Skip to content

Taahhütler Havada Uçuşurken, Dünyaya Röveşata Çekenler…

İklim Diplomasisinin Muhasebesi Üzerine Bir Hiciv

COP31 açılışına dair ironik bir kurgu

Meraklısına…

Şu sıralar Muhasebe Bilim Dünyasında neler olup bitiyor?

Biraz muhasebe,
biraz finans,
biraz denetim,
biraz sürdürülebilirlik…

Biraz da uluslararası düzenleyici iş birliği.

Aslında mesele göründüğünden daha büyük.

COP31, 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek. İklim politikaları, sürdürülebilir finans ve yeşil dönüşüm yine gündemin merkezinde olacak.

İşin görünmeyen tarafı ise burada başlıyor.

Çünkü iklim politikalarının başarısı yalnızca hedeflerin belirlenmesine bağlı değil.

O hedeflerin finansal bilgiye dönüşmesine,

bu bilginin doğrulanmasına,

denetlenmesine,

gerektiğinde yaptırıma konu olmasına

ve nihayetinde piyasanın bu bilgiye güvenmesine bağlı.

İşte tam burada, kamuoyunda çok fazla konuşulmayan bir mekanizma karşımıza çıkıyor:

IOSCO MMoU.

IOSCO’nun MMoU’su, menkul kıymet düzenleyicileri arasında sınır ötesi iş birliği ve bilgi paylaşımı için oluşturulmuş uluslararası bir mekanizma. 2002’den bu yana sermaye piyasalarında düzenleyici iş birliğinin küresel ölçütlerinden biri olarak kabul ediliyor.

Ve bunun geliştirilmiş boyutu:

EMMoU.

Kâğıt üzerindeki bir başka deyişle madalyonun diğer yüzünde ise başka bir tablo var.

Çünkü EMMoU; denetim çalışma kâğıtları ve diğer denetim bilgileri dahil olmak üzere daha geniş bilgi paylaşımı imkânları, tanıklık için kişilerin zorunlu olarak hazır bulundurulması, varlıkların dondurulmasına ilişkin iş birliği ve elektronik iletişim kayıtlarına erişim gibi daha güçlü iş birliği araçlarını öngörüyor.

Madalyonun diğer tarafında :

Standartın başka şey…

Uygulamanın bambaşka…

Denetimin ise başka şey.

Yaptırım bambaşka bir şey...

Piyasanın o bilgiye güvenmesi ise bambaşka bir şey…

İşte asıl mesele:

Bugün IFRS S1 ve IFRS S2 gibi sürdürülebilirlik açıklama standartları, sürdürülebilirlik ve iklim bilgilerinin sermaye piyasalarında karar yararlı ve karşılaştırılabilir hale getirilmesini amaçlıyor.

IOSCO da bu standartların küresel ölçekte benimsenmesini destekliyor.

Fakat standartların yayımlanmasıyla iş bitmiyor.

Tam tersine, asıl iş orada başlıyor.

Çünkü uluslararası bir standardın ulusal sisteme girmesi;

✓veri üretme kapasitesi,

✓kurumsal kapasite,

✓teknik uzmanlık,

✓raporlama altyapısı,

✓güvence ve denetim,

✓düzenleyici kurumlar arasındaki koordinasyon,

✓yaptırım kapasitesi

✓ve yatırımcının bilgiye duyduğu güven ile birlikte düşünülmek zorunda.

Temel mesele tam da burada :

Uluslararası standartlar ulusal sistemlere nasıl aktarılıyor?

Ve daha önemlisi:

Bu aktarım sırasında nerelerde kurumsal sürtünme ortaya çıkıyor?

Ben bu noktada Accounting Allocation Friction – AAF kavramsallaştırmasını öneriyorum.

AAF’yi bir uyum puanı olarak görmüyorum.

Bir ESG endeksi de değil.

Daha temel bir şey.

Uluslararası sürdürülebilirlik standartlarının makro düzenleyici düzeyden mikro muhasebe uygulamalarına ve oradan sermaye piyasası fiyatlamasına aktarılması sırasında ortaya çıkan kümülatif kurumsal sürtünmeyi açıklamaya çalışan bir yaklaşım.

