
Prof.Dr. Orhan Elmacı,
Bu çalışma Kütahya Dumlupınar Üniversitesi (ROR: https://ror.org/02mn0vt57) tarafından desteklenmiştir.
oelmaci@gmail.com
Öz
Bu çalışma, enflasyon muhasebesinin geleneksel muhasebe literatüründe kabul gören “teknik düzeltme” niteliğini eleştirel bir perspektiften sorgulamaktadır. Araştırmanın temel argümanı, enflasyon muhasebesinin yalnızca finansal tabloların satın alma gücünü korumaya yönelik nötr bir araç olmadığı; aksine, farklı bilanço yapılarına, sektörlere ve sermaye yapılarına sahip ekonomik aktörler arasında örtük servet transferi yaratan yapısal bir mekanizma olduğudur. Çalışma, eleştirel muhasebe teorisi çerçevesinde (Hines, 1988; Tinker, 1985), Türkiye’nin 2021-2025 yüksek enflasyon dönemi ve bu dönemde uygulanan VUK Mükerrer 298 ile TMS 29 düzenlemelerini incelemektedir. Ampirik bulgular, BİST şirketleri özelinde enflasyon muhasebesinin duran varlık ve borç yoğun firmalarda özkaynak ve vergi avantajı yaratırken, parasal varlık yoğun firmalarda (banka, perakende) net kârı azalttığını göstermektedir. Bu farklılaşma, servet transferi etkisini görünür kılmakta ve Türkiye’de şirket kapitalizminin sermaye birikim rejimine (Elmacı, 2025) katkı sağlayan bir politika aracı olarak değerlendirilmektedir. Sonuç olarak, enflasyon muhasebesinin teknik bir düzeltmeden öte, ekonomik güç ilişkilerini ve gelir dağılımını etkileyen normatif bir araç olduğu savunulmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Enflasyon muhasebesi, servet transferi, TMS 29, VUK Mükerrer 298, eleştirel muhasebe, hiperenflasyon, sermaye birikimi, Türkiye
AbstractT
his study critically examines the conventional view in accounting literature that inflation accounting serves merely as a technical adjustment to preserve the purchasing power of financial statements. The core argument is that inflation accounting is not a neutral correction mechanism; rather, it functions as a structural tool that generates implicit wealth transfers among economic actors with differing balance sheet structures, sectors, and capital compositions. Drawing on critical accounting theory (Hines, 1988; Tinker, 1985), the paper analyzes the implementation of Turkish Tax Procedure Law (Repeated Article 298) and TAS 29 in Türkiye during the high inflation period of 2021–2025. Empirical evidence from BIST-listed companies shows that inflation accounting increases equity and provides tax advantages for fixed asset-intensive and highly leveraged firms, while reducing net profit for monetary asset-intensive firms (banks and retail). This differentiation reveals the wealth transfer effect and positions inflation accounting as a policy instrument that supports the capital accumulation regime of corporate capitalism in Türkiye (Elmacı, 2025). Ultimately, the study argues that inflation accounting is a normative practice that shapes economic power relations and income distribution beyond being a mere technical adjustment.
Keywords: Inflation accounting, wealth transfer, TAS 29, VUK Repeated Article 298, critical accounting, hyperinflation, capital accumulation, Türkiye
GİRİŞ
Muhasebe pratikleri, geleneksel pozitivist yaklaşımın iddia ettiğinin aksine, teknik bir kayıt ve raporlama sistemi olmanın çok ötesindedir. Muhasebe, ekonomik gerçekliği yalnızca pasif bir şekilde temsil etmekle kalmaz; aynı zamanda o gerçekliği belirli normatif tercihler, ideolojik kabuller ve güç ilişkileri çerçevesinde şekillendirir. Yüksek enflasyon ortamlarında finansal tabloların satın alma gücünü korumak amacıyla geliştirilen enflasyon muhasebesi, bu inşa edici ve normatif karakterin en belirgin tezahürlerinden biridir (Kieso et al., 2020, s. 112-118).
Geleneksel finansal raporlama literatürü, enflasyon muhasebesini (veya düzeltmesini) parasal olmayan kalemlerin genel fiyat endeksleriyle (TÜFE/Yİ-ÜFE) endekslenmesi süreci olarak tanımlar ve bu süreci nötr, nesnel ve teknik bir araç olarak sunar. Bu egemen yaklaşıma göre enflasyon muhasebesi; finansal tabloların karar yararlılığını artırır, dönemsel karşılaştırılabilirliği sağlar ve sermaye aşınmasını engelleyerek işletmenin reel performansının “gerçeğe uygun” yansıtılmasını temin eder. Ancak eleştirel muhasebe literatürü (Critical Accounting Theory), muhasebenin bu tarafsızlık iddiasını radikal bir biçimde sorgular. Eleştirel perspektife göre muhasebe, objektif bir ölçüm aracı değil; belirli çıkar gruplarını destekleyen, kaynakları yeniden dağıtan ve toplumsal sınıflar arasında servet transferini meşrulaştıran politik bir yapıdır (Tinker, 1985, s. 45-67; Hines, 1988, s. 251-261). Bu bağlamda muhasebe standartları ve uygulamaları, yalnızca geçmiş işlemleri pasif bir arşivci edasıyla kaydetmez; aksine neyin “kâr”, neyin “sermaye” ve neyin “vergi” olduğunu tanımlayarak ekonomik gerçekliği inşa eder ve somut dağıtımsal sonuçlar üretir.
1. Literatür Taraması
Enflasyon muhasebesi literatürü, tarihsel olarak iki temel yaklaşıma ayrılmaktadır: geleneksel (pozitivist/teknik) yaklaşım ve eleştirel muhasebe yaklaşımı. Bu bölümde her iki akım da kronolojik ve tematik olarak incelenmekte, uluslararası standartlar, ampirik çalışmalar, Türkiye’ye özgü uygulamalar ve eleştirel perspektifler detaylı biçimde ele alınmaktadır. Literatürdeki boşluklar belirlenerek bu çalışmanın katkı alanı netleştirilmektedir.2.1. Geleneksel Yaklaşım ve Teknik LiteratürGeleneksel muhasebe literatürü, enflasyon muhasebesini finansal tabloların satın alma gücünü korumaya yönelik teknik bir düzeltme mekanizması olarak konumlandırır. Yüksek enflasyon ortamında tarihsel maliyet ilkesine dayalı tabloların anlamını yitirdiği kabul edilir; bu nedenle parasal olmayan kalemleringenel fiyat endeksleriyle düzeltilmesi zorunlu hale gelir (Kieso et al., 2020, s. 118-125). Bu yaklaşıma göre iki temel yöntem öne çıkmaktadır:
- Current Purchasing Power (CPP) Yöntemi: Genel fiyat endeksleri (çoğunlukla TÜFE) kullanılarak parasal olmayan kalemlerin düzeltilmesini öngörür (Edwards & Bell, 1961; Sterling, 1970).
