmelerin karşılaştığı iklim, enerji, tedarik zinciri ve itibar riskleri, er ya da geç maliyete, fiyatlamaya veya finansmana erişime dönüşerek bilançoya ulaşmaktadır. Bu nedenle sürdürülebilirlik muhasebesi, muhasebe disiplininin dışında bir alan değil, onun genişleyen bir uzantısıdır.

    Hedef “her üniversitede bir sürdürülebilirlik dersi” değil, “her geleceğin muhasebe ve finans profesyonelinde sürdürülebilirlik yetkinliği” olmalıdır — ve bu hedef yalnızca öğrenciyi değil, bugün çalışan yaklaşık 115-120 bin meslek mensubunu da kapsamalıdır, çünkü üniversite reformunun etkisi ancak beş-on yıl içinde meslek havuzuna yansır.

    Bu metin boyunca vurgulanan husus şudur: bir reform önerisinin değeri, ne kadar iddialı yazıldığıyla değil, kim tarafından finanse edileceğine, kimi kapsam dışında bırakma riski taşıdığına, hangi verilere dayandığına ve kendi başarısızlığını nasıl tanıyacağına dair ne kadar açık cevap verdiğiyle ölçülür. Reformun nihai başarı ölçütü de “kaç ders açıldı” değil, “kaç meslek mensubu ve mezun, sürdürülebilirlik bilgisiyle gerçekten doğru karar verebilir hale geldi” sorusudur.

    COP31, Türkiye’ye dünyaya konuşma fırsatı verecektir. Ancak bu metnin önerdiği hiçbir adım o zirveye yetiştirilecek bir vitrin unsuru değildir; üç yıllık, kademeli ve büyük ölçüde doğrulanması gereken bir gündemdir. Asıl mesele, Türkiye’nin sürdürülebilirliği dünyaya anlatması değil, kendi üniversitelerinde, meslek örgütlerinde ve muhasebe sisteminde ne ölçüde gerçek kılabildiğidir — ve bu sorunun cevabı, zirveden çok sonra, sınıfta ve mesleki uygulamada verilecektir.

    Yapay Zekâ Kullanım Beyanı

    Bu çalışmanın hazırlanması sürecinde üretken yapay zekâ araçlarından metnin dilsel akıcılığının geliştirilmesi, yapısının gözden geçirilmesi, tekrarların ayıklanması, eleştirel değerlendirme ve editoryal iyileştirme amacıyla yararlanılmıştır. Revizyon sürecinde ayrıca metnin iç tutarlılığı, argümanlar arası tekrarların giderilmesi ve kavramsal netliğin geliştirilmesi için yapay zekâ desteğinden yararlanılmıştır.

    Çalışmanın araştırma sorusu, temel kavramsal yaklaşımı, teorik çerçevesi, yorumları ve bilimsel sorumluluğu yazara aittir. Yapay zekâ araçları çalışmanın epistemik sorumluluğunu üstlenen bağımsız bir yazar veya araştırmacı olarak kullanılmamıştır. Nihai metin, kaynakların ve bilimsel iddiaların doğruluğu bakımından yazar tarafından gözden geçirilmiş ve onaylanmıştır.geçirilmiş ve onaylanmıştır.

    Kaynakça

    Accountancy Europe. (2025). Sustainability education. https://accountancyeurope.eu/publications/sustainability-education/ Accountancy Europe. (2025, January 31). Sustainability education. Accountancy Europe. https://accountancyeurope.eu/publications/sustainability-education/

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı. (2026). İklim kriziyle mücadelede dünyanın en önemli zirvesi Türkiye’de yapılacak. https://csb.gov.tr/haberler/iklim-kriziyle-mucadelede-dunyanin-en-onemli-zirvesi-turkiye-de-yapilacak-302280

    Hadro, D., Calandra, D., Fijalkowska, J., Oppioli, M., & Secinaro, S. (2026). Addressing symbolic versus substantive disclosures under CSRD/ESRS E5 in the circular economy disclosure of the automotive industry. Business Strategy and the Environment, 35(3), 4360–4375. https://doi.org/10.1002/bse.70412https://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1002/bse.70412

    Costa, A. J., & Pinheiro, M. M. (Eds.). (2026). The evolution of sustainability accounting education. Routledge.

    Çetin, Ö. O. (2025). Sürdürülebilirlik raporlaması, entegre raporlama ve muhasebe eğitimi: Lisans müfredatının incelenmesi ve değerlendirilmesi. Muhasebe ve Finans İncelemeleri Dergisi, 8(1), 156–169. https://doi.org/10.32951/mufider.1629422https://dergipark.org.tr/tr/pub/mufider/article/1629422

    Grant Thornton. (2026). Update on sustainability reporting in Europe. https://www.grantthornton.global/en/insights/articles/update-on-sustainability-reporting-in-europe/

    Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu. (2023, 29 Aralık). Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartlarına ilişkin Kurul Kararı (Karar No: 75935942-050.01.04-[01/21632]). Resmî Gazete, Sayı: 32414 (1. Mükerrer).https://www.kgk.gov.tr/Portalv2Uploads/files/Duyurular/v2/Surdurulebilirlik/YasalDuzenlemeler/T%C3%BCrkiye%20S%C3%BCrd%C3%BCr%C3%BClebilirlik%20Raporlama%20Standartlar%C4%B1n%C4%B1n%20(TSRS)%20Uygulama%20Kapsam%C4%B1n%C4%B1n%20Belirlenmesine%20%C4%B0li%C5%9Fkin%20Kurul%20Karar%C4%B1.pdf

    Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu. (2023, 29 Aralık). Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları kapsamındaki işletmelerin belirlenmesine ilişkin Kurul Kararı (Karar No: 75935942-050.01.04-[01/21634]). Resmî Gazete, Sayı: 32414 (1. Mükerrer). https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2023/12/20231229M1-10.pdf

    Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu. (2025, 17 Ocak). Sürdürülebilirlik Denetimi Yönetmeliği. Resmî Gazete, Sayı: 32785.

    Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu. (2025, 26 Eylül). Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Uzmanlığına İlişkin Usul ve Esaslar (Karar No: 75935942-050.01.04-[01/35834]).

    Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu. (2026, 16 Ocak). Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartlarının Uygulama Kapsamının Belirlenmesinde Esas Alınan Ölçütlere İlişkin Eşik Değerlerin Yeniden Belirlenmesine İlişkin Kurul Kararı. Resmî Gazete.

    Mükellef. (2025). Mali müşavir nedir? Ne iş yapar? 2026. https://mukellef.co/blog/mali-musavir-nedir/

    Özçelik, F. (2024). Muhasebe müfredatına sürdürülebilirliğin yansımaları: Türkiye’deki üniversitelerde bir araştırma. Yönetim ve Ekonomi Dergisi, 31(2), 325–346. https://doi.org/10.18657/yonveek.1417746https://dergipark.org.tr/en/pub/yonveek/article/1417746

    Ünkaya, G., Dursun, G. D., & Bozkır, B. (2025). Muhasebe eğitiminde yeşil dönüşüm: Yeşil yetkinliklerin kazandırılması. Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi (Türkiye Muhasebe Eğitim Sempozyumu Özel Sayısı), 83–97. https://doi.org/10.14780/muiibd.1768171https://dergipark.org.tr/en/pub/muiibd/article/1768171

    Loading

    Sonraki
    Önceki
    Back To Top