
Öz
Bu çalışma, EBITDA (Faiz, Vergi, Amortisman ve İtfa Öncesi Kâr) metriğini Türkiye’deki üç katmanlı muhasebe ekosistemi — Vergi Usul Kanunu (VUK), Türkiye Finansal Raporlama Standartları (TFRS) ve Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) — bağlamında yeniden konumlandırmaktadır. Geleneksel EBITDA yaklaşımı, operasyonel performansı finansman ve vergi etkilerinden arındırılmış biçimde sunarken, sürdürülebilirlik odaklı dönüşüm çağında işletmelerin maruz kaldığı çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) temelli maliyet ve riskleri yeterince yansıtmamaktadır. Bu nedenle çalışma, EBITDA’nın sadece finansal değil, aynı zamanda sürdürülebilirlik temelli değer üretim kapasitesini de ölçebilecek şekilde yeniden tasarlanması gerektiğini savunmaktadır.
Araştırma, üç katmanlı muhasebe mimarisinin teorik analizini takiben, Türkiye’de sürdürülebilirlik raporlamasında öncü konumda bulunan Arçelik A.Ş. üzerinden gerçekleştirilen ayrıntılı bir vak’a analizi ile desteklenmektedir. Çalışmada, karbon emisyon maliyetleri, enerji verimliliği yatırımları, sürdürülebilir tedarik zinciri giderleri ve sosyal sorumluluk harcamaları gibi ESG kalemlerinin EBITDA üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkileri incelenmiştir. Bu bağlamda “Sustainability-Adjusted EBITDA” (Sürdürülebilirlik Odaklı Düzeltilmiş EBITDA) adı verilen yeni bir hesaplama modeli önerilmektedir. Model, kısa vadeli operasyonel performans ile uzun vadeli sürdürülebilir değer yaratımı arasındaki ilişkiyi sistematik biçimde ölçmeyi amaçlamaktadır.
Ampirik bulgular, ESG yatırımlarının kısa vadede EBITDA marjını baskılayabildiğini; ancak orta ve uzun vadede risk primini düşürerek sermaye maliyetini azalttığını ve firma değerini artırıcı etki yarattığını göstermektedir. Çalışma ayrıca, TSRS’nin devreye girmesiyle birlikte sürdürülebilirlik kalemlerinin finansal metriklerle entegrasyonunun kaçınılmaz hale geldiğini ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak bu araştırma, EBITDA’nın tek başına operasyonel kârlılık göstergesi olarak kullanılmasının, sürdürülebilirlik çağında eksik ve yanıltıcı olabileceğini ileri sürmektedir. Önerilen model, muhasebe literatürüne kavramsal katkı sağlamakta; düzenleyiciler, yatırımcılar ve işletme yöneticileri için politika ve uygulama önerileri sunmaktadır. Böylece çalışma, finansal performans ile sürdürülebilir değer üretimi arasındaki kopukluğu gideren bütüncül bir ölçüm çerçevesi geliştirmektedir.
Anahtar Kelimeler: EBITDA, TSRS, ESG, Arçelik, Üç Katmanlı Muhasebe, Sürdürülebilirlik, Sürdürülebilirlik Odaklı EBITDA
Abstract
This study reconceptualizes the EBITDA (Earnings Before Interest, Taxes, Depreciation, and Amortization) metric within Türkiye’s three-layer accounting ecosystem composed of VUK (Tax Procedural Law), TFRS (Turkish Financial Reporting Standards), and TSRS (Turkish Sustainability Reporting Standards). While traditional EBITDA isolates operational performance from financing and taxation effects, it fails to adequately capture environmental, social, and governance (ESG)–related costs and risks in an era shaped by sustainability transformation. Therefore, this study argues for redefining EBITDA as a hybrid performance indicator integrating both financial and sustainability dimensions.
