Giriş
Bir Vaadin Tarihi ve Bir Ölçüm Boşluğu
Liberal demokrasinin meşruiyeti, soyut bir hak listesinden değil, somut bir vaadin yerine getirilip getirilmediğinden doğar. Daron Acemoglu’nun What Happened to Liberal Democracy? Remaking a Politics of Shared Prosperity (2026) başlıklı çalışması, tam da bu iddiayı merkeze koyar: liberal demokrasi, paylaşılan refah, demokratik yönetim ve özgür bilgi arayışı vaatlerini yerine getirdiği ölçüde güç kazanmış; post-endüstriyel dönemde bu vaatlerden uzaklaştığı ölçüde kriz derinleşmiştir (Acemoglu, 2026a, 2026b). Bu çerçeve, Acemoglu’nun önceki çalışmalarında da (Acemoglu ve Robinson, 2012; Acemoglu ve Robinson, 2019; Acemoglu ve Johnson, 2023) görülen kurumsalcı damarın doğal bir devamıdır. Bu çalışma, Acemoglu’nun shared-prosperity teşhisini muhasebe perspektifinden tamamlamayı amaçlamaktadır; Acemoglu’nun sunduğu nedensel açıklamanın (teknoloji-merkezli anlatı) doğruluğunu varsaymamakta, yalnızca “paylaşılan refah” kavramının siyaset teorisi düzeyinde işaret ettiği sorunu ölçülebilir kılmaya çalışmaktadır.
Bu yazının çıkış noktası, “paylaşılan refah” kavramının güçlü bir normatif çekim gücüne sahip olmasına rağmen sistematik bir ölçüm karşılığından yoksun kalmasıdır. Bu boşluğu doldurmak üzere Paylaşılan Refah Muhasebesi (PRM) önerilmektedir. Terminolojik netlik açısından baştan belirtilmelidir: bu çalışmada PRM, bir muhasebe standardı ya da tekil bir ölçüm tekniği değil, muhasebenin ölçüm nesnesini genişleten bir paradigma olarak kullanılmaktadır. Bu paradigmanın kurumsal uygulama mimarisi ise Shared Prosperity Accounting Framework (SPAF) olarak adlandırılmakta; SPAF, SPA (ölçüm), SPR (raporlama), SPI (endeks), SPAu (güvence) ve yönetişim (governance) bileşenlerinden oluşmaktadır (bkz. Bölüm 8).
Nedensellik iddiasıyla ilgili bir sınırlama en baştan konulmalıdır: PRM, demokratik meşruiyetin nedeni değildir; demokratik meşruiyetle ilişkili ekonomik ve kurumsal süreçleri sistematik olarak görünür kılan bir muhasebe ve raporlama mimarisidir. Çalışma boyunca “PRM paradigmadır”, “PRM bir ölçüm mekanizmasıdır” ve “PRM demokratik meşruiyeti güçlendirebilir” gibi görünüşte farklı ifadeler kullanılsa da, bunların hepsi bu tek konuma indirgenebilir: PRM açıklayıcı bir kuram değil, açıklayıcı kuramların (ör. Acemoglu’nun kurumsalcı çerçevesi) test edilmesini mümkün kılan bir görünürlük ve ölçüm altyapısıdır. “Güçlendirebilir” gibi ifadeler, metin boyunca PRM’nin doğrudan bir nedensel fail olduğu anlamına gelmez; PRM’nin sağladığı görünürlüğün, kurumsal aktörlerin hesap verebilirlik davranışını değiştirme potansiyeline işaret eder — bu potansiyelin gerçekleşmesi ayrı bir ampirik sorudur.
Çalışma dört literatür alanının kesişiminde konumlanmaktadır: muhasebe teorisi, sürdürülebilirlik ve entegre raporlama literatürü, kurumsal iktisat ve siyaset teorisi. Bu bağlamda üç temel katkı sunulmaktadır. Birincisi, muhasebe, yalnızca finansal işlemlerin kaydına ilişkin teknik bir sistem olarak değil, ekonomik gerçekliğin görünürlük sınırlarını belirleyen ontolojik, epistemolojik ve aksiyolojik bir kurumsal bilgi sistemi olarak yeniden kavramsallaştırılmaktadır. İkincisi, ekonomik değer yaratımı ile toplumsal refah arasındaki dağılımsal ilişkiyi görünür kılmak üzere Paylaşılan Refah Muhasebesi paradigması önerilmektedir. Üçüncüsü, bu paradigma, ölçüm, raporlama, karşılaştırma, güvence ve yönetişim işlevlerini bir araya getiren SPAF aracılığıyla kurumsallaştırılabilir bir araştırma programına dönüştürülmektedir.
