Skip to content

Batı’nın Paçozlaşma Zirvesi… Ontolojik Sahtelik(*) ve Paçozların Dünyası: Dipsiz Karanlık, Katışıksız Kötülük Üzerine…

Modern dünyanın ahlaki krizini anlamak için artık “istisnai sapmalar”a bakmak yetmiyor. Karşımızda duran şey bir hata, bir kaza ya da münferit bir yozlaşma değil; süreklilik kazanmış, kavramlarla cilalanmış ve evrensel değer diliyle meşrulaştırılmış bir hâldir.

Alev Alatlı’nın düşünce dünyasında belirginleşen iki kavram, bu hâli teşhis etmek için güçlü bir mercek sunar: paçozluk ve Ontolojik Sahtelik. İlki, iç ile dış arasındaki bağın kopuşunu; ikincisi ise bu kopuşun bir sisteme, bir düzene, hatta bir erdem anlatısına dönüştürülmesini ifade eder.

Paçozluk, rüküşlük değildir. Görgüyle, estetikle ya da üslupla sınırlı değildir. Söylenenle yapılanın, savunulanla yaşananın birbirinden ayrıldığı noktada ortaya çıkan bir varoluş hâlidir. Erdem süse, ahlak ise duruma göre değişen bir aksesuara dönüştüğünde paçozluk başlar.

Ancak modern çağın asıl başarısı burada durmaz. Paçozluğu gizlemekle yetinmez; onu ilerleme, özgürlük, insan hakları ve evrensel değerler söylemiyle kurumsallaştırır. İşte bu noktada paçozluk, yerini daha derin ve daha tehlikeli bir yapıya bırakır:

Bugün Batı’nın sunduğu “medeni insan” prototipi, tam da bu Ontolojik Sahtelik zemininde yükselir. Ahlaki çelişkiler artık bir utanç kaynağı değil; aksine sofistike bir olgunluk göstergesi olarak pazarlanır. Aynı değerleri savunduğunu iddia edenler, aynı acılara bakıp bambaşka tepkiler verebilir; çünkü ahlak evrensel değil, seçicidir.

Bu seçicilik bir çelişki olarak görülmez. Aksine, tutarlılık talep etmek naiflik; sessizlik ise bilgelik sayılır. Böylece kabile mantığı ilkel bir refleks olmaktan çıkar, son derece modern bir forma bürünür. Sınırlar artık haritalarla değil, kavramlarla çizilir. “Biz” ve “ötekiler” coğrafyaya göre değil, çıkar uyumuna göre belirlenir.

Bilgi de bu düzenin masum bir aracı değildir. Her zaman aydınlatmaz; çoğu zaman sadece düzenler. Daha doğrusu, düzenin kendini makul göstermek için seçtiği bir dile dönüşür. Kavramlar parlatılır, teoriler cilalanır, söylemler evrenselleştirilir. Böylece soru sormak kabalık, şüphe etmek gericilik, tereddüt ise ayıp ilan edilir.

Ortaya çıkan şey sessizlik değildir; tam tersine aşırı açıklıktır. Her şey söylenir ama pek azı anlaşılır. En gürültülü alanlar, en derin boşlukları barındırır. Söz çoğaldıkça anlam incelir. Düşünmek yerine katılmak, sorgulamak yerine onaylamak daha güvenli hâle gelir.

Bir kavram tam da burada tehlikeli olur:
İçeriği bulanıklaştığı hâlde, herkes onu bildiğini sandığında.

Sözcüklerin ve kavramların içini boşaltan, altını sessizce oyan bu düzen, yalnızca bir dil problemi değildir. Bu, bir idrak ve ahlak meselesidir. Başkasının utancını hissedebilme yetisiyle insanın kendine dönüp bakabilme cesaretini aynı anda taşıyacak bir dile duyulan ihtiyaç, bugün hiç olmadığı kadar belirgindir.

Belki de bu yüzden çözüm daha yüksek sesle konuşmak değildir. Asıl ihtiyaç, bir zihinsel hicrettir. Görünenle yetinmemek, söyleneni hemen sahiplenmemek, alkışlamadan önce durup düşünmek… Yasanın izin verdiği her şeyin meşru, meşru olanın ise her zaman ahlaken savunulabilir olmadığını hatırlamak.

Çünkü bazı düzenler vardır;
hukuken ayakta kalır ama ahlaken çöker.
Ve bazı çöküşler vardır;
en sessiz olanı, en derin izi bırakır.

Bu sahnede, kendi kavramlarıyla düşünmeyi yeniden öğrenemeyenler için iki rol kalır:
Ya alkışlamak ya da olan biteni “kaçınılmaz” sayıp kabullenmek.

Oysa asıl imtihan tam da burada başlar.

(*)¹ Ontolojik Sahtelik, Alev Alatlı’nın Türk düşünce dünyasına kazandırdığı en sert ve katmanlı eleştirilerden biri olan “Ontolojik Sahtelik ve bu zihniyetin temsilcileri olan “Ontolojik Sahtelik,” modernleşme sancılarımızın ahlaki bir röntgeni gibidir. Sizin de belirttiğiniz gibi, bu kavram basit bir “ikiyüzlülük” değil, bir meşruiyet krizidir.