Following a theoretical examination of the three-layer accounting architecture, the study conducts an in-depth case analysis of Arçelik A.Ş., one of Türkiye’s leading corporations in sustainability reporting practices. The research investigates the direct and indirect effects of ESG components—such as carbon emission costs, energy efficiency investments, sustainable supply chain expenditures, and social responsibility spending—on EBITDA. Based on this analysis, a novel calculation framework titled “Sustainability-Adjusted EBITDA” is proposed.
The empirical findings suggest that while ESG investments may initially compress EBITDA margins, they contribute to long-term value creation by reducing risk premiums, lowering the cost of capital, and enhancing corporate resilience. The integration of TSRS into the reporting ecosystem further reinforces the need to align financial performance indicators with sustainability disclosures.
Ultimately, this study challenges the adequacy of conventional EBITDA as a standalone operational profitability metric in the sustainability era. By proposing a structured adjustment model, it contributes conceptually to accounting literature and offers policy implications for regulators, investors, and corporate managers. The proposed framework provides a comprehensive measurement perspective that bridges the gap between short-term profitability and long-term sustainable value creation.
Keywords: EBITDA, TSRS, ESG, Arçelik, Three-Layer Accounting System, Sustainability, Sustainability-Adjusted EBITDA
Giriş
Türkiye’de finansal raporlama mimarisi uzun yıllar iki temel eksen üzerinde şekillendi: Vergi temelli ölçüm ve raporlama yaklaşımını temsil eden VUK ile yatırımcı odaklı, gerçeğe uygun değer perspektifini merkeze alan TFRS. Ancak 2026 itibarıyla yürürlüğe giren TSRS ile birlikte bu yapı, yalnızca teknik bir genişleme değil; ontolojik bir dönüşüm yaşamıştır. Artık işletmeler sadece “ne kadar kazandıklarını” değil, “nasıl kazandıklarını” ve “hangi bedellerle kazandıklarını” da raporlamak zorundadır.
Bu üç katmanlı muhasebe ekosistemi, farklı amaç fonksiyonlarına sahip üç ayrı ölçüm mantığını aynı sistem içinde buluşturmaktadır:
- VUK: Vergi matrahının güvenli ve ihtiyatlı şekilde belirlenmesi
- TFRS: Finansal tabloların gerçeğe uygun ve karşılaştırılabilir sunumu
- TSRS: İşletmenin çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) etkilerinin şeffaf açıklanması
Bu yapı, muhasebeyi yalnızca geçmişi kaydeden bir teknik disiplin olmaktan çıkarıp, geleceği fiyatlayan bir risk haritasına dönüştürmektedir. Çünkü sürdürülebilirlik artık etik bir tercih değil; finansal riskin kendisidir. Karbon maliyetleri, su kullanımı, tedarik zinciri kırılganlıkları, sosyal uyum riski ve yönetişim zaafları; hepsi finansal performansın görünmeyen bileşenleri hâline gelmiştir.
Tam da bu noktada EBITDA metriği tartışmanın merkezine oturmaktadır. Geleneksel olarak EBITDA, işletmenin operasyonel performansının “saf” göstergesi olarak kabul edilir. Finansman kararlarından, vergi politikalarından ve amortisman yöntemlerinden arındırılmış bir kârlılık ölçüsü sunar. Bu nedenle yatırımcılar açısından bir “operasyonel sismograf” işlevi görür. Ancak sismograf sadece yer kabuğundaki titreşimleri ölçer; tektonik fayların neden oluştuğunu açıklamaz.
Sürdürülebilirlik çağında EBITDA’nın karşı karşıya olduğu temel sorun da budur:
Operasyonel performansı ölçer, fakat operasyonel performansı tehdit eden sürdürülebilirlik risklerini sistematik olarak dışarıda bırakır.