- Current Cost Accounting (CCA) Yöntemi: Varlıkların güncel yenileme maliyetleriyle raporlanmasını esas alır.
Uluslararası standartlar açısından dönüm noktası, Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu’nun (IASB) 1989’da yayımladığı IAS 29 “Yüksek Enflasyonlu Ekonomilerde Finansal Raporlama” standardıdır. Standart, hiperenflasyonun varlığını üç yıllık kümülatif enflasyon oranının %100’ü aşması gibi göstergelerle tanımlar ve parasal olmayan varlıklar ile özkaynak kalemlerinin endekslenmesini, parasal pozisyon kazanç/kayıp kaleminin ise kâr/zarar tablosuna yansıtılmasını zorunlu kılar (IASB, 2023). TMS 29, bu standardın Türkiye’deki tam çevirisidir ve 2022’den itibaren Türkiye’de hiperenflasyon kriterlerinin karşılanmasıyla yeniden gündeme gelmiştir (EY, 2025; KPMG, 2025).1970’li ve 1980’li yıllarda yaşanan küresel enflasyon dalgası (Latin Amerika, İngiltere, ABD) literatürü zenginleştirmiştir. FASB’nin 1979’da yayımladığı SFAS 33 ve Beaver (1981) gibi çalışmalar, düzeltilmiş tabloların karar yararlılığını ampirik olarak test etmiştir. Son dönem hiperenflasyon yaşayan ülkeler (Arjantin, Venezuela, Zimbabwe) üzerine yapılan çalışmalar ise IAS 29’un uygulama zorluklarını (endeks seçimi, volatilite, karşılaştırılabilirlik) vurgulamaktadır (Dello Strologo et al., 2021; Çankaya & Ecer, 2024). Türkiye bağlamında ise 2023-2025 döneminde TMS 29’un uygulanması, finansal raporlamada önemli dönüşümlere yol açmıştır (Bircan, 2025).
1.2. Eleştirel Muhasebe Literatürü
Eleştirel muhasebe okulu, enflasyon muhasebesini teknik bir araç olmaktan çıkarıp sosyo-politik ve dağıtımsal bir pratik olarak ele alır. Bu perspektife göre muhasebe, ekonomik gerçekliği tarafsız biçimde “yansıtmak” yerine onu “inşa eder” ve belirli güç ilişkilerini meşrulaştırır (Hines, 1988, s. 251).Tony Tinker (1985), klasik eseri Paper Prophets’ta muhasebenin ideolojik bir araç olduğunu savunarak, muhasebe tekniklerinin servet ve gelirin yeniden dağılımında rol oynadığını belirtir (s. 45-67). Hines (1988), “gerçekliği yansıtmak yerine inşa ettiğimizi” vurgular. Prem Sikka (2010) ise muhasebe standartlarının vergi kaçınma ve servet transferindeki rolünü eleştirir (s. 153-168). Cooper ve Sherer (1984), muhasebe düzenlemelerinin sınıfsal çıkarları yansıttığını ileri sürer. Enflasyon muhasebesi özelinde Tinker ve Okcabol (1991) ile Lehman (1992), düzeltme yöntemlerinin seçiminin (endeks tercihi, parasal kazancın kâra yansıtılması) politik bir tercih olduğunu ve borçlu büyük sermaye gruplarını veya devleti kayırabileceğini savunur.
1.3. Türkiye’de Enflasyon Muhasebesi Literatürü
Türkiye’de enflasyon muhasebesi tartışmaları 1980’lerden beri sürmektedir. Yüksek enflasyonun finansal tabloları bozduğu ve sermaye aşınmasına yol açtığı erken dönemde fark edilmiş, ancak sistematik uygulama 2003-2004’te Vergi Usul Kanunu Mükerrer 298. madde ile gerçekleşmiştir (Gücenme, 2009). 2005’ten sonra enflasyonun düşmesiyle uygulama terk edilmiş, 2021’den itibaren yeniden yükselen enflasyonla literatür canlanmıştır.Reyhan (2025), Türkiye’de enflasyon muhasebesinin 1980-2023 arasındaki kırk yıllık serüvenini incelemiş ve VUK ile TMS 29 arasındaki uyumsuzlukları (endeks farkı, tam tablo düzeltmesi vs. sadece bilanço) eleştirmiştir. Varol (2022), enflasyon muhasebesini vergi mevzuatı ve muhasebe standartları açısından analiz ederek uygulama yetersizliklerine dikkat çekmiştir. KGK’nın 2023 ve 2025 rehberleri, TMS 29’un zorunlu uygulanması konusunda önemli açıklamalar içermektedir.Ampirik çalışmalar ağırlıklı olarak BİST şirketlerine odaklanmaktadır. Arslan ve Kayhan (2025), 43 şirket ve 57 dönemlik analizlerinde enflasyon muhasebesinin net satış ve brüt kârı artırdığını, ancak net kâr marjlarını azalttığını tespit etmiştir. Duran varlık yoğun sanayi ve holding şirketleri özkaynaklarını güçlendirirken, bankalar ve perakende şirketleri (yüksek parasal pozisyon) negatif etkilenmiştir. Benzer bulgular Selimefendigil (2023) tarafından karar yararlılığı perspektifinden ve Bircan (2025) tarafından hiperenflasyonun finansal raporlama ile denetim raporları üzerindeki etkileri açısından desteklenmektedir. Bircan (2025), 2023 yılı BİST imalat sektörü şirketlerinde IAS 29/TMS 29’un bağımsız denetçi raporlarında “kilit denetim konuları” ve “dikkat çekilen hususlar” paragraflarına nasıl yansıdığını incelemiştir.Bazı çalışmalar servet transferi boyutuna değinmektedir. Yüksek borçlanan firmaların reel borç erimesinden yararlandığı, buna karşılık nakit ve alacak yoğun KOBİ’lerin dezavantajlı duruma düştüğü belirtilmektedir (Gücenme & Arıkan, 2024; Elmacı, 2025). Ancak bu çalışmalar genellikle teknik etki analiziyle sınırlı kalmakta, eleştirel ve normatif bir çerçeveden yoksun görünmektedir.