Kavramsal Konumlandırma
Bu çalışmada önerilen Paylaşılan Refah Muhasebesi (PRM), yeni bir muhasebe standardı ya da raporlama çerçevesi değildir. PRM, ekonomik değerin yaratılması, dağıtılması ve toplumsal refaha dönüşümünü görünür kılmayı amaçlayan üst düzey bir muhasebe paradigmasıdır. Bu paradigmanın kurumsal olarak uygulanabilmesi için geliştirilen Shared Prosperity Accounting Framework (SPAF) ise ölçüm (SPA), raporlama (SPR), endeksleme (SPI), güvence (SPAu) ve yönetişim bileşenlerinden oluşan operasyonel mimariyi ifade etmektedir. Dolayısıyla PRM kuramsal paradigmayı, SPAF ise bu paradigmanın uygulama altyapısını temsil etmektedir.
Bu ayrım, çalışmanın literatüre sunduğu en özgün katkılardan birine — muhasebenin üç soru etrafında kurulan üçlü ayrımına — doğrudan zemin hazırlar: finansal muhasebe “değer ne kadar yaratıldı?”, sürdürülebilirlik muhasebesi “bu değer yaratımı sürdürülebilir mi?” ve Paylaşılan Refah Muhasebesi “yaratılan değer kim tarafından üretildi, nasıl dağıtıldı ve toplumsal refaha ne ölçüde dönüştü?” sorularını sormaktadır (bkz. Tablo 3, Bölüm 5). Bu üçlü ayrım, PRM’nin mevcut muhasebe yaklaşımlarına alternatif değil, onları tamamlayan üçüncü bir analiz katmanı olduğunu baştan açık kılmaktadır.
Kapsam sınırlaması. Kavramsal makalelerin tipik bir riski, önerilen çerçevenin giderek genişleyen bir açıklama iddiasına dönüşmesidir. Bu çalışma bu riski açıkça kabul eder ve sınırlarını baştan çizer: PRM, eşitsizlik, ESG, demokrasi, kurumsal güven, enflasyon ya da kurumsal teorinin tümünü açıklamayı iddia etmemektedir. Çalışmanın iddiası dardır ve tektir — ekonomik değerin yaratılması, dağıtılması ve refaha dönüşmesi sürecini ölçülebilir kılmak. Bu sürecin nedenleri (teknoloji, finansallaşma, küreselleşme, enflasyon vb.) ve sonuçları (güven, meşruiyet, sürdürülebilir kalkınma) yalnızca bu ölçüm mimarisinin girdi ve çıktı değişkenleri olarak ele alınmakta; bunların kendi aralarındaki nedensel ilişkilerin açıklanması, ilgili disiplinlerin (siyaset bilimi, makroekonomi, kurumsal iktisat) alanında kalmaktadır.
1. Acemoglu’nun Tezi: Paylaşılan Refahın Yükselişi ve Çöküşü
Acemoglu’nun anlatısı, II. Dünya Savaşı sonrası dönemi (1945-1970’ler) liberal demokrasinin meşruiyet kazandığı bir eşik olarak konumlandırır: sanayi toplumunda işletmelerin büyümesi doğrudan işgücü talebini artırmış, sendikalar ve düzenleyici çerçeveler ücretleri yükseltmiş, eşitsizlik gerilemiş ve orta sınıf genişlemiştir (Acemoglu, 2026a). Yazarın kapsayıcı kurumlar kavramı (Acemoglu ve Robinson, 2012) burada somut bir tarihsel karşılık bulur.