Örneğin:
- Karbon emisyonu nedeniyle oluşabilecek gelecekteki düzenleyici yükümlülükler
- Enerji verimsizliği kaynaklı artan maliyet baskısı
- Sürdürülebilir olmayan tedarik zincirinin yaratacağı itibar ve kesinti riski
- Sosyal uyumsuzlukların doğurabileceği hukuki yaptırımlar
Bu unsurlar EBITDA hesaplamasında doğrudan yer almaz; ancak firmanın risk primini, sermaye maliyetini ve uzun vadeli değerini doğrudan etkiler. Dolayısıyla EBITDA, kısa vadeli operasyonel performansı ölçerken, uzun vadeli sürdürülebilirlik risklerini “finansal kör nokta” olarak bırakmaktadır.
TSRS’nin yürürlüğe girmesiyle birlikte bu kör nokta artık görünmez değildir. ESG kalemleri finansal raporlamanın çevresinde dolaşan gönüllü açıklamalar olmaktan çıkmış; kurumsal performansın zorunlu bileşenleri hâline gelmiştir. Bu durum, EBITDA’nın yeniden kalibre edilmesini gerektirmektedir.
Başka bir ifadeyle:
EBITDA artık sadece faaliyet kârının teknik bir türevi değildir; sürdürülebilir değer üretim kapasitesinin yeniden tanımlanması gereken bir eşiktir.
Üç katmanlı muhasebe ekosistemi, işletmeleri üç ayrı zaman boyutunda değerlendirmektedir:
- VUK geçmişi (gerçekleşmiş işlemleri)
- TFRS bugünü (finansal durumu)
- TSRS geleceği (sürdürülebilirlik risk ve fırsatlarını)
Bu bağlamda çalışma, EBITDA’nın söz konusu üç zaman boyutunu entegre edebilecek şekilde yeniden tasarlanması gerektiğini savunmaktadır. Çünkü finansal performans ile sürdürülebilirlik performansı arasındaki kopukluk devam ettiği sürece, ölçülen kâr ile yaratılan değer arasında epistemolojik bir boşluk oluşacaktır.
Muhasebe artık yalnızca sayılarla ilgili değildir; değerle ilgilidir. Ve değer, artık sadece finansal değildir.
Bu nedenle, üç katmanlı muhasebe ekosistemi içinde EBITDA’nın yeniden konumlandırılması, teknik bir revizyon değil; muhasebenin değer anlayışında paradigmatik bir dönüşüm anlamına gelmektedir. Bu çalışmanın çıkış noktası tam olarak budur: Operasyonel performansın sismografını, sürdürülebilirlik fay hatlarına duyarlı hâle getirmek.
1. Kuramsal Çerçeve: VUK–TFRS–TSRS Gerilimi Üzerinden Epistemolojik Bir Okuma
Muhasebe sadece teknik bir kayıt sistemi değildir; bir bilgi üretim rejimidir. Ne ölçtüğünüz, neyi “gerçek” kabul ettiğinizi gösterir. Türkiye’deki üç katmanlı yapı — VUK, TFRS ve TSRS — aslında üç farklı hakikat rejimini temsil eder. Gerilim de tam burada başlar.
1.1. VUK: İhtiyatın Epistemolojisi
VUK, vergisel güvenlik ve kamu alacağının korunması mantığı üzerine kuruludur. Ölçüm felsefesi temelde tarihsel maliyet ve ihtiyat ilkesi etrafında şekillenir. Bu yaklaşımda gerçeklik, gerçekleşmiş ve belgeye bağlanmış işlemlerle sınırlıdır.
Bilgi üretim modeli “geçmişe dönük doğrulanabilirlik” esasına dayanır. Risk, ancak gerçekleştiğinde anlam kazanır. Bu nedenle VUK perspektifinde EBITDA, teknik bir ara performans göstergesi olmaktan öteye geçmez; vergisel bağlamda ikincil bir öneme sahiptir.
