Bibliyometri, bilimsel yolculuğun ilk dönemlerinde bir envanter dökümü yapmak için değil, bilginin o karmaşık ve gizemli akış yollarını keşfetmek için bir pusula olarak tasarlanmıştı. Araştırmacılar; düşüncenin nerede filizlendiğini, hangi kuramsal kırılmaların yeni ufuklar açtığını anlamak adına bu matematiksel yöntemlere başvururlardı. Amaç, sayfalar dolusu liste yapmak değil, entelektüel etkileşimin ruhunu kavramaktı.
Ancak günümüzde bu pusula, rotayı göstermekten ziyade akademik yükselme sistemlerinde “puan toplama” cihazına dönüşmüş durumda. Artık bibliyometri, bir yöntemsel tercih olmaktan çıkıp, akademik metinlerin girişine iliştirilen, hakemlerin ve kurulların beklentisini karşılamaya yönelik mekanik bir formalite halini aldı. Bu durum, araştırmacıyı keşif yapan bir özneden, sistemin talep ettiği ölçütlere uyum sağlayan bir uygulayıcıya indirgemektedir.
Modern yazılımlar, bizlere rengarenk ağ haritaları, yoğunluk grafikler ve estetik düğümler sunuyor. Bu teknolojik imkânlar öylesine ışıltılı ki, araştırmacı bazen bu görselin karmaşıklığını analizin derinliğiyle karıştırabiliyor. Oysa bir görselin “kalabalık” olması, o çalışmanın bilimsel bir hakikate ulaştığını kanıtlamaz.
Çoğu güncel çalışmada, yazılımın sunduğu çıktılar hiçbir kuramsal süzgeçten geçirilmeden “bulgu” olarak sunuluyor. Unutulmamalıdır ki; grafikler kendi başlarına konuşmazlar. Onları anlamlandıran ve bir değer yargısına dönüştüren araştırmacının zihnidir. Eğer o renkli haritaların ardındaki tarihsel bağlam ve teorik boşluk tartışılmıyorsa, ortaya çıkan ürün bir bilimsel analiz değil, yalnızca bir “görsel raporlama” örneğidir.
Akademik dünya bugün hiç olmadığı kadar hızlı. Daha çok yayın, daha yüksek atıf sayıları ve sürekli güncellenen ölçülebilir çıktılar… Bibliyometri, bu hız ve hacim odaklı düzene mükemmel uyum sağlıyor; çünkü tekrarlanabilir, hızlı sonuç verir ve sunumu kolaydır. Ancak bilimin doğası, bu denli seri üretime doğuştan dirençlidir.
Gerçek bilgi yavaş demlenir; kavramlar zamanla olgunlaşır, teoriler tartışmalarla şekillenir. Nicelik merkezli bu yeni kültür ise yavaşlığı bir kusur, derinliği ise bir zaman kaybı olarak görüyor. Sonuçta ortaya çıkan tablo; yayın sayısının arttığı ama entelektüel riskin azaldığı, sayfaların çoğaldığı ama düşüncenin sığlaştığı bir manzaradır. Muhasebe diliyle ifade edersek; bu durum, özü zayıf ama dış görünüşü parlak bir “akademik makyajdan” ibarettir.
Özellikle muhasebe ve işletme disiplinlerinde, bibliyometrik çalışmaların bir “mekanik döngüye” hapsolduğunu görüyoruz: Veritabanından kayıtları indir, yazılıma yükle, görseli al ve analiz olarak sun. Bu süreçte eksik olan en temel parça, araştırmacının kendi kuramsal bakış açısıdır.
Daha da vahimi, henüz teorik temelleri bile atılmamış, literatürü oluşmamış çok yeni alanlarda aceleyle bibliyometrik haritalar çizilmeye çalışılmasıdır. Zemini olmayan bir araziye mimari proje çizmek ne kadar gerçekçiyse, bu tür çalışmaların bilimsel katkısı da o kadar tartışmalıdır. Muhasebenin temel taşları olan “gerçeğe uygun sunum” ve “tutarlılık” ilkeleri, yerini atıf sayılarını listeleme kolaylığına bıraktığında, yapılan iş bir makale değil, dijital bir envanter kaydı olmaktan öteye gidemez.
Bibliyometriyi reddetmek bir çözüm değildir; asıl mesele onu doğru yere konumlandırmaktır. Sayılar ancak yetkin bir yorumla birleştiğinde bilime hizmet eder. Aksi halde metrikler, düşüncenin önüne geçer ve araştırmacıyı yöneten gizli bir otorite haline gelir.
Akademik değerin gerçek ölçütü kaç yayın yapıldığı veya kaç grafik üretildiği değildir. Asıl kıstas; hangi ezberlerin bozulduğu, hangi soruların derinleştirildiği ve zihinlerde hangi yeni alanların açıldığıdır. Bilim, estetik grafiklerin soğuk hücrelerine sığmayacak kadar onurlu ve insani bir hakikat arayışıdır. Bibliyometri, ancak bu insani derinlikle ve sorumlulukla harmanlandığında yeniden bir “akademik pusula” olma vasfını kazanacaktır.