Tezin kritik dönüm noktası, sanayi toplumundan post-endüstriyel topluma geçiştir: büyüme, istihdam ve ücret artışından kopmuş; 1980’lerden 2010’ların ortalarına kadar üniversite mezunu olmayan işçilerin reel ücretleri durgunlaşmış ya da gerilemiştir (Acemoglu, 2026a). Power and Progress (Acemoglu ve Johnson, 2023) ile kurulan teorik köprü önemlidir: teknolojik ilerleme kendiliğinden paylaşılan refah üretmez; bu, siyasal mücadelenin ve kurumsal tasarımın sonucudur.
Acemoglu’nun analizinin en özgün katkısı, liberalizmin kendi başarısının kurbanı olduğu tezidir: üniversite mezunu “bilişsel elit” büyümüş, siyaseten baskın hâle gelmiş; merkez sol partiler işçi sınıfı tabanından uzaklaşarak kimlik temelli bir siyasal dile yönelmiştir (Acemoglu, 2026a). Önerdiği çıkış yolu, “işçi sınıfı liberalizmi”dir: paylaşılan refahı ve istihdamı merkeze alan, yerel toplulukları güçlendiren, farklı değer dünyalarına tahammül gösteren, teknolojiyi “işçi yanlısı yapay zekâ” ilkesiyle yönlendiren, Roosevelt dönemi New Deal koalisyonuna benzer geniş bir toplumsal ittifak (Acemoglu, 2026a). Kavramın sanayi dönemindeki dar anlamıyla (imalat işçiliği) sınırlı olmadığını belirtmek gerekir; Acemoglu, “işçi sınıfı”nı gelirini büyük ölçüde emek piyasasından — sermayeden veya miras yoluyla değil — elde eden geniş bir kesim olarak tanımlamakta ve bu tanımın mesleki çeşitliliği (zanaat, ofis işleri, girişimcilik) kapsadığını vurgulamaktadır (Cowen, 2026).
2. Eleştirel Bir Ara Değerlendirme: Acemoglu Neyi Açıklayamıyor?
Acemoglu’nun çerçevesi güçlü ve tutarlı olmakla birlikte, en az dört noktada eksik ya da ikincilleştirilmiş kalmaktadır. Acemoglu’nun açıklama çerçevesinde teknolojik değişim merkezi bir açıklayıcı konum taşırken, finansallaşma, küresel ticaret ve servet dinamiklerinin göreli ağırlığı daha sınırlı kalmaktadır. Bu gözlem dört alt başlıkta somutlaştırılabilir: (i) küreselleşmenin, üretimin düşük maliyetli ülkelere kayması yoluyla ücretler üzerinde teknolojiden bağımsız bir baskı yaratması; (ii) 1980 sonrası finansallaşmanın ve “hissedar değeri maksimizasyonu” doktrininin otomasyon anlatısının gölgesinde kalması; (iii) Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne katılımı sonrası üretim kaymasının ayrı bir açıklayıcı değişken olması; (iv) servet eşitsizliğinin — miras, varlık fiyatları, vergi rejimlerindeki aşınma — kısmen bağımsız dinamiklere sahip olması (Piketty, 2014). Bu gözlemler Acemoglu’nun tezini geçersiz kılmaz; teknoloji-merkezli bir açıklamanın hangi bileşenleri ikincilleştirdiğini göstermek akademik dürüstlük gereğidir.
Bu noktada, Acemoglu’nun kitabın yayımından kısa süre sonra verdiği bir söyleşi, otomasyon-işgücü payı ilişkisinin yazarın kendi çerçevesi içinde de tartışmalı kaldığını göstermektedir. Acemoglu, otomasyonun kitaptaki merkezi konumunu, otomasyonun kitle üretimi ile paylaşılan refah arasındaki bağı kopardığı gerekçesiyle savunmaktadır (Cowen, 2026). Söyleşide Cowen, sektör ve firma düzeyinde işgücü payını azalttığını gösteren bulgulara karşılık, Fransa verisine dayanan ve otomasyonun işgücü payına zarar vermediğini öne süren bir çalışmaya (Barany, Patel ve Siegel) işaret etmiş; Acemoglu bu çalışmayı tanımadığını belirtmiş, kendi bulgularının makro zaman serisinden değil hızlı otomasyon dönemlerine (ör. 1990-2000’lerde robotlaşma) odaklanan sektörel/görev düzeyi verilerden geldiğini savunmuştur (Cowen, 2026). Bu karşılıklı alışveriş, otomasyon-işgücü payı ilişkisinin ampirik olarak henüz kapanmamış bir tartışma olduğunu teyit etmektedir; dolayısıyla PRM’nin “değer dağılımı” ilkesi, bu tartışmayı önceden çözmeyi değil, tartışmanın kendisini zaman içinde sistematik biçimde izlenebilir kılacak bir ölçüm altyapısı sunmayı hedeflemektedir.