Bu yaklaşım sağlamdır, güvenlidir, devlet aklına uygundur. Ama dinamiktir diyemeyiz. Geleceğe dair potansiyel yükümlülükleri bugünün hesabına katmaz.
1.2. TFRS: Gerçeğe Uygun Değerin Epistemolojisi
TFRS ise yatırımcı odaklıdır. Amaç, finansal tabloların karar almaya elverişli bilgi üretmesidir. Gerçeğe uygun değer yaklaşımı, piyasa beklentilerini ve risk algısını ölçüm sistemine dahil eder.
Burada gerçeklik, sadece gerçekleşmiş işlemlerle değil; piyasanın fiyatladığı beklentilerle de ilgilidir. Bu nedenle EBITDA, özellikle şirket değerleme süreçlerinde merkezi bir rol oynar. Çarpan analizleri (EV/EBITDA gibi) yatırımcı davranışının ana referanslarından biridir.
Ancak TFRS’nin epistemolojik sınırı şudur: Finansal olarak ölçülebilir olanı merkeze alır. ESG unsurları finansal tablo dipnotlarında veya karşılık mekanizmalarında yer bulsa da, sistematik olarak EBITDA’ya entegre edilmez.
Yani piyasa riskini görür; fakat gezegen riskini tam anlamıyla içselleştirmez.
1.3. TSRS: Sürdürülebilirliğin Epistemolojisi
TSRS ile birlikte üçüncü bir bilgi rejimi devreye girer: sürdürülebilirlik temelli raporlama. Burada gerçeklik, yalnızca finansal sonuçlardan ibaret değildir; işletmenin çevresel ve sosyal etkileri de performansın parçasıdır.
Karbon emisyonu, su ayak izi, tedarik zinciri etik riski, insan hakları uygulamaları… Bunlar artık “gönüllü anlatı” değil; raporlanması zorunlu performans parametreleridir.
Bu noktada epistemolojik kırılma nettir:
VUK geçmişi ölçer.
TFRS bugünü fiyatlar.
TSRS geleceği sorgular.
Üç katmanlı yapı, zaman boyutları arasında bir gerilim üretir. İşte EBITDA tartışması bu zaman geriliminin tam merkezindedir.
2. EBITDA’nın Finansal Önemi ve Değişen Paradigmalar
EBITDA; sermaye yapısından bağımsızlığı, nakit yaratma kapasitesine yakınlığı ve operasyonel verimliliği ölçmesi nedeniyle işletmeler için kritik bir göstergedir.
Yatırımcı için EBITDA, “çekirdek performansın” göstergesidir.
Kredi veren için borç ödeme kapasitesinin sinyalidir.
Yönetim için operasyonel etkinliğin nabzıdır.
Ancak TSRS sonrası dönemde yalın EBITDA iki temel risk taşımaktadır:
2.1. Dışsal Maliyet Körlüğü
Karbon vergisi, sınırda karbon düzenlemeleri, çevresel yaptırımlar, sosyal uyumsuzluk kaynaklı hukuki riskler…
Bu kalemler çoğu zaman EBITDA hesaplamasında doğrudan yer almaz. Ancak gelecekteki nakit akımlarını etkileyebilecek potansiyele sahiptir.
Yalın EBITDA, dışsallıkları içselleştirmez.
Oysa sürdürülebilirlik çağında dışsallık yoktur; sadece henüz fiyatlanmamış maliyet vardır.
Bir işletme bugün yüksek EBITDA açıklayabilir; fakat karbon yoğun üretim modeli nedeniyle birkaç yıl içinde düzenleyici maliyet şokuna maruz kalabilir. Yalın EBITDA bu kırılganlığı göstermez.
Bu durum, finansal performans ile gerçek ekonomik değer arasında sistematik bir sapma üretir.