1.4. Literatürdeki Boşluklar ve Bu Çalışmanın Katkısı
Mevcut literatürün önemli bir kısmı teknik uygulama, ampirik etki ölçümü ve karar yararlılığı ile sınırlıdır. Enflasyon muhasebesinin sosyo-ekonomik sonuçları, sektörler arası servet transferi etkileri, 2025-2027 VUK ertelemelerinin dağıtımsal sonuçları ve muhasebenin “şirket kapitalizmi” sermaye birikim rejimine (Elmacı, 2025) katkısı yeterince tartışılmamıştır. Özellikle eleştirel muhasebe perspektifinden Türkiye’nin 2021-2025 (ve 2025-2027 erteleme) deneyiminin bütüncül bir analizi eksik kalmıştır.Bu çalışma, söz konusu boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır. Eleştirel muhasebe teorisini (Hines, 1988; Tinker, 1985) temel alarak enflasyon muhasebesini “düzeltme” olmaktan çıkarıp “örtük servet transfer mekanizması” olarak yeniden çerçevelemekte ve Türkiye deneyimini ampirik bulgularla (Arslan & Kayhan, 2025; Bircan, 2025) destekleyerek literatüre hem teorik hem de bağlamsal bir katkı sunmaktadır.
1. Amaç ve Araştırma Sorusu
Bu çalışmanın temel araştırma sorusu şudur: Enflasyon muhasebesi gerçekten yalnızca finansal tabloların aşınmasını engelleyen teknik bir düzeltme mekanizması mıdır, yoksa ekonomik aktörler arasında —devlet, sermaye grupları, alacaklılar ve borçlular arasında— örtük servet transferlerine yol açan sistematik bir araç mıdır? Bu soru, muhasebenin ontolojik tarafsızlığına ilişkin yerleşik akademik kabulleri sarsmayı ve bu teknik süreçlerin arkasındaki ekonomi-politik dinamikleri görünür kılmayı hedeflemektedir.
Türkiye deneyimi, özellikle 2021-2025 yılları arasındaki yüksek enflasyon dönemi, VUK Mükerrer Madde 298 ve TMS 29’un (Türkiye Muhasebe Standardı) eşzamanlı, farkı zamanlı veya ertelemeli uygulamaları açısından ekonomi literatürü için son derece zengin bir laboratuvar sunmaktadır. Üç yıllık kümülatif enflasyonun %100’ü aşmasıyla hiperenflasyon kriterlerinin (IAS 29/TMS 29) karşılandığı bu kriz döneminde, enflasyon muhasebesi 2023 sonu itibarıyla zorunlu hale gelmiş; ancak 2025-2027 hesap dönemleri için Vergi Usul Kanunu (VUK) kapsamındaki düzeltme uygulaması, 7571 sayılı Kanun ile politik bir tercih olarak ertelenmiştir (Resmi Gazete, 25.12.2025). Söz konusu erteleme, tam bir enflasyon düzeltmesini askıya alırken, duran varlıklar üzerinden amortisman avantajı sağlayan “yeniden değerleme” (VUK Mükerrer 298/Ç) imkanını —2025 yılı için %25,49 gibi bir oranla— korumuştur.
Bu ikili ve kesintili uygulama süreci, Elmacı’nın (2025, s. 88-112) “şirket kapitalizmi” olarak kavramsallaştırdığı rejimde, kamusal ve özel servet dinamiklerinin finansal raporlama düzlemindeki yansımalarını açıkça ortaya koymaktadır. Kamusal varlıkların ve risklerin, muhasebe standartlarının “teknik” kılıfı altında özel sermayeye devredilmesi ve sermaye birikim rejiminin finansal mühendislik aracılığıyla tahkim edilmesi, enflasyon muhasebesi üzerinden somutlaşmaktadır. Enflasyonun nominal alacaklılardan (genellikle kamu ve tasarruf sahipleri) nominal borçlulara (genellikle büyük ölçekli ve kredi ile finanse edilen şirketler) doğru yarattığı servet transferi, bu muhasebe düzenlemeleriyle kurumsallaşmakta ve meşruiyet kazanmaktadır.
Çalışma, izleyen bölümlerde öncelikle eleştirel muhasebe teorisi çerçevesinde enflasyon muhasebesinin ontolojik kökenlerini tartışacak (Bölüm 2), ardından Türkiye’deki yasal mevzuatın (TMS 29 ve VUK 298) yarattığı dağıtımsal çelişkileri analiz edecek (Bölüm 3) ve son olarak Borsa İstanbul (BİST) verileri ile ikincil kaynaklar ışığında bu sürecin “servet transferi” niteliğini ampirik bir düzleme taşıyacaktır (Bölüm 4).
Bu çalışma, enflasyon muhasebesinin yalnızca teknik bir finansal raporlama aracı olarak mı işlev gördüğünü, yoksa ekonomik sistem içerisinde servet dağılımını etkileyen yapısal ve politik bir mekanizma mı ürettiğini eleştirel bir perspektiften analiz etmeyi amaçlamaktadır. Enflasyonun finansal tablolar üzerindeki bozucu etkilerini gidermeyi hedefleyen bu uygulama, standart muhasebe teorisi içerisinde genellikle “ölçüm doğruluğunu artıran nötr bir düzeltme süreci” olarak tanımlanmakta ve teknik bir zorunluluk çerçevesinde değerlendirilmektedir.
Bununla birlikte, muhasebenin yalnızca bir ölçüm dili değil, aynı zamanda ekonomik gerçekliği kuran ve yeniden dağıtan bir iktidar mekanizması olduğu yönündeki eleştirel literatür, bu nötrlük varsayımını tartışmalı hale getirmektedir. Özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde uygulanan düzeltme mekanizmalarının, finansal tabloların ötesinde reel ekonomik sonuçlar doğurduğu; firma davranışlarını, vergi yükünü, borçlanma dinamiklerini ve sermaye birikim süreçlerini doğrudan etkilediği görülmektedir.
Bu bağlamda enflasyon muhasebesi, yalnızca bilanço kalemlerinin satın alma gücüne göre yeniden ifade edilmesi değil; aynı zamanda ekonomik aktörler arasında görünmez fakat etkili bir servet yeniden dağıtım sürecinin tetikleyicisi olarak da değerlendirilebilir. Özellikle parasal olmayan varlık yapısına sahip büyük ölçekli firmalar ile yüksek likidite tutan küçük ve orta ölçekli işletmeler arasındaki farklı etkilenme düzeyi, bu mekanizmanın homojen olmayan sonuçlar ürettiğine işaret etmektedir.
Bu çalışma, söz konusu farklılaşmayı yalnızca muhasebe tekniği bağlamında değil, aynı zamanda ekonomi-politiğin bir sonucu olarak ele almaktadır. Böylece enflasyon muhasebesi, teknik bir standart olmanın ötesinde, sermaye birikim rejimi içerisinde yeniden dağıtıcı bir mekanizma olarak konumlandırılmaktadır.