3. Türkiye’ye Özgü Bir Önerme: Enflasyon, Kurumsal Güven Aşınması ve Demokratik Meşruiyet
Acemoglu’nun analizi esas olarak gelişmiş Batı demokrasilerini konu alır ve Türkiye gibi orta gelirli, yüksek enflasyonlu bir ekonomi için doğrudan bir reçete sunmaz. Bu noktada önerilen, ampirik olarak sınanmamış, hipotez üreten bir kavramsal önermedir: Türkiye açısından kronik yüksek enflasyon, kurumsal güven aşınmasının önemli bir açıklayıcı mekanizması olabilir. Önerilen zincir şöyledir:
Yüksek ve kalıcı enflasyon → paranın ölçü birimi olma işlevinin bozulması → ekonomik aktörlerin uzun vadeli sözleşme ve yatırım kararlarından kaçınması → sermaye birikiminin kısa vadeciliğe kayması → kamu kurumlarının güvenilirlik kaybı → bu güven kaybının siyasi kurumlara sirayet etmesi → demokratik meşruiyetin aşınması.
Bu önermenin her halkası ayrı bir ampirik doğrulama gerektirir; amaç zinciri kanıtlamak değil, ileride panel veri analiziyle sınanabilecek bir hipotez seti sunmaktır. Önermenin son halkası Acemoglu’nun kurumsalcı çerçevesiyle (Acemoglu ve Robinson, 2012) uyumludur, ancak ondan ayrışan bir vurgu taşır: Acemoglu’da kriz esas olarak dağılımsaldır; burada önerilen ek boyut ise ölçümseldir — toplumun kendi ekonomik gerçekliğini güvenilir biçimde ölçen bir referans noktasından yoksun kalmasıdır.
Bu önermenin karşılaştırmalı bir bağlamda değerlendirilmesi, hipotezin sınanabilirliğini artırır. Aşağıdaki tablo, yüksek enflasyon geçmişi farklı olan birkaç orta gelirli ekonomiyi, kurumsal güven düzeyine göre kabaca konumlandırmaktadır; tablo şu aşamada standardize edilmiş bir endeksten değil, yazarın niteliksel bir okumasından oluşmaktadır:
| Ülke | Kronik Yüksek Enflasyon | Kurumsal Güven Düzeyi (gözlemsel) |
|---|---|---|
| Türkiye | ✓ | Düşük |
| Arjantin | ✓ | Düşük |
| Brezilya | Orta | Orta |
| Şili | Düşük | Görece yüksek |
| İsrail | Düşük | Görece yüksek |
Tablo… (gözlemsel karşılaştırma). Enflasyon geçmişi kronik olan Türkiye ve Arjantin’in düşük kurumsal güven düzeyiyle, enflasyonu görece kontrol altında tutan Şili ve İsrail’in ise daha yüksek kurumsal güvenle bir arada gözlenmesi, önerilen mekanizmayla tutarlıdır. Bu gözlemler nedensellik kanıtı değildir; yalnızca ampirik olarak sınanabilecek araştırma hipotezleri üretmektedir. Tablodaki “kurumsal güven düzeyi” sütunu şu an standart bir endeksten türetilmemiştir; bu boşluk bilinçli biçimde işaretlenmektedir. Bu karşılaştırmanın ampirik bir çalışmaya dönüştürülmesi için üç yerleşik veri kaynağı önerilebilir: Dünya Bankası’nın Dünya Yönetişim Göstergeleri (World Governance Indicators — özellikle “Government Effectiveness” ve “Rule of Law” alt endeksleri), Edelman Trust Barometer’in ülke bazlı kurumsal güven skorları ve World Values Survey’in kurumlara güven sorularına verilen yanıtlar. İleride Bölüm 5.2’de önerilen PRM Endeksi’nin “Governance” boyutu, bu üç kaynaktan biriyle ampirik olarak kalibre edilerek karşılaştırmayı standardize edilmiş verilerle sınamak için kullanılabilir.