2.2. Vade Çatışması
ESG yatırımları çoğu zaman ilk etapta maliyet artırıcıdır:
- Enerji verimliliği yatırımları
- Yenilenebilir enerji dönüşümü
- Sürdürülebilir tedarik zinciri yapılandırması
- Sosyal sorumluluk ve uyum harcamaları
Bu yatırımlar kısa vadede EBITDA marjını baskılayabilir. Ancak orta ve uzun vadede risk primini düşürür, marka değerini artırır ve sermaye maliyetini azaltır.
Yalın EBITDA kısa vadeyi ödüllendirir.
Sürdürülebilir değer ise uzun vadeyi.
İşte paradigma değişimi tam burada yaşanır. Finansal sistem, yalnızca bugünün kârını mı ölçmeli; yoksa yarının dayanıklılığını da mı fiyatlamalı?
TSRS’nin varlığı bu soruyu teorik olmaktan çıkarıp pratik bir zorunluluğa dönüştürmektedir.
3. Metodoloji
3.1. Araştırma Tasarımı
Bu çalışma, nitel ve nicel analiz tekniklerinin birlikte kullanıldığı keşifsel bir vaka çalışması tasarımına dayanmaktadır. Türkiye’de sürdürülebilirlik raporlamasında öncü konumda bulunan Arçelik A.Ş. örnek olay olarak seçilmiştir.
3.2. Veri Kaynakları
Çalışmada kullanılan veriler aşağıdaki kaynaklardan elde edilmiştir:
- Kamuya açıklanan finansal tablolar
- Sürdürülebilirlik raporları
- Entegre faaliyet raporları
- ESG performans göstergeleri
Veriler 2022–2025 dönemini kapsayacak şekilde analiz edilmiştir.
3.3. Analitik Yöntem
Araştırmada üç aşamalı analitik yaklaşım uygulanmıştır:
- EBITDA’nın geleneksel hesaplama modeli oluşturulmuştur.
- ESG kalemleri sınıflandırılarak risk ve fırsat bazlı ayrıştırma yapılmıştır.
- Önerilen Sustainability-Adjusted EBITDA formülü uygulanarak köprü analizi gerçekleştirilmiştir.
3.4. Model Formülasyonu
Model aşağıdaki şekilde tanımlanmıştır:
SA-EBITDA = EBITDA
– (Projeksiyonlanmış İklim Riski)
- (Kalıcı Enerji Verimliliği Etkisi)
- (Stratejik ESG Yatırım Düzeltmeleri)
- (Tek Seferlik ESG Uyum Normalizasyonu)
3.5. Sınırlılıklar
Model, sektörler arası farklılıklara göre yeniden kalibre edilmelidir.
ESG projeksiyonları varsayımsal risk senaryolarına dayanmaktadır.
Karbon fiyat tahminleri regülasyon değişimlerine duyarlıdır.
4.Vak’a Analizi: Arçelik ve ESG Düzeltme Dönüşümü
Arçelik, TSRS uyum sürecini şeffaf ve sistematik şekilde yürüten Türkiye merkezli şirketler arasında en dikkat çekici örneklerden biridir. Avrupa Birliği pazarına yoğun ihracat yapan, enerji verimliliği ve döngüsel ekonomi yatırımlarını stratejik konumlandıran bir şirket olarak, sürdürülebilirlik risk ve fırsatlarını finansal performansla kesiştiren bir yapı sergilemektedir.
Bu nedenle Arçelik, üç katmanlı muhasebe ekosisteminin (VUK–TFRS–TSRS) EBITDA üzerindeki gerilimini analiz etmek için uygun bir laboratuvar sunmaktadır.
Aşağıda önerilen “Sustainability-Adjusted EBITDA Köprüsü”, yalın EBITDA’dan sürdürülebilir EBITDA’ya geçişte kullanılan spesifik düzeltme kalemlerini göstermektedir.