Bu süreçte dört temel alan öne çıkıyor:

Veri Sürtünmesi.

Kurumsal Kapasite Sürtünmesi.

Yaptırım Sürtünmesi.

Piyasa Algı Sürtünmesi.

Bunlar birbirinden bağımsız değil.

Veri üretilemezse doğrulama zorlaşır.

Doğrulama zayıfsa güvence zayıflar.

Güvence ve yaptırım kapasitesi yetersizse güven azalır.

Güven azalırsa yatırımcı bilgi riskini fiyatlamaya başlar.

Ve sonunda mesele gelir yine aynı yere dayanır:

Sermaye maliyetine.

Bugün Türkiye açısından da önemli bir döneme giriyoruz.

Türkiye’nin 2026–2029 Ulusal Yeşil Finans Stratejisi ve Eylem Planı; üç temel amaç, 11 hedef ve 45 eylem üzerinden yeşil finans ekosisteminin altyapısını, kurumsal kapasitesini ve piyasa mekanizmalarını geliştirmeyi hedefliyor.

Bu gelişme son derece önemli.

Ancak soru şu:

45 eylemin kaçı gerçek ekonomik davranışa dönüşecek?

Çünkü;

✓strateji başka şeydir,

✓eylem planı başka şeydir,

✓uygulama başka şeydir,

✓denetim başka şeydir,

✓yaptırım başka şeydir.

✓Piyasanın bütün bunlara güvenmesi ise yine başka bir şeydir.

Bu nedenle bugün yalnızca “yeşil finans ne kadar büyüyecek?” sorusunu sormak yeterli değil.

Üretilen bilgi ne kadar güvenilir olacak?

Kim doğrulayacak?

Kim denetleyecek?

Yanlış bilgi verildiğinde ne olacak?

Sınır ötesi bir işlem söz konusu olduğunda hangi düzenleyici hangi bilgiye ulaşabilecek?

İşte IOSCO MMoU/EMMoU meselesi bu nedenle benim açımdan yalnızca sermaye piyasası düzenlemesine ilişkin teknik bir konu değil.

Bilginin sınır ötesi dolaşımı ve düzenleyici güven mimarisinin bir parçasıdır.

Bu arada bugünlerde gözden kaçırılmaması gereken başka bir gelişme daha var.

PPWR – Packaging and Packaging Waste Regulation.

AB’nin 2025/40 sayılı Ambalaj ve Ambalaj Atıkları Tüzüğü 12 Ağustos 2026 itibarıyla uygulanmaya başladı. Tüzük, ambalajın yaşam döngüsünü; çevresel sürdürülebilirlik, etiketleme, üretici sorumluluğu, atıkların önlenmesi ve geri dönüşüm gibi alanlarla birlikte ele alıyor.

İlk bakışta bu konu muhasebe ile ilgisi yok gibi görünebilir.

Bence değil.

Çünkü düzenleme;

veri,

izlenebilirlik,

tedarik zinciri,

uyum,

raporlama

ve nihayetinde maliyet ve risk demektir.

Yani yine aynı soruya geliyoruz:

Bilgi var mı?

Güvenilir mi?

Doğrulanabilir mi?

Denetlenebilir mi?

Ve piyasa bu bilgiye güveniyor mu?

İşte benim yaklaşımımın çıkış noktası tam olarak burası.

  1. yüzyılın finansal rekabetinde mesele artık yalnızca sermayeye erişmek değil.

Güvenilir bilgi üretebilmek.

Bu bilgiyi doğrulayabilmek.

Denetleyebilmek.

Gerektiğinde yaptırım uygulayabilmek.

Ve bütün bunları uluslararası finansal sistem içerisinde birbirine bağlayabilmek.

Türkiye açısından önümüzde çok önemli bir fırsat var.

COP31 Antalya’da iklim konuşulacak.

Ama COP31 sonrasında asıl sınav;

iklim hedeflerinin,

sürdürülebilirlik bilgilerinin,

finansal raporlamanın,

denetimin,

düzenleyici iş birliğinin

ve sermaye piyasalarının

aynı kurumsal mimari içerisinde nasıl buluşturulacağı olacak.