4. Bir Araştırma Boşluğu: Muhasebe ile Demokratik Meşruiyet Arasındaki Kayıp Bağ
Liberal demokrasi literatürü ağırlıklı olarak siyaset bilimi ve kurumsal iktisat ekseninde gelişmiştir. Muhasebe literatürü ise kurumsal performansın finansal ve sürdürülebilirlik boyutlarını ayrıntılı biçimde incelemesine rağmen (Gray, 2010; Hopwood, 2009), demokratik meşruiyet ile muhasebe ölçüm sistemleri arasındaki ilişkiyi doğrudan konu edinmemiştir. Muhasebenin toplumsal gerçekliği inşa eden — salt kaydeden değil, seçici biçimde görünür kılan ve bir hesaplama/yönetişim teknolojisi olarak işlev gören — bir pratik olduğu, muhasebe yazınında uzun süredir tartışılmaktadır (Hines, 1988; Burchell vd., 1985; Power, 1997; Miller ve Rose, 1990; Robson, 1992; Miller ve Power, 2013). Acemoglu’nun “paylaşılan refahın çöküşü” olarak tarif ettiği süreç, büyük ölçüde bu seçici görünürlüğün bir sonucu olarak okunabilir. Bu çalışma, söz konusu iki literatür arasında kavramsal bir köprü kurmayı amaçlamaktadır.
5. Kuramsal Zemin: Beş Yaklaşımın Kesişiminde Bütünleştirici Bir Muhasebe Önerisi
Önerilen çerçevenin bir kavram icadından ibaret kalmaması için, mevcut muhasebe kuramlarıyla açık bir ilişki kurulması gerekir. Kritik nokta, PRM’yi “yeni bir muhasebe türü” olarak sunmak değil, mevcut muhasebe kuramlarının sınırlarını genişleten bütünleştirici bir paradigma olarak konumlandırmaktır. PRM’nin teorik zemini beş yaklaşımın kesişiminde konumlanır:
| Kuramsal yaklaşım | Kurucu kaynaklar | PRM’ye katkısı |
|---|---|---|
| Paydaş Teorisi | Freeman (1984) | Değerin tüm paydaşlar arasında nasıl yaratıldığı ve dağıtıldığı |
| Meşruiyet Teorisi | Suchman (1995); Lindblom (1994) | Kurumun toplumsal meşruiyetini nasıl ürettiği ve koruduğu |
| Kurumsal Teori | DiMaggio ve Powell (1983); Scott (1995) | Raporlama uygulamalarının kurumsal normlar ve baskılarca nasıl şekillendiği |
| Kamu Değeri Teorisi | Moore (1995); Mazzucato (2018) | Ekonomik değerin ötesinde toplumsal refahın nasıl üretildiği |
| Bütüncül Düşünce | IFRS Foundation (2021; ilk yayım IIRC, 2013) | Finansal, sosyal, çevresel ve yönetsel unsurların birbiriyle ilişkili değerlendirilmesi |
Tablo 1. Paylaşılan Refah Muhasebesi’nin kuramsal kesişim noktaları ve kurucu kaynakları.
Bu beş yaklaşımın kesişiminden şu teorik önerme kurulabilir: Paylaşılan Refah Muhasebesi, bu beş teorik yaklaşımın ortak kesişiminde, ekonomik değerin yaratılması ile toplumsal refahın yaratılması arasındaki ilişkiyi muhasebenin ölçme, raporlama ve hesap verebilirlik işlevleri üzerinden açıklayan bütünleştirici bir muhasebe yaklaşımıdır. Bu konumlandırma, PRM’yi tekil bir kavramsal öneri olmaktan çıkarıp muhasebe düşüncesinin içsel bir evrimi hâline getirmektedir.