4.1. Spesifik ESG Düzeltme Kalemleri
| ESG Düzeltme Kategorisi | Arçelik Spesifik Örneği | İşlem | Finansal Mantık |
|---|---|---|---|
| İklim Riski (SKDM) | AB ihracatı için karbon vergisi projeksiyonu | (–) Çıkar | Karbon yoğun üretimin gelecekte yaratacağı nakit çıkışı riskini içselleştirme |
| Enerji Verimliliği | Akıllı fabrikalarda atık ısı geri kazanımı | (+) Ekle | OPEX tasarrufunun kalıcı marj etkisini normalize etme |
| Yeşil İnovasyon | Geri dönüştürülmüş plastik içerikli ürün Ar-Ge’si | (+) Geri Ekle | Giderleştirilen ancak uzun vadeli değer yaratan yatırımın düzeltilmesi |
| Sosyal / Yönetişim | ESG uyum yazılımları ve personel eğitimleri | (+) Geri Ekle | Tek seferlik uyum maliyetlerinin operasyonel performanstan ayrıştırılması |
4.2. Düzeltmelerin Mantıksal Temeli
Bu tablo basit bir muhasebe oyunu değildir. Bu, zaman perspektifini yeniden yazmaktır.
(1) İklim Riski – Geleceğin Borcunu Bugüne Taşımak
AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) kapsamında karbon yoğun üretim yapan ihracatçı şirketler için gelecekte maliyet doğması kaçınılmazdır.
Yalın EBITDA bu riski görmez.
Sürdürülebilir EBITDA ise bu maliyeti projekte eder ve indirger.
Bu düzeltme, gelecekteki potansiyel nakit çıkışının bugünkü performans ölçümüne entegre edilmesini sağlar. Aksi hâlde EBITDA yapay şekilde yüksek kalabilir.
(2) Enerji Verimliliği – Gizli Marj Artışı
Akıllı fabrika yatırımları sayesinde atık ısı geri kazanımı gibi projeler, operasyonel giderleri kalıcı biçimde azaltır.
Bu tasarruflar genellikle faaliyet giderlerinde dağılır ve EBITDA içinde görünür; ancak stratejik dönüşümün etkisi net biçimde ayrıştırılmaz.
Sürdürülebilir EBITDA yaklaşımı, bu kalıcı verimlilik etkisini normalize ederek operasyonel kalitenin daha doğru ölçülmesini sağlar.
(3) Yeşil İnovasyon – Gider mi, Stratejik Yatırım mı?
Geri dönüştürülmüş plastik içeren ürünlerin Ar-Ge giderleri muhasebe sisteminde çoğunlukla giderleştirilir.
Kısa vadede EBITDA’yı düşürür.
Ancak uzun vadede marka değeri, regülasyon uyumu ve rekabet avantajı yaratır.
Burada klasik muhasebe ile stratejik değer üretimi çatışır.
Sürdürülebilir EBITDA, bu giderlerin belirli kısmını “değer yaratan yatırım” olarak yeniden sınıflandırmayı önerir.
(4) Sosyal ve Yönetişim Uyum Maliyetleri
ESG yazılımları, raporlama sistemleri, eğitim programları…
Bunlar çoğunlukla tek seferlik uyum maliyetleridir.
Operasyonel verimlilikten değil, regülasyon dönüşümünden kaynaklanır.
Bu nedenle normalizasyon yaklaşımıyla EBITDA’dan ayrıştırılmaları önerilmektedir.