Ve bu bağlamda COP31 açılışına dair ironik bir kurgu:

Gelişmiş ülke temsilcisi mikrofonu eline alıyor:

— Değerli meslektaşlar, artık yeni bir döneme giriyoruz. Taahhütlerden uygulamaya geçiyoruz. Söylemden eyleme…

Salon alkışlıyor.

Küresel Güney temsilcisi ayağa kalkıyor:

— Güzel.

— Peki bir şey sorabilir miyim?

— Elbette.

Taahhütleri kim verecek, eylemlerin bedelini kim ödeyecek?

Salon bir an sessizleşiyor.

— Çöpünü de mi benim bahçeme attın?

— Ormanı da mı benim coğrafyamda kestin?

— Karbonu sen saldın; iklim riskini ben mi taşıyacağım?

Gelişmiş ülke temsilcisi sakin bir gülümsemeyle cevap veriyor:

— Artık dünyaya eskisi gibi bakmıyoruz. Çevresel ve sosyal etkileri de dikkate alıyoruz. Çifte önemlilik yaklaşımıyla hem işletmelerin insanlar ve çevre üzerindeki etkilerini hem de sürdürülebilirlik konularının işletmeler üzerindeki finansal etkilerini birlikte değerlendiriyoruz.

Aktivist araya giriyor:

— Güzel.

— Ama sizin etki önemliliğiniz ormanın yok olması mı?

— Finansal önemliliğiniz ise o yok oluşun henüz şirketinizin değerini, nakit akışını veya risk primini yeterince etkilememiş olması mı?

— Yani etki sende, fatura bende.

Sessizlik.

Aktivist devam ediyor:

— Tarihsel emisyon sende.

— Teknolojik üstünlük sende.

— Sermaye sende.

— Kaynaklara erişim sende.

— Ama çevresel maliyet başka bir coğrafyada.

— Sonra da buna sürdürülebilirlik diyoruz.

Gelişmiş ülke temsilcisi:

— Fakat artık bunları raporluyoruz.

— Sürdürülebilirlik raporlarımız var.

— Entegre raporlarımız var.

— İklim hedeflerimiz var.

— Net sıfır taahhütlerimiz var.

— Yeşil finansman araçlarımız var.

Aktivist başını sallıyor:

Evet.

— Dünyanın rapor sıkıntısı yok.

— Dünyanın gerçekleşme sıkıntısı var.

Tam o sırada salondan bir muhasebecinin sesi yükseliyor:

— İşte burada muhasebenin daha temel sorusu başlıyor.

— Muhasebe yalnızca neyi ölçtüğümüzü değil, neyi ölçmeye değer bulduğumuzu da gösterir.

Salon susuyor.

Muhasebeci devam ediyor:

— Bir ormanın ekonomik değeri yalnızca kesildiğinde elde edilen kereste geliriyle ölçülüyorsa, ormanın su tutma kapasitesi nerede?

— Karbonun maliyeti ancak gelecekte şirketin nakit akışını etkileyecekse, bugün bu maliyeti taşıyan insanların hesabı nerede?

— Bir ekosistem hizmetinin piyasa fiyatı yoksa, o hizmet gerçekten değersiz mi?

— Bir çevresel zarar bilançoda görünmüyorsa, o zarar gerçekten gerçekleşmemiş mi?

Bir başka ses:

— Peki muhasebenin görevi nedir?

Muhasebeci cevaplıyor:

— Muhasebe yalnızca geçmiş işlemlerin kaydı değildir.

Muhasebe; ekonomik gerçekliği görünür kılmayı, finansal, sosyal, çevresel ve yönetsel etkileri ölçmeyi, bilgiyi doğrulanabilir hale getirmeyi ve kararların sonuçları konusunda hesap verme sorumluluğunu mümkün kılan kurumsal bir bilgi sistemidir.

— Dolayısıyla mesele yalnızca “ne kadar?” değildir.

Neyin değeri ölçülüyor?