Muhasebenin Yeniden Tanımı: Ontolojik, Epistemolojik ve Aksiyolojik Bir Kurumsal Yapı
Bu kuramsal zemin üzerinde, çalışmanın hareket noktası olan muhasebe tanımı şöyle formüle edilmektedir:
Muhasebe; ekonomik gerçekliğin seçici görünürlüğünün sınırlarını sorgulayarak, finansal, sosyal, çevresel ve yönetsel etkileri mümkün olduğunca bütüncül biçimde görünür kılmayı amaçlayan; bunları ortak bir raporlama dili içinde ölçen, doğrulayan ve hesap verebilirliğe konu eden kurumsal bir bilgi sistemidir.
Bu tanım, gerçek muhasebe uygulamalarının standartlar, düzenlemeler ve kurumsal alışkanlıklar tarafından zaten seçici biçimde yapılandırıldığı ampirik gözlemiyle çelişmez; tam tersine bu seçiciliği bir başlangıç noktası olarak kabul eder ve muhasebenin normatif ufkunu bu seçiciliğin sınırlarını sorgulamaya doğru genişletir. Tanım, muhasebenin üç boyutunu aynı anda kabul eder: ontoloji — ekonomik gerçeklik nedir; epistemoloji — bu gerçeklik nasıl ölçülür ve bilinir; aksiyoloji — neyin ölçülmeye değer bulunduğu. Bir başka deyişle, bu tanım, muhasebenin yalnızca teknik bir kayıt faaliyeti değil, ekonomik gerçekliğin hangi unsurlarının bilgiye dönüştürüleceğini belirleyen ontolojik, epistemolojik ve aksiyolojik bir kurumsal yapı olduğunu kabul etmektedir. Bu kabul, PRM’nin ontolojik öncülünü oluşturur.
Bu tanımdan hareketle üçlü bir ayrım kurulabilir: Finansal muhasebe “değer ne kadar yaratıldı?” sorusunu sorar. Sürdürülebilirlik muhasebesi/raporlaması (Gray, 2010; Elkington, 1997; Adams, 2002) “işletmenin sürdürülebilirlik riskleri finansal değer yaratımını nasıl etkiliyor?” sorusunu sorar. Paylaşılan Refah Muhasebesi ise “yaratılan değer kim tarafından üretildi, nasıl dağıtıldı, kim yararlandı, kim maliyetini üstlendi ve bu dağılım toplumun gelecekteki refahını nasıl etkiliyor?” sorusunu sorar. Bu üçlü ayrım Tablo 3’te özetlenmektedir.
| Muhasebe Yaklaşımı | Temel Soru |
|---|---|
| Finansal Muhasebe | Ne kadar değer yaratıldı? |
| Sürdürülebilirlik Muhasebesi | Değer yaratımı sürdürülebilir mi? |
| Paylaşılan Refah Muhasebesi (PRM) | Yaratılan değer kim tarafından üretildi, nasıl dağıtıldı ve toplumsal refaha ne ölçüde dönüştü? |
Tablo 3. Muhasebe üçlemesi: finansal muhasebe, sürdürülebilirlik muhasebesi ve Paylaşılan Refah Muhasebesi’nin temel soruları. Bu ayrım, PRM’nin mevcut muhasebe yaklaşımlarına alternatif değil, onları tamamlayan üçüncü bir analiz katmanı olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır ve çalışmanın literatürde en çok atıf alabilecek kavramsal katkılarından birini oluşturmaktadır.
PRM’nin temel yeniliği, yeni bir finansal ölçüm sistemi önermekten ziyade, muhasebenin ölçüm nesnesini işletme değerinden paylaşılan toplumsal değere doğru genişletmesidir. Bu genişleme, “kapitalist muhasebede seçici görünürlük” eleştirisiyle doğrudan bir süreklilik taşır: mesele yalnızca muhasebenin neyi ölçtüğü değil, ölçüm sürecinin neyi görünür, neyi görünmez bıraktığıdır. Çalışmanın teorik omurgası şu iki cümlede özetlenebilir: muhasebe ekonomik gerçekliği görünür kılar; Paylaşılan Refah Muhasebesi ise ekonomik gerçekliğin toplumsal refah bakımından nasıl dağıldığını görünür kılar.