2. Enflasyon Muhasebesinin Epistemolojisi: Teknik Kayıttan Servet Transferine Geçiş
Enflasyon muhasebesinin salt teknik bir düzeltme mekanizması olmanın ötesinde, örtük bir servet transfer aracı olarak işlev görebileceğini iddia eden bu çalışmanın argümanı, öncelikle mekanizmanın kendisini detaylı olarak anlamayı gerektirmektedir. Bu bölümde, enflasyon muhasebesinin teknik işleyişi ile birlikte, söz konusu uygulamanın farklı ekonomik aktörler üzerindeki heterojen etkilerini ortaya koyan analitik çerçeve sunulmaktadır. Böylece, mekanizmanın nötr bir muhasebe tekniği olmaktan ziyade, dağıtımsal sonuçlar üreten yapısal bir araç olduğu daha net biçimde gösterilecektir.
2.1. Temel Mekanizma ve Teknik İşleyiş
Enflasyon muhasebesi, yüksek enflasyon ortamında finansal tabloların tarihsel maliyet esasına dayalı yapısının yarattığı bozulmayı gidermeyi amaçlayan bir düzeltme sürecidir. Temel mantığı, parasal olmayan kalemlerin (duran varlıklar, stoklar, özkaynaklar) genel fiyat endeksleri aracılığıyla yeniden ifade edilmesidir. Parasal kalemler (nakit, alacaklar, borçlar) ise nominal değerleriyle kalır ve aradaki fark “parasal pozisyon kazancı/kaybı” olarak kâr/zarar tablosuna yansıtılır (Kieso et al., 2020, s. 122-130; TMS 29, KGK, 2025). Uygulamada iki temel standart devreye girmektedir:
- TMS 29 (IAS 29): Hiperenflasyonlu ekonomilerde tam finansal tablo düzeltmesi gerektirir. TÜFE esas alınır.
- VUK Mükerrer 298: Vergi matrahı açısından düzeltme yapar; genellikle Yİ-ÜFE kullanılır ve vergi mevzuatına göre kısmi veya tam uygulama söz konusudur.
Düzeltme süreci şu adımları izler:
- Parasal olmayan varlıklar ve yükümlülükler ile özkaynak kalemleri, endeksle yeniden değerlenir.
- Amortisman ve itfa payları, yeniden değerlenmiş tutarlar üzerinden hesaplanır.
- Parasal pozisyon net varlığı (nakit + alacaklar – borçlar) üzerinden parasal kazanç veya kayıp hesaplanır.
- Ortaya çıkan farklar, kâr/zarar tablosuna veya özkaynaklara (geçmiş yıllar kârları) yansıtılır.
Bu teknik işlemler, teoride finansal tabloları reel bazda anlamlı kılmayı hedeflerken, pratikte farklı bilanço yapılarına sahip firmalar üzerinde oldukça heterojen etkiler yaratır. İşte bu heterojenlik, enflasyon muhasebesini salt teknik bir düzeltmeden öte, servet transferi mekanizmasına dönüştürür.
2.2. Yaklaşım ve Analitik Çerçeve
Bu çalışma, ampirik bir ekonometrik modelden ziyade eleştirel-analitik bir yaklaşım benimsemektedir. Analiz, enflasyon muhasebesinin dağıtımsal sonuçlarını üç temel eksen üzerinden incelemektedir:
2.2.1. Vergisel Etkiler Eksen
Enflasyon muhasebesinin en güçlü servet transferi kanallarından biri vergi sistemidir. Düzeltme yapılmadığında nominal kârlar şişer ve işletmeler “enflasyon vergisi” (Tanzi etkisi) öder. Düzeltme yapıldığında ise amortisman giderleri artar, reel kâr vergilendirilir ve vergi matrahı genellikle azalır (Arslan & Kayhan, 2025).Türkiye’de 2025-2027 dönemi için VUK enflasyon düzeltmesinin ertelenmesi (7571 sayılı Kanun), bu eksende kritik bir politika tercihi oluşturmuştur. Tam düzeltme yapılmadan yalnızca yeniden değerleme imkânı (Mükerrer 298/Ç) devam ederken, bazı firmalar yüksek nominal kâr üzerinden kurumlar vergisi ödemeye devam etmekte, diğerleri ise ertelemeden yararlanarak vergi yükünü erteleyebilmektedir. Bu durum, özellikle duran varlık yoğun büyük holding ve sanayi şirketleri lehine örtük bir servet transferi yaratmaktadır. Literatürde bu etki “vergi optimizasyonu aracı” olarak da nitelendirilmektedir (Gücenme & Arıkan, 2024).
2.2.2. Borçlu–Alacaklı İlişkileri
Enflasyonun klasik servet transferi mekanizması borç-alacak ilişkisi üzerinden işler. Reel borç erirken, alacakların reel değeri azalır. Enflasyon muhasebesi bu etkiyi kısmen görünür kılar ancak tamamen nötralize etmez.Net parasal pozisyonu negatif olan (borç > alacak + nakit) firmalar, parasal pozisyon kazancı elde eder. Bu kazanç doğrudan kâra yansıtılır. Türkiye’de yüksek borçlanma oranıyla faaliyet gösteren holding ve inşaat-sanayi grupları bu mekanizmadan en çok yararlanan aktörler olmuştur. Buna karşılık, bankalar, finansal kurumlar ve yüksek alacak stoku tutan perakende ve toptan ticaret şirketleri net parasal pozisyon kaybı yaşayarak dezavantajlı konuma düşmüştür (Bircan, 2025). Bu eksen, enflasyon muhasebesinin “borçlu sermaye lehine” bir transfer mekanizması işlevi gördüğünü göstermektedir. Elmacı’nın (2025) şirket kapitalizmi eleştirisiyle birleştirildiğinde, borçlanarak büyüyen büyük sermaye gruplarının muhasebe düzenlemeleriyle de desteklendiği görülmektedir.