3.3. Kavramsal Köprü: Yalın EBITDA → Sürdürülebilir EBITDA
Bu düzeltmelerle önerilen model şu şekilde formüle edilebilir:
Sustainability-Adjusted EBITDA =
EBITDA
– İklim Riski Projeksiyonu
- Kalıcı Enerji Verimliliği Etkisi
- Stratejik Yeşil İnovasyon Düzeltmesi
- Tek Seferlik ESG Uyum Normalizasyonu
Bu model iki şeyi aynı anda yapar:
i-Uzun vadeli değer yaratan ESG yatırımlarını cezalandırmaz. model iki şeyi aynı anda yapar:
Sustainability-Adjusted EBITDA Köprüsü (Spesifik Tablo)
Aşağıdaki tablo, Arçelik’in yıllık bazda açıkladığı standart EBITDA’nın, TSRS perspektifiyle nasıl okunması gerektiğini teknik olarak özetler:
| Düzeltme Kalemi | Gerçekleşen/Projeksiyon (Örneklem) | İşlem | Gerekçe |
| Standart EBITDA (TFRS) | 10.000.000.000 TL (Farazi Baz) | Başlangıç | TFRS bazlı operasyonel kâr. |
| Kaçınılan Karbon Maliyeti | +150.000.000 TL | (+) Ekle | Düşük karbonlu üretim sayesinde SKDM riskinden korunan kâr. |
| Su ve Atık Verimliliği | +45.000.000 TL | (+) Ekle | Döngüsel ekonomi projelerinin hammadde maliyetine pozitif etkisi. |
| Yeşil CapEx Amortismanı | +210.000.000 TL | (+) Geri Ekle | Yeşil tahvil fonlarıyla yapılan GES yatırımlarının amortisman yükü. |
| ADJUSTED EBITDA (ESG) | 10.405.000.000 TL | Sonuç | Sürdürülebilir Operasyonel Güç. |
Sonuç ve Genel Değerlendirme
Bu çalışma, EBITDA metriğini Türkiye’nin üç katmanlı muhasebe mimarisi (VUK–TFRS–TSRS) bağlamında yeniden konumlandırarak, finansal performans ölçümünün ontolojik bir dönüşüm geçirdiğini ortaya koymuştur. Analizler, işletme başarısının artık sadece geçmişe dönük operasyonel kârlılıkla değil, geleceğe dönük sürdürülebilir değer üretim kapasitesiyle ölçülmesi gerektiğini kanıtlamaktadır.
Muhasebe ekosistemindeki üçlü yapı, bilginin zaman ufkunu genişletmiştir:
- VUK, muhafazakâr yapısıyla geçmişin ve yasal güvenliğin kaydını tutar.
- TFRS, piyasa odaklılığıyla bugünün ekonomik gerçekliğini ölçer.
- TSRS, çifte önemlilik (double materiality) ilkesiyle geleceğin risk ve fırsatlarını finansal tabloya dahil eder.
Bu genişleme, EBITDA’yı “yalın” bir metrikten “stratejik bir sismografa” dönüştürmüştür. Ölçülmeyen sürdürülebilirlik riskleri artık finansal gerçekliğin dışında bir “dışsallık” değil, kârlılığın tam merkezindeki bir değişkendir.
Çalışmanın temel bulgusu, kârlılığın dayanıklılıktan (resilience) bağımsız düşünülemeyeceğidir. Geleneksel EBITDA kısa vadeli nakit yaratma potansiyelini gösterirken, önerilen Sustainability-Adjusted EBITDA (S-EBITDA) modeli iki kritik boşluğu doldurmaktadır:
- Dışsal Maliyetlerin İçselleştirilmesi: Karbon fiyatlandırması ve regülasyon riskleri gibi gelecekteki nakit çıkışlarını bugünün performans ölçümüne dahil eder.
- Vade Çatışmasının Giderilmesi: Uzun vadeli değer yaratan “Yeşil CapEx” yatırımlarının, kısa vadeli marj baskısı nedeniyle finansal raporlarda “cezalandırılmasının” önüne geçer.
Vak’a Analizinden Yapısal Çıkarımlar: Arçelik A.Ş. Örneği
Arçelik A.Ş. üzerinden yapılan uygulama, üç katmanlı sistemin pratikteki kesişim kümesini somutlaştırmıştır. Sayısal simülasyonlar; karbon vergisi projeksiyonlarının EBITDA’yı aşağı yönlü baskıladığını, ancak enerji verimliliği ve stratejik ESG yatırımlarının bu baskıyı absorbe ederek “Sürdürülebilir EBITDA”yı stabilize ettiğini göstermiştir. Bu durum, ESG yatırımlarının bir maliyet yükü değil, risk primini düşüren bir değer mekanizması olduğunu ispatlamaktadır.