Neyin maliyeti kime yükleniyor?

Kimin kazancı görünür?

Kimin kaybı görünmez?

— Ve en önemlisi:

Hesap kime veriliyor?

Salonda bu kez kimse alkışlamıyor.

Çünkü soru basit görünse de cevabı kolay değil.

İmzalar da Bir Gün Muhasebeleştirilmeli…

Küresel Güney temsilcisi yeniden mikrofonu alıyor:

— Peki ya anlaşmalar?

— Paris Anlaşması?

— Uluslararası mutabakatlar?

— Düzenleyici işbirlikleri?

— Standartlar?

— Raporlama çerçeveleri?

— Hepsi yok mu?

Gelişmiş ülke temsilcisi:

— Elbette var.

Küresel Güney temsilcisi:

— O halde sorun anlaşma eksikliği değil.

Sorun, anlaşma ile gerçekleşme arasındaki fark.

Bir başka muhasebeci söze giriyor:

— Örneğin sermaye piyasalarında IOSCO MMoU bunun ilginç bir örneğidir.

— Bu, bir iklim anlaşması değildir.

— Sermaye piyasası düzenleyicileri arasında sınır ötesi işbirliği, danışma ve bilgi paylaşımı için oluşturulmuş uluslararası bir mekanizmadır. 2002’de oluşturulan MMoU, menkul kıymet piyasalarında düzenleyici ve yaptırım amaçlı işbirliği için küresel bir referans haline gelmiştir. Türkiye adına Sermaye Piyasası Kurulu da MMoU’nun ilk imzacıları arasında yer almıştır.

Muhasebeci devam ediyor:

— Dikkat edin.

— Burada asıl değer, imzanın kendisinde değil; bilgiye ulaşabilme, bilgiyi paylaşabilme ve gerektiğinde yaptırım uygulayabilme kapasitesindedir.

— Yani mutabakatın anlamı, imzalandığı gün değil; işlediği gün ortaya çıkar.

— Hatta IOSCO’nun geliştirdiği EMMoU, denetim çalışma kâğıtları gibi bilgilerin paylaşılması ve sınır ötesi yaptırım kapasitesinin güçlendirilmesi gibi ilave yetkiler öngörüyor.

Küresel Güney temsilcisi soruyor:

— Yani uluslararası düzenlemelerin de bir muhasebesi olmalı?

Muhasebeci:

— Kesinlikle.

İmza tarihi kaydedilebilir.

— Ama asıl kaydedilmesi gereken uygulama tarihidir.

— Taahhüt belgeye girebilir.

— Ama asıl mesele gerçekleşmenin hesaba girmesidir.

— Mutabakat imzalanabilir.

— Ama asıl mesele mutabakatın gerektirdiği kurumsal davranışın gerçekleşmesidir.

Bir başka ses yükseliyor:

— Peki fark?

Muhasebeci:

— İşte muhasebenin asıl sevmediği kelime:

FARK.

COP31’de Herkes İklimi Konuşacak.
Peki “Taahhütler” ile “Gerçekleşme” Arasındaki Farkı Kim Muhasebeleştirecek?
(IOSCO MMoU’dan bir muhasebe fişine uzanan bir hiciv…)

İklim Diplomasisinin Muhasebe Fişi

Muhasebeci cebinden bir kâğıt çıkarıyor:

İKLİM DİPLOMASİSİ MUHASEBE FİŞİ

ALACAK HANESİ

Taahhütler
Deklarasyonlar
Sözleşmeler
Mutabakatlar
Net sıfır hedefleri
İklim hedefleri
Sürdürülebilirlik raporları
Entegre raporlar
Yeşil finansman sözleri

BORÇ HANESİ

Gerçekleşen emisyonlar
Ekolojik kayıplar
Ormansızlaşma
Kaynak tüketimi
Toplumsal maliyetler
İklim kaynaklı zararlar
Gelecek kuşaklara aktarılan yükümlülükler

Sonra kâğıdın en altındaki satırı gösteriyor:

FARK: UYGULAMA BEKLENİYOR.

Salon gülmeye başlıyor.