Kaynakça
Aubert, A. (2022). What Is Wrong With the Current Evaluative Bibliometrics? Frontiers in Research Metrics and Analytics, 6. https://tinyurl.com/yur58dr6
Bagues, M., Sylos-Labini, M. ve Zinovyeva, N. (2019). Connections in Scientific Committees and Applicants’ Self-Selection. Research Policy, 48(9). https://tinyurl.com/t4t5f8w3
Bradford, S. C. (1934). Sources of information on specific subjects. Engineering, 137, 85–86. https://tinyurl.com/4cyzsdpu
Campbell, D. T. (1979). Assessing the impact of planned social change. Evaluation and Program Planning, 2(1), 67-90. https://tinyurl.com/2s33ur4x
Garfield, E. (1972). Citation analysis as a tool in journal evaluation. Science, 178(4060), 471–479. https://tinyurl.com/59pwth9a
Garfield, E. (1979). Citation indexing: Its theory and application in science, technology, and humanities. New York: Wiley. https://tinyurl.com/2v69r4fs
Gingras, Y. (2016). Bibliometrics and Research Evaluation: Uses and Abuses. MIT Press. https://tinyurl.com/5fanuzz8
Hicks, D., Wouters, P., Waltman, L., de Rijcke, S. ve Rafols, I. (2015). Bibliometrics: The Leiden Manifesto for research metrics. Nature, 520(7548), 429–431. https://tinyurl.com/mr2msaz9
Lotka, A. J. (1926). The frequency distribution of scientific productivity. Journal of the Washington Academy of Sciences, 16(12), 317–323. https://tinyurl.com/bdct2p8b
Price, D. J. de Solla (1963). Little science, big science. New York: Columbia University Press. https://tinyurl.com/4br397nf
Pritchard, A. (1969). Statistical bibliography or bibliometrics? Journal of Documentation, 25(4), 348–349. https://tinyurl.com/y4msampr
Rousseau, R., Egghe, L. ve Guns, R. (2018). Becoming metric-wise: A bibliometric guide for researchers. Chandos Publishing.
Taşkın, Z. (2023, 13 Nisan). “Trends in X”, “The Bibliometric Analysis of X Field” ve “Analysing Top 5 Articles of X” Çılgınlığı: Bibliyometri Nedir, Ne Değildir? [Blog Yazısı]. Erişim: https://oelmaci.live/b1c6d https://oelmaci.live/914a3
Zipf, G. K. (1949). Human behavior and the principle of least effort. Cambridge, MA: Addison-Wesley. https://tinyurl.com/29s5vb6f
———————————————
(*) Blog yazılarını tez, bildiri ya da makale sananlar için…
Tüm blog yazılarımız bu bilim insanın retoriklerinden yararlanılarak hazırlanmıştır…
Öğrenmenin yaşı yok…
Öğreniyoruz cancağazım…
Bir konu hakkında üzerine yüzlerce yabancı eser yazılmış ….
Biri kalkıp bu metinleri tercüme ediyor, altına altyazı çekiyor;
biraz sarkazm, biraz oksimoron, birkaç retorik kırıntısıyla süsleyip
yüz birinci eseri yazıyor… Sonra ….
Sonra da —bile bile— gürültü çıkarıyor….
Retoriğin Bir Patent Olduğunu….
Üslup, ton, ironi ve sarkazmın tapulu mal olduğunu öğreniyoruz.
Retoriğin, bireysel mülkiyet sayıldığını; kolektif düşünce tarihinin dolaşımda olan bir araç seti değil, kişisel bir envanter olarak görüldüğünü…
İnsanlık tarihi boyunca sarkazmın, hakikatin etrafında dolaşanların ortak dili olmadığını da bu vesileyle öğrendik ve dahi İfade biçimlerinin (style, tone) telifinin de atfın konusu olması gerektiği bilgisini de… Tapulu bir mülk muamelesi görmesi gerektiğini de öğrendik…
Tarih boyunca kullanılan retorik tablosu—
ironi, metafor, paradoks, sarkazm—
yakında blog yazımda olup sergilenecek. Az kaldı … Pek yakında…
Ama şimdiden not düşelim:
Bu araçlar kaybolmaz.
Çalınmaz.
Hükümsüz kılınmaz.
Sadece kullanılır.
Ve kullanıldıkça, kime ait olmadıkları daha net anlaşılır.
Ama biz itiraf ediyoruz…
“Aydınlanmamamızın böyle olduğunu…Işıklar saçan bilim insanından aldık tüm bu blog yazılarımızı…Tarihe not düşün artık..
“Çünkü ışık sızdığında, karanlık dehlizlerin fısıltıları önce gürültüye, ardından —müren balıkları gibi pusuya yatmış bir kalabalığın eşliğinde— anlamsız bir kakafoniye dönüştü. Süreç, fikir tartışmasının sınırlarını aşarak; dipsiz bir karanlıktan beslenen ve yapay zekayı bir üretim aracı değil, bir itibar suikastı silahı olarak kullanan katışıksız bir kötülüğe evrildi. Bilançolarında “deep fake” ile başkalarını dipsiz karanlık kötülüklerle varlık edineyim derken, devasa bir “ahlaki pasif” birikimine dönüştü… Kapalı devre gruplarda dolaşıma sokulan sahte (deep-fake) görüntüler,yazılar sohbetler ve hakaretler, aslında ‘retorik’ iddiasının arkasındaki yöntemsizliği ve etik çöküşü ele verdi. Biz sadece bu karanlığa ışık tuttuk.
Retoriği görünür kıldık; bir söz sanatı sergilemek için değil, bu gürültünün arkasına gizlenen yöntemsizliği, mülkiyet vehmini ve düşünsel sığlığı açığa çıkarmak için. Tüm çaba bu….
Vallahi başka bir niyeti yok, cancağızım. Affola!…
Şöyle devam edebiliriz: Bu YZ ne kadar güzel bir teknoloji, değil mi? (*) * (Film adı: Organize İşler/ Bu dipnot film yapımcısının retoriği kaybolup hükümsüz olmasın diye verilen bir dipnot ..Tabii ilgilisi için…Öyle yani…https://oelmaci.live/0f983
.
![]()