2.2.3. Sermaye Yoğunluğu ve Varlık Yapısı
Enflasyon muhasebesinin etkileri, firmaların varlık yapısına (duran varlık / dönen varlık oranı) ve sermaye yoğunluğuna göre dramatik farklılaşır. Duran varlık (fabrika, makine, arazi) yoğun firmalarda yeniden değerleme özkaynakları önemli ölçüde artırırken, amortisman giderlerindeki yükseliş vergi matrahını azaltır. Stok yoğun firmalarda ise stok değerlemesi brüt kârı olumlu etkiler.Ampirik çalışmalar bu farklılaşmayı net biçimde ortaya koymaktadır. Arslan ve Kayhan (2025), BİST şirketleri analizinde duran varlık oranı yüksek firmaların özkaynaklarının ortalama %35-60 oranında arttığını, buna karşılık parasal varlık oranı yüksek firmaların net kâr marjlarının %8-15 puan gerilediğini tespit etmiştir.Aşağıdaki tablo, üç eksenin özet etkilerini göstermektedir:
| Eksen | Kazanlar (Avantajlı Firmalar) | Kaybedenler (Dezavantajlı Firmalar) | Transfer Yönü |
| Vergisel Etkiler | Duran varlık yoğun, büyük ölçekli firmalar | Nakit ve alacak yoğun KOBİ’ler | Büyük sermaye → Devlet/KOBİ’ler |
| Borç-Alacak İlişkisi | Yüksek borçlu holding ve sanayi firmaları | Bankalar, finansallar, alacaklı firmalar | Borçlu sermaye → Alacaklılar |
| Varlık Yapısı | Duran varlık ve stok yoğun sanayi/holding | Parasal varlık ve hizmet yoğun firmalar | Sermaye yoğun → Hizmet yoğun |
Bu üç eksenin kesişimi, enflasyon muhasebesinin nötr bir teknik işlem olmadığını, aksine yapısal bir servet transfer mekanizması olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Mekanizma, bilanço yapısı güçlü, borçlanma kapasitesi yüksek ve politik erişimi olan büyük sermaye gruplarını sistematik olarak kayırmakta, KOBİ’leri, finansal sektörü ve parasal varlık sahiplerini ise görece dezavantajlı konuma düşürmektedir.
Bu analitik çerçeve, çalışmanın geri kalanında Türkiye örneğinin detaylı incelenmesinde kullanılacaktır. Böylece enflasyon muhasebesinin makroekonomik servet dağılımı üzerindeki etkileri, yalnızca firma düzeyinde değil, sektörler ve sınıflar arası düzeyde de görünür kılınacaktır.
3.Servet Transferi Mekanizması
Önceki bölümde enflasyon muhasebesinin teknik işleyişi ve analitik çerçevesi ortaya konulmuştur. Bu bölümde ise asıl odak noktası, söz konusu mekanizmanın nasıl örtük bir servet transfer aracı haline geldiğinin detaylı analizidir. Enflasyon muhasebesi, görünüşte nötr bir düzeltme tekniği olsa da, uygulandığı ekonomik ortamda farklı aktörler arasında sistematik kazananlar ve kaybedenler yaratmaktadır. Bu transfer etkisi, üç temel kanal üzerinden gerçekleşmektedir: vergi sistemi, borç-alacak ilişkileri ve sermaye/varlık yapısındaki farklılıklar. Aşağıda bu kanallar, teorik temeller, Türkiye uygulaması ve ampirik bulgularla birlikte incelenmektedir.
3.1. Vergi Etkisi
Enflasyon muhasebesinin servet transferi yaratma kapasitesinin en güçlü ve doğrudan kanallarından biri vergi etkisidir. Düzeltme yapılmadığı durumlarda, enflasyon nedeniyle nominal kârlar yapay olarak şişmekte ve işletmeler, elde ettikleri reel kârdan ziyade nominal kâr üzerinden kurumlar vergisi ödemektedir. Bu olgu literatürde “enflasyon vergisi” veya “Tanzi-Olivera etkisi” olarak adlandırılmaktadır (Tanzi, 1977; Oliveira, 1967). Özellikle sabit varlık yoğun işletmelerde amortisman giderlerinin nominal kalması, reel sermaye aşınmasına ve vergi yükünün artmasına yol açmaktadır.
Enflasyon muhasebesi düzeltmesi yapıldığında ise durum tersine dönmektedir. Duran varlıkların yeniden değerlenmesiyle amortisman giderleri yükselmekte, böylece vergi matrahı reel bazda hesaplanmakta ve genellikle azalmaktadır. Bu durum, duran varlık oranı yüksek firmalar için önemli bir vergi avantajı yaratırken, parasal varlık (nakit ve alacak) ağırlıklı firmalar için vergi yükünü nispi olarak artırabilmektedir.
Türkiye özelinde bu etki daha da belirgindir. 2025-2027 hesap dönemleri için VUK Mükerrer 298 enflasyon düzeltmesinin 7571 sayılı Kanun ile ertelenmesi, kritik bir politika tercihi olmuştur. Bu erteleme ile bazı firmalar (özellikle yüksek nominal kâr elde eden ticaret ve hizmet şirketleri) enflasyon düzeltmesi olmadan nominal kâr üzerinden vergi ödemeye devam ederken, duran varlık yoğun sanayi ve holding şirketleri ise yeniden değerleme imkânından (Mükerrer 298/Ç) yararlanarak özkaynaklarını güçlendirebilmiş ve vergi optimizasyonu yapabilmiştir (Arslan & Kayhan, 2025; KGK, 2025). Sonuç olarak, vergi erteleme kararları, büyük ölçekli ve varlık yoğun sermaye grupları lehine örtük bir servet transferi yaratmakta, KOBİ’ler ve nakit yoğun işletmeler ise bu transferin finansal yükünü taşımaktadır. Bu durum, muhasebe düzenlemelerinin vergi politikasıyla birleştiğinde nasıl dağıtımsal bir araç haline geldiğini açıkça göstermektedir.
3.2. Borç–Alacak İlişkisi
Enflasyonun klasik servet transferi mekanizmalarından biri de borç-alacak ilişkisi üzerinden işler. Enflasyon, borçluların reel borç yükünü eritirken, alacaklıların reel alacak değerini azaltır. Enflasyon muhasebesi bu etkiyi tamamen ortadan kaldırmaz, ancak “parasal pozisyon kazancı/kaybı” kalemi aracılığıyla kısmen görünür kılar.Net parasal pozisyonu negatif olan firmalar (borçlar > nakit + alacaklar), parasal pozisyon kazancı elde eder ve bu kazanç doğrudan dönem kârına yansıtılır. Türkiye’de yüksek borçlanma ile büyüyen holding, inşaat ve sanayi şirketleri bu mekanizmadan en fazla yararlanan gruplardır. Buna karşılık, bankalar, finansal kiralama şirketleri ve yüksek ticari alacak stoku tutan perakende ve toptan ticaret firmaları net parasal pozisyon kaybına uğramakta ve kârlılıkları önemli ölçüde daralmaktadır (Bircan, 2025).