Muhasebeci gülmüyor.

— İşte sorun tam burada.

Muhasebeleştirilmemiş bir maliyet, gerçekleşmemiş bir maliyet değildir.

— Bir zarar bilançoda görünmüyor diye ortadan kalkmaz.

— Bir ekosistem hizmeti fiyatlandırılmamış diye değersiz hale gelmez.

— Bir toplumsal maliyet şirketin gelir tablosunda yer almıyor diye toplumsal gerçeklikten silinmez.

— Bazen sorun verinin yokluğu değildir.

Sorun, ölçüm sisteminin gerçeğin yalnızca bir bölümünü gerçek kabul etmesidir.

Tam bu noktada, bugün okuduğum Güler Aras’ın Türkiye’nin 2026–2029 Ulusal Yeşil Finans Stratejisi üzerine değerlendirmesi de dikkat çekici bir paralellik taşıyor. Aras’ın değerlendirmesinde veri altyapısı, doğrulama ve güvence, kurumsal kapasite, yeşile boyamanın önlenmesi ve finansmanın doğru yönlendirilmesi başlıklarının öne çıkması tesadüf değil.

Çünkü mesele yalnızca yeşil finansın büyümesi değil.

Mesele, yeşil finansın hangi veriye dayanacağı, bu verinin kim tarafından doğrulanacağı, hangi kurumsal kapasiteyle güvence altına alınacağı ve nihayetinde piyasanın bu bilgiye güvenip güvenmeyeceğidir.

İşte burada iklim politikası ile muhasebe, denetim ve sermaye piyasaları aynı masaya oturmak zorunda kalıyor.

Ve masada yine aynı soru var:

Gerçekleşme nerede?

Tam da burada mesele yeniden muhasebenin önüne geliyor: Veri varsa ama güvence yoksa; standart varsa ama uygulama kapasitesi yoksa; rapor varsa ama koordinasyon yoksa, finansman olabilir; fakat güvenilir bir finansal düzenden söz etmek hâlâ mümkün değil….

Türkiye’nin de Bir “İmza–Uygulama” Hikâyesi Var

Salonun arka sıralarından biri sesleniyor:

— Peki Türkiye?

— Türkiye bu hesabın neresinde?

Muhasebeci:

— Türkiye de bu küresel denklemden bağımsız değil.

— Türkiye Paris Anlaşması’nı 22 Nisan 2016’da imzaladı; 2021’de onayladı ve 10 Kasım 2021’de anlaşmaya taraf oldu.

— Sermaye piyasaları alanında ise SPK, IOSCO üyesi olarak uluslararası düzenleyici işbirliğinin içinde. IOSCO MMoU’nun ilk imzacıları arasında yer alıyor.

— Bunun yanında sürdürülebilir finans, sürdürülebilirlik raporlaması ve uluslararası standartlarla uyum konusunda da Türkiye’de ciddi bir düzenleme süreci yürütülüyor. SPK sürdürülebilirlik alanında çeşitli düzenlemeler ve rehberler yayımlıyor; KGK tarafından yayımlanan Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) kapsamında raporlama da 2025 yılında başladı.

— Hatta 2025’te SPK ev sahipliğinde IOSCO’nun Muhasebe, Denetim ve Kamuyu Aydınlatmaya İlişkin Komite 1 toplantısı gerçekleştirildi; toplantılarda sürdürülebilirlik çalışmaları, muhasebe, denetim ve kamuyu aydınlatma konuları birlikte ele alındı.

Küresel Güney temsilcisi soruyor:

— O halde Türkiye’nin de raporları, standartları, düzenlemeleri ve uluslararası bağlantıları var.

— Evet.

— Peki?

Muhasebeci:

Peki, bunların hepsi çok değerlidir.

— Ama hiçbir standart tek başına gerçekliği değiştirmez.

— Standart, gerçeği ölçmek için araçtır.

— Rapor, gerçeği görünür kılmak için araçtır.

— Mutabakat, işbirliğini mümkün kılan araçtır.

— Muhasebe ise bütün bunların sonunda şu soruyu sormak zorundadır:

“Gerçekleşme nerede?”