TSRS’nin yürürlüğe girmesiyle birlikte ESG açıklamaları artık yapısal bir yükümlülüktür. Bu çalışma; EBITDA’nın epistemolojik olarak yeniden konumlandırılmasıyla kavramsal, hibrit metrik önerisiyle metodolojik ve Türkiye özelindeki vak’a analiziyle uygulamalı katkı sunmaktadır. Gelecekte, yatırımcı sunumlarında S-EBITDA gibi köprü analizlerinin standartlaştırılması, piyasa şeffaflığı ve “Yeşil Aklama” (greenwashing) ile mücadele için elzemdir.
Bu çalışma varsayımsal karbon fiyatı senaryolarına dayanmaktadır. Gelecek araştırmalar;
- Enerji, çimento ve ağır sanayi gibi karbon yoğun sektörlerde sektör spesifik düzeltme katsayılarının kalibrasyonuna,
- S-EBITDA ile hisse senedi getiri volatilitesi arasındaki regresyon analizlerine odaklanarak modeli ampirik olarak genişletebilir.
Son Söz
Muhasebe tarih boyunca “güvenli olanı” ölçmüştür; günümüzde ise “sürdürülebilir olanı” ölçmek zorundadır. Yalın EBITDA bize bugünün kazancını anlatırken, Sürdürülebilir EBITDA yarının kırılganlıklarını fısıldar. Gerçek kârlılık, yalnızca bugünün kazancı değil; o kazancın yarının dünyasında da ayakta kalabilme yeteneğidir.
Kaynakça
- Ball, R., & Brown, P. (1968). An empirical evaluation of accounting income numbers. Journal of Accounting Research, 6(2), 159–178.
- Barth, M. E., Beaver, W. H., & Landsman, W. R. (2001). The relevance of the value relevance literature for financial accounting standard setting. Journal of Accounting and Economics, 31(1–3), 77–104.
- Clarkson, P. M., et al. (2011). Does it really pay to be green? Journal of Accounting and Public Policy, 30(2), 122–144.
- Eccles, R. G., Ioannou, I., & Serafeim, G. (2014). The impact of corporate sustainability on organizational processes and performance. Management Science, 60(11), 2835–2857.+1
- Friede, G., Busch, T., & Bassen, A. (2015). ESG and financial performance: Aggregated evidence from more than 2000 empirical studies. Journal of Sustainable Finance & Investment, 5(4), 210–233.
- IASB. (2018). Conceptual framework for financial reporting. IFRS Foundation.
- ISSB. (2023). IFRS S1 & S2 Standards. IFRS Foundation.
- Khan, M., Serafeim, G., & Yoon, A. (2016). Corporate sustainability: First evidence on materiality. The Accounting Review, 91(6), 1697–1724.+1
- Modigliani, F., & Miller, M. H. (1958). The cost of capital, corporation finance and the theory of investment. American Economic Review, 48(3), 261–297.
- Porter, M. E., & Kramer, M. R. (2011). Creating shared value. Harvard Business Review, 89(1/2), 62–77.
- TSRS. (2024). Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) Yayınları.
- YÖK Üretken Yapay Zekâ Etik Rehberi (2024) (Üretken Yapay Zekâ Kullanım Beyanı: Bu metnin yapılandırılması ve dil düzenlemesi süreçlerinde, yazarın özgün fikirleri ve araştırması temel alınarak yapay zekâ araçlarından destek alınmıştır. Metnin içeriği, bilimsel doğruluğu ve nihai hali yazar tarafından onaylanmıştır.)https://oelmaci.live/b86ee
![]()