Literatürde bu etki “borçlu sermaye lehine transfer” olarak tanımlanmaktadır (Tinker, 1985; Elmacı, 2025). Özellikle 2021-2025 döneminde Türkiye’de şirketlerin borçlanma yoluyla büyüme stratejisiyle birleştiğinde, enflasyon muhasebesi bu stratejileri muhasebe tekniğiyle destekleyen bir araç haline gelmiştir. Böylece borçlanan büyük sermaye grupları hem reel borç erimesinden hem de muhasebe düzeltmesiyle ortaya çıkan parasal kazançtan çifte avantaj sağlamıştır.
3.3. Sermaye Yapısı ve Sektör Etkisi
Enflasyon muhasebesinin servet transferi etkisi, firmaların sermaye yapısı ve sektör özelliklerine göre de belirgin farklılaşmalar göstermektedir. Duran varlık (fabrika, makine, arazi, bina) ve stok yoğun sektörlerde yeniden değerleme özkaynakları önemli ölçüde artırırken, amortisman ve stok giderlerindeki yükseliş vergi matrahını düşürmektedir. Buna karşılık, parasal varlık ve hizmet ağırlıklı sektörlerde etki olumsuzdur.Ampirik çalışmalar bu sektörel farklılaşmayı net biçimde doğrulamaktadır. Arslan ve Kayhan (2025), BİST şirketleri üzerinde yaptıkları analizde şu bulguları rapor etmiştir:
- Sanayi, holding ve imalat sektörleri: Özkaynaklarda ortalama %38-62 artış, vergi yükünde belirgin azalma.
- Bankacılık ve finansal hizmetler: Net kârda %12-28 gerileme, özkaynaklarda sınırlı iyileşme.
- Perakende, gıda ve ticaret: Yüksek stok ve alacak nedeniyle brüt kâr artarken net kâr marjlarında keskin düşüş.
- Teknoloji ve hizmet sektörleri: En dezavantajlı grup olarak öne çıkmaktadır.
Bu farklılaşma, enflasyon muhasebesinin sektörler arası servet transferini sistematik hale getirdiğini göstermektedir. Sermaye yoğun, borçlanma kapasitesi yüksek ve duran varlık ağırlıklı “şirket kapitalizmi”nin hâkim olduğu sektörler kazanırken, daha az sermaye yoğun ve parasal varlık ağırlıklı sektörler görece kaybetmektedir. Bu tablo, Elmacı’nın (2025) işaret ettiği sermaye birikim rejimini destekleyen yapısal bir mekanizma olarak okunabilir.Aşağıdaki özet tablo, servet transferi mekanizmasının üç kanalını karşılaştırmalı olarak göstermektedir:
| Transfer Kanalı | Kazananlar | Kaybedenler | Transferin Niteliği |
| Vergi Etkisi | Duran varlık yoğun holding ve sanayi | Nakit ve alacak yoğun KOBİ’ler | Büyük sermaye → Devlet/KOBİ |
| Borç-Alacak İlişkisi | Yüksek borçlu sanayi ve holding firmaları | Bankalar, finansallar, alacaklı firmalar | Borçlu sermaye → Alacaklılar |
| Sermaye Yapısı ve Sektör | Sanayi, imalat, holding | Bankacılık, perakende, hizmet, teknoloji | Sermaye yoğun → Hizmet/parasal yoğun |
Bu üç kanalın birleşimi, enflasyon muhasebesinin teknik bir düzeltmeden çok daha fazlası olduğunu ortaya koymaktadır. Uygulama, bilinçli veya bilinçsiz olarak belirli sermaye gruplarını kayıran ve servet dağılımını yeniden şekillendiren bir politika aracı niteliği kazanmaktadır.
- Tartışma
Enflasyon muhasebesi, geleneksel muhasebe literatüründe sıklıkla teknik bir düzeltme aracı olarak sunulsa da, bu çalışma boyunca ortaya konulan analizler göstermektedir ki söz konusu uygulama, ekonomik sistem içerisinde görünmeyen ancak son derece etkili bir yeniden dağıtım ve servet transfer mekanizması üretmektedir. Bu mekanizma, yalnızca finansal tabloların rakamlarını değiştirmekle kalmamakta; aynı zamanda şirketler, sektörler ve toplumsal sınıflar arasında servetin ve ekonomik gücün yeniden dağılımına yol açmaktadır. Muhasebe burada “nötr bir ölçüm aracı” olmaktan çıkmakta, Hines’in (1988) ifadesiyle “gerçekliği yansıtmak yerine inşa eden” ve Tinker’ın (1985) vurguladığı gibi “ideolojik bir iktidar aracı” haline gelmektedir. Bu tartışma bölümünde, enflasyon muhasebesinin servet transferi etkileri üç farklı düzeyde (mikro, mezo ve makro) ele alınmakta ve Türkiye’nin 2021-2025 hiperenflasyon deneyimi ile 2025-2027 erteleme dönemi bağlamında değerlendirilmektedir.
4.1. Mikro Düzey: Şirket Bilançolarının Yeniden Şekillenmesi
Enflasyon muhasebesinin en doğrudan etkisi, bireysel şirket bilançoları ve kârlılık yapıları üzerindedir. Duran varlık ve borç yoğun firmalarda özkaynaklar önemli ölçüde şişmekte, vergi matrahı azalmakta ve görünür kârlılık artmaktadır. Buna karşılık, nakit, alacak ve parasal varlık yoğun firmalarda net kâr marjları daralmakta, özkaynaklar nispi olarak zayıflamaktadır (Arslan & Kayhan, 2025).
Bu durum, şirketler arasında yapay bir rekabet avantajı yaratmaktadır. Aynı sektörde faaliyet gösteren iki firmadan biri yüksek borçlanma ve duran varlık stoku sayesinde enflasyon muhasebesinden kazanç sağlarken, diğeri (daha muhafazakâr bilanço yapısına sahip olan) dezavantajlı konuma düşebilmektedir. Böylece muhasebe tekniği, yönetim kalitesi ve operasyonel verimlilikten bağımsız olarak bazı şirketleri “kazanan”, bazılarını ise “kaybeden” konumuna yerleştirmektedir. Bu mikro düzeydeki transfer, sermaye piyasalarında hisse senedi fiyatlamalarını, kredi notlarını ve yönetici ikramiyelerini de dolaylı olarak etkilemekte, servet yaratımını gerçek ekonomik performanstan ziyade muhasebe tercihlerine bağımlı hale getirmektedir.