Alatlı, bu kavramı Sodom ve Gomore kıssasındaki göndermesiyle, toplumsal bir çürümenin yapısal hâle gelişini tarif etmek için kullanır.

İşte Alatlı’nın perspektifinden Ontolojik Sahtelik temel karakteristikleri:

Ontolojik Sahtelik en belirgin özelliği, yaptıkları yıkıcı eylemleri veya etik dışı tutumları “ilerleme”, “çağdaşlaşma” veya “evrensel değerler” ambalajıyla sunmalarıdır. Bu gruptakiler için ahlaksızlık, saklanması gereken bir ayıp değil; aksine “aydınlanmış olmanın” bir gereği gibi rasyonalize edilir.

“Erdemli” Görünen Ahlaki Çözülme-. Ontolojik Tutarsızlığın Normlaşması . Öz ile Biçim Arasındaki Uçurum

Ontolojik (varlıksal) düzeyde sahtelik, bir şeyin dışarıdan görünen “biçimi” ile içerideki “özünün” tamamen farklılaşmasıdır. Örneğin; bir kurumun tabelasında “Adalet” yazması (biçim), ancak içeride sadece güçlülerin korunması (öz) ontolojik bir sahteliktir. Burada “hata” yoktur, “yapısal bir yalan” vardır.

Yozlaşmanın Meşrulaştırılması

Bu kavramda sahtekarlık, bir zaaf veya gizli bir suç olarak kalmaz. Aksine, bu sahtelik “yeni bir gerçeklik” olarak sunulur. Kişi veya toplum, içine düştüğü tutarsızlığı rasyonalize eder; yani ona mantıklı kılıflar uydurur.

  • Örnek: Kendi çıkarları için savaş çıkarırken bunu “demokrasi götürmek” olarak adlandırmak, ontolojik bir sahtekarlıktır. Dil, gerçeği yansıtmak için değil, sahteliği örtmek için kullanılır. Fıtrattan ve Hakikatten Kopuş

Ontolojik sahtelik, insanın veya bir sistemin doğasına (fıtratına) aykırı bir yola girmesi ama bu yolu “en doğru yol” olarak ilan etmesidir. Alatlı’nın ifadesiyle, “iç ile dış arasındaki bağın kopmasıdır.” İnsan neyi savunuyorsa ondan uzaklaşır, ancak savunduğu değerlerin sloganlarını atmaya daha gürültülü bir şekilde devam eder.”Miş Gibi” Yapmanın Kurumsallaşması

Bu halin hakim olduğu bir toplumda her şey “miş gibi” yapılır:

Sıradan bir insan hata yaptığında suçluluk duyar. Lutilerde ise durum farklıdır:

  • İç-Dış Yarılması: Söyledikleriyle yaptıkları arasındaki uçurum bir zaaf değil, sistemin işleyiş biçimidir.
  • Sistemik Problem: Alatlı’ya göre Lutilik, bireyin karakterinden ziyade, o bireyi ödüllendiren ve yükselten toplumsal/kurumsal yapının bir sonucudur. Batı ile Kurulan “Efendi-Köle” İlişkisi

Alatlı, Ontolojik Sahteliği genellikle yerli değerlere yabancılaşmış, ancak Batı düşüncesini de sindirememiş “sahte aydınlar” üzerinden okur. Kendi toplumuna karşı oryantalist bir bakış açısı besleyen, ancak bu kibri “objektiflik” olarak pazarlayan bir profildir bu. Alev Alatlı’nın düşünce dünyasında geliştirdiği kavramsal bir tipolojidir. Bireysel ahlaksızlıktan ziyade, ahlaki çözülmenin erdem, ilerleme ve evrensel değer diliyle kurumsallaştırılmasını ifade eder. Ontolojik Sahtelik, iç–dış tutarsızlığını gizleyen bir zaaf değil; bu tutarsızlığı norm hâline getirip meşrulaştıran bir sistem problemidir (Alatlı, Aydınlanma Değil, Merhamet, 20

Kaynakça

Alatlı, A. (2005). Aydınlanma değil, merhamet! İstanbul, Türkiye: Alfa Yayınları.

Alatlı, A. (2007). Akıllı yaşam kılavuzu: Dünya nereye gidiyor? İstanbul, Türkiye: Alfa Yayınları.

Alatlı, A. (2010). Batı’ya yön veren metinler I: Antik Yunan’dan Aydınlanma’ya. İstanbul, Türkiye: Alfa Yayınları.

Alatlı, A. (2010). Batı’ya yön veren metinler II: Aydınlanma’dan postmodernizme. İstanbul, Türkiye: Alfa Yayınları.

Alatlı, A. (2014). Yorumsuz. İstanbul, Türkiye: Turkuvaz Kitap.

Alatlı, A. (2015). Schrödinger’in kedisi: Kâbus. İstanbul, Türkiye: Everest Yayınları.

Alatlı, A. (2016). Schrödinger’in kedisi: Kabus II – Rüya. İstanbul, Türkiye: Everest Yayınları.

Alatlı, A. (2018). Beyaz Türklerin büyük kültür savaşı. İstanbul, Türkiye: Turkuvaz Kitap.

Loading

Önceki
Back To Top