Entegre Rapor Her Şeyi Entegre Etti mi?

Aktivist tekrar söze giriyor:

— Entegre raporlarımız var.

— Finansal bilgiyle finansal olmayan bilgiyi bir araya getiriyoruz.

Muhasebeci:

— Çok güzel.

— Peki gerçekten entegre mi?

— Yoksa farklı bilgileri aynı raporun içine koyduğumuz için mi ona entegre diyoruz?

Sessizlik.

— Çünkü entegrasyon, yalnızca bilgilerin yan yana gelmesi değildir.

Nedenselliklerin birlikte görülmesidir.

— Finansal performans ile çevresel maliyet arasındaki ilişkinin görünür olmasıdır.

— Doğal sermaye kaybının gelecekteki nakit akışı üzerindeki etkisinin görülmesidir.

— İnsan kaynağındaki aşınmanın verimlilik üzerindeki etkisinin görülmesidir.

— Toplumsal maliyetin şirketin ekonomik başarısından ayrıştırılmamasıdır.

— Başka bir ifadeyle:

Entegre rapor, yalnızca bilgileri birleştirmemeli; sonuçları da birbirine bağlamalıdır.

Aksi halde elimizde entegre rapor değil,

aynı dosyada yan yana duran parçalı gerçeklikler kalır.

Çifte Önemlilikten Çifte Hesap Verebilirliğe

Gelişmiş ülke temsilcisi yeniden mikrofonu alıyor:

— Ama biz artık çifte önemlilik uyguluyoruz.

Muhasebeci:

— O halde çifte hesap verebilirliği de konuşalım.

— Eğer bir işletmenin faaliyetleri çevreyi etkiliyorsa, bunun hesabı tutulmalıdır.

— Eğer çevresel değişim işletmenin geleceğini etkiliyorsa, bunun hesabı tutulmalıdır.

— Fakat burada üçüncü bir soru daha vardır:

Bu etkinin maliyetini kim taşıyor?

— Çünkü çift taraflı önemlilik, çift taraflı hesap verebilirliğe dönüşmüyorsa, ölçüm yalnızca daha sofistike bir raporlama tekniğine dönüşebilir.

Aktivist:

— Yani sorun artık yalnızca “önemli mi?” sorusu değil.

Muhasebeci:

— Evet.

Kimin için önemli?

Ne zaman önemli?

Kimin hesabında önemli?

— Ve kim bunun bedelini ödüyor?

Dünya Bilanço Tutmuyor

Salonun ekranlarında sürdürülebilirlik hedefleri, raporlar, standartlar ve taahhütler akmaya devam ediyor.

NET SIFIR 2050

YEŞİL DÖNÜŞÜM

SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA

İKLİM FİNANSMANI

KÜRESEL DAYANIŞMA

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK RAPORLAMASI

ENTEGRE RAPORLAMA

Hepsi kusursuz bir düzen içinde.

Dışarıda ise deniz yükseliyor.

Orman yanıyor.

Toprak kuruyor.

Seller şehirleri vuruyor.

Ve bir santim daha yükseliyor deniz.

Henüz bir şirketin finansal önemlilik eşiğini aşmamış olabilir.

Ama kıyıda yaşayan biri için o santim;

bir dipnot değildir.

Bir KPI değildir.

Bir ESG göstergesi değildir.

Bir raporlama kalemi değildir.

Hayatın kendisidir.

Son Soru belki de son Söz:

Gelişmiş ülke temsilcisi son kez mikrofona eğiliyor:

— Peki siz ne öneriyorsunuz?

Muhasebeci cevap veriyor:

— Yeni bir anlaşma değil.

— Yeni bir slogan değil.

— Yeni bir rapor da değil.

— Önce elimizdeki taahhütlerin gerçekleşmesini ölçelim.

— İmzalanmış anlaşmaların uygulamasını izleyelim.

— Raporlanan sürdürülebilirlik performansının gerçekleşen sonuçlarla bağını kuralım.

— Maliyetleri görünür kılalım.

— Faydaların ve zararların kimin hesabında toplandığını gösterelim.