4.2. Mezo Düzey: Sektörel Güç Dengelerinin Değişmesi
Enflasyon muhasebesinin etkileri sektörler arasında belirgin farklılaşmalar yaratmaktadır. Sanayi, imalat, holding ve inşaat gibi sermaye yoğun sektörler, duran varlık yeniden değerlemesi ve borç kaynaklı parasal kazanç sayesinde özkaynaklarını güçlendirirken; bankacılık, perakende ticaret, hizmet ve teknoloji sektörleri önemli ölçüde olumsuz etkilenmektedir.Özellikle bankalar, yüksek parasal varlık pozisyonları nedeniyle TMS 29 uygulamasıyla net kârlılıklarında ciddi daralmalar yaşamıştır. Buna karşılık sanayi ve holding şirketleri bilançolarını güçlendirerek kredi erişimi, yatırım kapasitesi ve pazar payı bakımından avantaj elde etmiştir. Bu sektörel kayma, Türkiye ekonomisinde “üretim” odaklı sektörler ile “hizmet ve finans” odaklı sektörler arasındaki güç dengesini değiştirmektedir. Elmacı’nın (2025) “şirket kapitalizmi” kavramı bu noktada önem kazanmaktadır. Enflasyon muhasebesi, borçlanarak ve duran varlık yatırımı yaparak büyüyen büyük holdinglerin sermaye birikim rejimini destekleyen bir araç haline gelmiştir. Sektörel düzeydeki bu transfer, uzun vadede ekonominin yapısal dönüşümünü de etkileyebilir: sermaye yoğun, oligopolistik yapıların güçlenmesi ve daha dinamik, yenilikçi sektörlerin görece gerilemesi.
4.3. Makro Düzey: Servet Dağılımının Yeniden Konfigürasyonu
Enflasyon muhasebesinin en kritik boyutu makroekonomik ve toplumsal düzeydedir. Bu uygulama, servetin reel sahipleri arasında örtük bir transfer gerçekleştirmektedir. Kazananlar genel olarak:
- Büyük ölçekli holdingler ve sanayi grupları,
- Yüksek borçlanma kapasitesine sahip sermaye sahipleri,
- Duran varlık (gayrimenkul, makine parkı) yoğun yatırımcılar
iken; kaybedenler ise:
- Nakit ve finansal varlık sahipleri,
- KOBİ’ler,
- Sabit gelirli kesimler ve küçük alacaklılar
- Banka mevduat sahipleri ve tasarrufçular
şeklinde sıralanabilir.Devletin rolü de bu tabloda önemlidir. 2025-2027 VUK enflasyon düzeltmesinin ertelenmesi, kısa vadede nominal vergi geliri sağlamış ancak uzun vadede sermaye birikiminin belirli gruplar lehine yoğunlaşmasına zemin hazırlamıştır. Bu durum, kamu kaynaklarının dolaylı yoldan büyük özel sermayeye aktarılması olarak da okunabilir.Sonuç olarak enflasyon muhasebesi, gelir ve servet dağılımı eşitsizliğini derinleştiren bir mekanizma işlevi görmektedir. Muhasebe standartları ve vergi politikalarının kesişim noktasında oluşan bu araç, toplumsal servetin “kimin lehine” yeniden dağıldığını belirlemede sessiz ancak güçlü bir rol oynamaktadır.
4.4. Muhasebenin İktidar Boyutu ve Normatif Değerlendirme
Tüm bu analizler, muhasebenin yalnızca “ölçen” değil, aynı zamanda “üreten” bir iktidar alanı olduğunu bir kez daha doğrulamaktadır (Hines, 1988). Standart koyucuların (KGK, IASB) ve politik yapıcıların yaptığı tercihler — hangi endeksin kullanılacağı, düzeltmenin ne zaman ve hangi kapsamda uygulanacağı, vergi entegrasyonunun nasıl olacağı — teknik kararlar olmanın ötesinde, dağıtımsal ve politik kararlardır. Karşı argüman olarak, enflasyon muhasebesinin yapılmaması durumunda sermaye aşınması, yanlış yatırım kararları ve daha büyük bir ekonomik bozulma yaşanacağı söylenebilir. Bu görüş kısmen doğrudur. Ancak eleştirel perspektiften bakıldığında asıl sorun, düzeltmenin “nötr” bir biçimde yapılmaması ve belirli sermaye fraksiyonlarını sistematik olarak kayırmasıdır. Türkiye deneyimi, bu eleştiriyi güçlendiren zengin bir vaka sunmaktadır.
4.5. Sınırlılıklar ve Gelecek Araştırmalar
Bu çalışma, mevcut literatür ve ikinci el ampirik verilere dayanmaktadır. Gelecek çalışmalar, daha geniş firma örneklemleriyle panel veri analizi yapabilir, servet transferinin hissedar getirileri ve gelir eşitsizliği göstergeleri (Gini katsayısı, servet dağılımı) üzerindeki etkisini kantitatif olarak test edebilir. Ayrıca uluslararası karşılaştırmalı çalışmalar (Arjantin, Brezilya, Zimbabwe) da faydalı olacaktır.
Sonuç
Bu çalışma, enflasyon muhasebesinin geleneksel muhasebe literatüründe kabul gören “salt teknik bir düzeltme aracı” olduğu yönündeki yaygın kanıyı eleştirel bir perspektiften sorgulamıştır. Temel argümanımız, enflasyon muhasebesinin (TMS 29 ve VUK Mükerrer 298 uygulamaları bağlamında) özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde, farklı bilanço yapılarına, sektörlere ve sermaye yoğunluklarına sahip ekonomik aktörler arasında örtük ve sistematik bir servet transfer mekanizması işlevi gördüğüdür.
Türkiye’nin 2021-2025 hiperenflasyon deneyimi ve 2025-2027 dönemine yönelik VUK enflasyon düzeltmesi ertelemesi, bu tezin somut bir laboratuvarı olmuştur. Ampirik bulgular (Arslan & Kayhan, 2025; Bircan, 2025) ve analitik çerçeve, duran varlık ve borç yoğun sanayi/holding şirketlerinin özkaynaklarını güçlendirdiğini, vergi avantajı elde ettiğini ve rekabet güçlerini artırdığını; buna karşılık bankacılık, perakende, hizmet ve KOBİ’lerin ise net kâr marjlarında önemli kayıplar yaşadığını ortaya koymuştur. Bu farklılaşma, mikro (şirket bilançosu), mezo (sektörel güç dengeleri) ve makro (servet dağılımı) düzeylerde kendini göstermektedir.
