İklim Diplomasının Muhasebesi Üzerine Bir Hiciv
COP31 açılışına dair ironik bir kurgu

Gelişmiş ülke temsilcisi mikrofonu eline alıyor:
— Değerli meslektaşlar, bu yılın adı “Uygulama COP’u.” Artık konuşmayı bırakıp uygulamayı göstereceğiz.
Salon alkışlıyor.
Küresel Güney temsilcisi ayağa kalkıyor:
— Adını “Uygulama COP’u” koymak kolay.
— Mesele, uygulamayı gerçekten gösterebilmek.
Kısa bir sessizlik.
— Çöpünü de mi benim bahçeme attın?
— Ormanı da mı benim coğrafyamda kestin?
— Karbonu sen saldın; iklim riskini ben mi taşıyacağım?
Gelişmiş ülke temsilcisi sakin bir gülümsemeyle cevap veriyor:
— Hayır efendim. Biz artık çifte önemlilik yaklaşımıyla bakıyoruz.
— İklim değişikliğinin toplum ve çevre üzerindeki etkilerini, bunların işletmelerin değeri, nakit akışları ve riskleri üzerindeki finansal sonuçlarıyla birlikte değerlendiriyoruz. ESRS ve CSRD çerçevesinde bunlar artık raporlamanın konusu.
Aktivist araya giriyor:
— Güzel.
— Ama bir sorum var.
— Sizin etki önemliliğiniz, ormanın yok olması mı?
— Finansal önemliliğiniz ise, o yok oluşun henüz şirketinizin değerini yeterince etkilememiş olması mı?
Salon sessizleşiyor.
Aktivist devam ediyor:
— Etki sende, fatura bende.
— Tarihsel emisyon sende.
— Ekonomik kazanç sende.
— Teknolojik kapasite sende.
— Kaynaklara erişim sende.
— Ama çevresel maliyet başka bir coğrafyada.
Gelişmiş ülke temsilcisi cevap vermeye çalışıyor:
— Fakat bunların önemli bir bölümü artık sürdürülebilirlik raporlarında yer alıyor.
Muhasebecinin sesi duyuluyor:
— İşte tam burada muhasebenin daha temel bir sorusu başlıyor.
— Muhasebe yalnızca neyi ölçtüğümüzü değil, neyi ölçmeye değer bulduğumuzu da ortaya koyar.
Salon yeniden sessizleşiyor.
Muhasebeci devam ediyor:
— Eğer bir ormanın ekonomik değeri yalnızca kesildiğinde ortaya çıkan kereste geliriyle ölçülüyorsa, ormanın yaşam üretme kapasitesi nerede?
— Eğer bir nehrin değeri yalnızca işletmeye sağladığı ekonomik faydayla ölçülüyorsa, o nehrin toplum ve ekosistem için taşıdığı değer nerede?
— Eğer karbonun maliyeti ancak gelecekte şirketin nakit akışını etkilediğinde “önemli” hale geliyorsa, bugün bu maliyeti taşıyan insanların hesabı nerede?
Küresel Güney temsilcisi başını sallıyor:
— Yani mesele yalnızca ölçüm değil.
Muhasebeci:
— Hayır.
— Mesele önce gerçekliğin kendisi.
— Sonra o gerçekliğin bilgiye nasıl dönüştürüldüğü.
— Ve nihayet, ortaya çıkan bilginin kime karşı hesap verme yükümlülüğü doğurduğu.
Bir başka ses yükseliyor:
— Peki muhasebe bunun neresinde?
Muhasebeci cevaplıyor:
— Tam ortasında.
— Çünkü muhasebe yalnızca işlemlerin kaydını tutan teknik bir sistem değildir.
— Muhasebe; ekonomik gerçekliği seçici biçimde değil, bütüncül olarak görünür kılmayı amaçlayan; finansal, sosyal, çevresel ve yönetsel etkileri ortak bir raporlama dili içinde ölçen, doğrulayan ve topluma hesap verme sorumluluğunu yerine getiren kurumsal bir bilgi sistemidir.
Salon susuyor.
Muhasebeci devam ediyor:
— O halde iklim krizinin hesabı da yalnızca karbon emisyonlarının hesabı değildir.
— Kaynakların hesabıdır.
— Maliyetlerin hesabıdır.
— Faydaların kimin elinde toplandığının hesabıdır.
— Zararların kimin üzerine bırakıldığının hesabıdır.
— Ve nihayet gelecek kuşaklara devredilen yükümlülüklerin hesabıdır.
Küresel Güney temsilcisi soruyor:
— Peki ya muhasebeleştirilmeyen maliyet?
Muhasebeci:
— Muhasebeleştirilmemiş olması, onun gerçekleşmediği anlamına gelmez.
— Bir maliyet bilançoda görünmüyor diye ekonomik gerçeklikten silinmez.
— Bir çevresel zarar dipnotta yer almıyor diye toplum üzerindeki etkisini kaybetmez.
— Bir ekosistem hizmeti fiyatlandırılmamış diye değersiz hale gelmez.
Bir an duruyor.
Sonra ekliyor:
— Bazen sorun, gerçeğin ölçülememesi değildir.
— Sorun, ölçüm sisteminin gerçeğin yalnızca bir bölümünü gerçek kabul etmesidir.
Bu kez gelişmiş ülke temsilcisi soruyor:
— Peki sizce gerçek muhasebe nedir?
Muhasebeci cevaplıyor:
— Gerçek muhasebe yalnızca “Ne kadar?” diye sormaz.
— Neyin değerini ölçüyoruz?
— Neyin maliyetini kime yüklüyoruz?
— Kimin kazancını görünür kılıyoruz?
— Kimin kaybını görünmez bırakıyoruz?
— Bugünkü refahı kimin gelecekteki yaşam hakkı pahasına üretiyoruz?
— Ve en önemlisi:
— Hesabı kime veriyoruz?
Salon tamamen sessiz.
Dışarıda deniz yükselmeye devam ediyor.
Ekranlarda hâlâ aynı ifade yanıp sönüyor:
“UYGULAMA COP’U”
Bir santim daha.
Belki henüz bir şirketin finansal önemlilik eşiğini aşmadı.
Ama kıyıda yaşayan biri için o santim;
bir ESG göstergesi değil,
bir dipnot değil,
bir istatistik değil,
hayatın kendisi.
Çünkü sürdürülebilirliğin en büyük muhasebe problemi bazen verinin eksikliği değildir.
Gerçekliğin eksik tanımlanmasıdır.
Ve iklim krizinin en büyük muhasebe yanılgısı da şudur:
Bilanço tutuyorsa hesabın doğru tutulduğunu sanmak.
Oysa bazen bilanço tutar;
ama dünya tutmaz.
Çünkü muhasebenin nihai sorusu yalnızca:
“Bilanço dengede mi?”
değildir.
Asıl soru şudur:
“Bu denge kimin hesabına sağlandı?”
İşte o zaman muhasebe, yalnızca geçmiş işlemlerin kaydı olmaktan çıkar.
Toplumun, doğanın ve gelecek kuşakların hakkını bugünün ekonomik kararları karşısında görünür kılan bir hesap verme dili haline gelir. Top havada kaldığı sürece oyun devam ediyor sanılıyor. Oysa dışarıda dünya dönüyor; hesap ise hâlâ kapatılmayı bekliyor.
![]()