— Ve muhasebeyi yalnızca “ne oldu?” sorusunun değil,

“kimin için oldu?”

“kimin pahasına oldu?”

“kim ödedi?”

ve

“kim hesap verdi?”

sorularının da dili haline getirelim.

Bir an duruyor.

Sonra son cümlesini söylüyor:

Çünkü taahhütler havada uçuşabilir.

Anlaşmalar imzalanabilir.

Standartlar yayımlanabilir.

Raporlar hazırlanabilir.

Bilanço bile dengede görünebilir.

Ama dünya dengede olmayabilir.

Salon sessiz.

Ekranda hâlâ büyük harflerle aynı başlık duruyor:

TAAHHÜTLER HAVADA UÇUŞURKEN, DÜNYAYA RÖVEŞATA ÇEKENLER…

Dışarıda deniz bir santim daha yükseliyor.

Ve muhasebecinin sesi son kez duyuluyor:

Muhasebeleştirilmemiş maliyet yok olmaz.

Görünmeyen gerçeklik de gerçeklik olmaktan çıkmaz.

Bilanço tutuyor olabilir.

Ama dünya tutmuyorsa,

asıl sorulması gereken soru bilanço dengede mi değil;

bu denge kimin hesabına sağlandı?

Çünkü muhasebenin nihai meselesi yalnızca hesap tutmak değildir.

Hesabı kimin adına tuttuğumuzu bilmektir.

Toplumun, doğanın ve gelecek kuşakların hakkını bugünün ekonomik kararları karşısında görünür kılan bir hesap verme dili haline gelir. Top havada kaldığı sürece oyun devam ediyor sanılıyor. Oysa dışarıda dünya dönüyor; hesap ise hâlâ kapatılmayı bekliyor.

Kaynakça

1-United Nations Framework Convention on Climate Change (UNFCCC). Paris Agreement – Türkiye. Türkiye’nin Paris Anlaşması’nı 22 Nisan 2016’da imzaladığı ve 11 Ekim 2021’de onayladığına ilişkin ülke kaydı.https://oelmaci.live/57e1b

2-International Organization of Securities Commissions (IOSCO). Multilateral Memorandum of Understanding Concerning Consultation and Cooperation and the Exchange of Information (IOSCO MMoU). MMoU, Mayıs 2002’de İstanbul’daki IOSCO Yıllık Konferansı sırasında onaylanmış; SPK ilk imzacılar arasında yer almıştır.https://oelmaci.live/fa543

3-Sermaye Piyasası Kurulu (SPK). Uluslararası Menkul Kıymet Komisyonları Örgütü (IOSCO). IOSCO MMoU’nun amacı, bilgi paylaşımı ve düzenleyici işbirliği ile SPK’nın MMoU kapsamındaki konumuna ilişkin kurumsal açıklamalar.https://oelmaci.live/c5bd7

4-Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK). Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) 1 ve TSRS 2. TSRS 1 ve TSRS 2’nin 1 Ocak 2024 ve sonrasında başlayan hesap dönemlerinde uygulanmak üzere yürürlüğe girdiğine ilişkin açıklama.

5-Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK). TSRS Uygulama Kapsamına İlişkin Kurul Kararı. Sürdürülebilirlik raporlamasına tabi işletmelerin belirlenmesine ilişkin düzenleme.https://oelmaci.live/02998

6-Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK). Sürdürülebilirlik Raporlaması Sıkça Sorulan Sorular. TSRS, ESRS, IFRS S1/S2, sürdürülebilirlik performansının ölçülmesi ve raporlanması ile güvence denetimine ilişkin açıklamalarhttps://oelmaci.live/72208

7-Aras, Güler. Türkiye’nin 2026–2029 Ulusal Yeşil Finans Stratejisi ve Eylem Planı üzerine değerlendirme. Veri altyapısı, doğrulama ve güvence, kurumsal kapasite, yeşile boyamanın önlenmesi ve yeşil finansmanın gerçek yatırım akışına dönüşmesi eksenindeki değerlendirmeler.https://oelmaci.live/93d0c

Loading

Sonraki
Önceki
Back To Top