Enflasyon muhasebesi, Hines’in (1988) vurguladığı üzere ekonomik gerçekliği “inşa etmekte”, Tinker’ın (1985) ifadesiyle ise “muhasebenin ideolojik kurguları (kâhinleri) ” aracılığıyla belirli sermaye fraksiyonlarının çıkarlarını meşrulaştırmaktadır. Özellikle VUK enflasyon düzeltmesinin ertelenmesi gibi politika tercihleri, büyük ölçekli şirket kapitalizminin (Elmacı, 2025) sermaye birikim rejimini destekleyen yapısal bir araç haline gelmiştir. Muhasebe standartları ve vergi mevzuatı arasındaki uyumsuzluklar ile erteleme kararları, bu transfer mekanizmasını daha da görünür kılmıştır. Sonuç olarak, enflasyon muhasebesi yalnızca finansal tabloların satın alma gücünü korumaya yönelik teknik bir işlem değildir. O, ekonomik güç ilişkilerini şekillendiren, servet dağılımını etkileyen ve belirli aktörleri sistematik olarak kayıran normatif ve politik bir araçtır. Muhasebe, sadece “ölçmez”; aynı zamanda “üretir” ve “dağıtır”.
Politik ve Pratik Öneriler
- Enflasyon muhasebesi uygulamalarında şeffaflık artırılmalı, TMS 29 ve VUK arasındaki endeks ve kapsam uyumsuzlukları giderilmelidir.
- Dağıtımsal etkilerin (kazananlar/kaybedenler) düzenli olarak izlenmesi ve raporlanması zorunlu hale getirilmelidir.
- Erteleme kararları alınırken sektörler arası ve ölçekler arası eşitsizlik etkileri dikkate alınmalıdır.
- Küçük ve orta ölçekli işletmeler için geçiş kolaylaştırıcı tedbirler geliştirilmelidir.
Bu çalışma, eleştirel muhasebe literatürüne Türkiye bağlamında bir katkı sunmakta ve muhasebe uygulamalarının sosyo-ekonomik sonuçlarının daha fazla araştırılması gerektiğini vurgulamaktadır. Gelecek çalışmalar, daha geniş ampirik veri setleriyle servet transferinin kantitatif ölçümünü yapabilir, uluslararası karşılaştırmalar (Arjantin, Brezilya, Türkiye) gerçekleştirebilir ve muhasebe standartlarının adalet boyutu üzerine odaklanabilir.
Muhasebe, teknik bir disiplin olmanın ötesinde, toplumun ekonomik iktidar ilişkilerini şekillendiren önemli bir toplumsal pratiktir. Bu gerçek, enflasyon muhasebesi tartışmalarında daima göz önünde bulundurulmalıdır.
Üretken Yapay Zekâ Kullanım Beyanı
Bu çalışmanın yapılandırılması, dil düzenlemesi ve biçimlendirilmesinde, yazarın özgün fikirleri ve araştırması temel alınarak üretken yapay zekâ araçlarından (özellikle Grok) destek alınmıştır. Metnin bilimsel içeriği, analizleri, yorumları, argümanları ve nihai hali tamamen yazar tarafından gözden geçirilmiş, geliştirilmiş ve onaylanmıştır.
Kaynakça
Arslan, H., & Kayhan, T. (2025). Enflasyon muhasebesinin şirketlere etkisi: Borsa İstanbul örneği. İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, 14(5), 2793–2830. https://doi.org/10.15869/itobiad.1724806 https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/4981182
Bircan, N. G. (2025). Hiperenflasyonun finansal raporlama ve denetim uygulamaları üzerindeki etkileri: Türkiye’den örnekler. Journal of Research in Business, 10(1), 166–194. https://doi.org/10.54452/jrb.1586465
European Financial Reporting Advisory Group. (2025, Haziran). Application challenges of IAS 29: ASAF agenda paper AP4A (EFRAG FR TEG-CFSS 25-07-01). https://www.efrag.org/sites/default/files/media/document/2025-06/07-02_-ASAF_Agenda_Paper_AP4A–Application_challenges_of_IAS_29-_EFRAG_FR_TEG-CFSS_25-07-01%5B1%5D.pdf
Edwards, E. O., & Bell, P. W. (1961). The theory and measurement of business income. University of California Press. https://books.google.gm/books?id=i5jPuwEACAAJ&printsec=copyright#v=onepage&q&f=false
Elmacı, O. (2025). Türkiye’de şirket kapitalizmi: Kamusal varlıkların sermaye birikim rejimine devri üzerine eleştirel bir inceleme [Preprint]. ResearchGate. https://www.researchgate.net/publication/391233216
Hines, R. D. (1988). Financial accounting: In communicating reality, we construct reality. Accounting, Organizations and Society, 13(3), 251–261. https://doi.org/10.1016/0361-3682(88)90003-7 https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/0361368288900037
International Accounting Standards Board (IASB). (2023). IAS 29: Financial reporting in hyperinflationary economies. IFRS Foundation. https://www.ifrs.org/issued-standards/list-of-standards/ias-29-financial-reporting-in-hyperinflationary-economies/
Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK). (2025). TMS 29 Hiperenflasyonlu Ekonomilerde Finansal Raporlama Uygulama Rehberi. https://www.kgk.gov.tr/Portalv2Uploads/files/Duyurular/v2/TDS/TMS_29_Uygulama_Rehberi.pdf
Kieso, D. E., Weygandt, J. J., & Warfield, T. D. (2020). Intermediate accounting (17. baskı). Wiley. https://alqashi.com/book/Book50.pdf
Lehman, C. R. (1992). Accounting’s changing role in social conflict. Markus Wiener. https://www.researchgate.net/publication/270802216_Accounting_and_the_public_interest_All_the_world’s_a_stage
Reyhan, Y. (2025). Enflasyon düzeltmesinden TMS 29’a: Türkiye’de enflasyon muhasebesinin kırk yıllık yolculuğu (1980-2023). Muhasebe ve Finans Tarihi Araştırmaları Dergisi, 29, 109–121. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/4807829
Sikka, P. (2010). Smoke and mirrors: Corporate social responsibility and tax avoidance. Accounting Forum, 34(3-4), 153–168. https://doi.org/10.1016/j.accfor.2010.05.003
Tanzi, V. (1977). Inflation, lags in collection, and the real value of tax revenue. Staff Papers – International Monetary Fund, 24(1), 154–167. https://www.elibrary.imf.org/view/journals/024/1977/001/article-A007-en.xml
Tinker, T. (1985). Paper prophets: A social critique of accounting. Praeger. https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S0890838900901525
Tinker, T., & Okcabol, F. (1991). The market for public accounting services: Empirical evidence and social consequences. Critical Perspectives on Accounting, 2(2), 159–189. https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/0361368293900207
Varol, M. (2022). Vergi mevzuatı ve finansal raporlama standartları açısından enflasyon muhasebesi. Maliye Dergisi, 182, 1–25. https://dergipark.org.tr/tr/pub/mufad/article/979514
![]()