Ontolojik Üçlü Ayrım: Değer Yaratımı, Değer Dağılımı, Refah Dönüşümü
PRM’nin ontolojik temeli, birbirinden ayrıştırılması gereken üç kavram üzerine kurulmalıdır; zira ekonomik değer ile toplumsal refah özdeş değildir. Bir işletme yüksek katma değer yaratırken, ücret payı düşük, çevresel maliyeti yüksek ve vergi katkısı sınırlı olabilir; bu durumda yaratılan değer, toplumsal refahın sınırlı bir kısmına dönüşür. Bu nedenle SPAF’ın ontolojik temeli üç aşamalı bir zincir üzerine kurulmaktadır:
- Value Creation (Değer Yaratımı): Ne kadar değer yaratıldı?
- Value Distribution (Değer Dağılımı): Bu değer kimlere dağıtıldı?
- Welfare Conversion (Refah Dönüşümü): Dağıtılan ekonomik değer ne ölçüde toplumsal refaha dönüştü?
Üçüncü aşama — refah dönüşümü — PRM’nin klasik muhasebeden en belirgin kopuş noktasıdır; çünkü dağıtılan değerin fiilen refaha dönüşüp dönüşmediği, kamu harcamasının niteliği, hizmet erişimi ve çevresel/sosyal maliyetler gibi ek etkenlere bağlıdır (bkz. Bölüm 7).
Refah Dönüşümünün Kuramsal Temeli
“Refah dönüşümü” boyutunun kendi başına bir muhasebe icadı olmadığını, sosyal bilimlerde köklü bir kuramsal soy ağacına dayandığını belirtmek gerekir. Sen’in (1999) yetenek yaklaşımı (capability approach), gelirin kendi başına refah anlamına gelmediğini, önemli olanın bireyin gerçekleştirebildiği işlevler olduğunu savunur; bu, refah dönüşümü kavramının doğrudan teorik karşılığıdır. Nussbaum’un (2011) yetenek listesi, bu dönüşümün ölçülebilir bileşenlerine dair bir çerçeve sunar. Rawls’un fark ilkesi (difference principle), PRM’nin değer dağılımı boyutuna doğrudan normatif bir temel oluşturur. Fraser’ın yeniden dağılım-tanınma ayrımı, refahın yalnızca gelirle değil, katılım ve temsiliyetle de ilişkili olduğunu hatırlatır. Habermas’ın meşruiyet kuramı, çalışmanın demokratik meşruiyet bölümünü (Bölüm 3) güçlendirir; Ostrom’un müşterekler (commons) yaklaşımı ise kamusal değer üretiminin PRM çerçevesine nasıl dahil edilebileceğine dair önemli bir referans noktasıdır.
5.1 PRM’nin Ölçüm Mantığı: Kavramsal Modelden Operasyonel Çerçeveye
PRM’nin temel varsayımı, ekonomik sistemlerin başarısının yalnızca yaratılan toplam katma değerle değil, bu değerin paydaşlar arasında nasıl dağıldığı ve nihayetinde toplumsal refaha ne ölçüde dönüştüğü ile değerlendirilmesi gerektiğidir. Bu nedenle PRM, üç aşamalı bir ölçüm mimarisi üzerine kurulmaktadır:
AŞAMA 1 — Value Creation
İşletmenin/ekonominin oluşturduğu ekonomik katma değer
│ Veri kaynağı: Finansal tablolar, milli gelir hesapları
▼
AŞAMA 2 — Value Distribution
Katma değerin çalışanlara, sermayeye, devlete,
topluma ve gelecek nesillere nasıl dağıldığı
│ Veri kaynağı: Finansal tablolar, vergi beyanları
▼
AŞAMA 3 — Welfare Conversion
Bu dağılımın eğitim, sağlık, yatırım, insan sermayesi,
çevresel sürdürülebilirlik ve kurumsal güven üzerindeki etkisi
│ Veri kaynağı: Kamu hizmeti, sosyal harcama, anket verileri
Bu üç aşamalı şema, “PRM tam olarak neyi ölçüyor?” sorusuna doğrudan bir yanıt sunmakta ve Tablo 2’de sunulan beş ilkenin (Bölüm 7) hangi aşamaya karşılık geldiğini görselleştirmektedir: Aşama 1 birinci ilkeye, Aşama 2 ikinci ilkeye, Aşama 3 ise üçüncü ve dördüncü ilkelere (refah dönüşümü, sürdürülebilirlik) karşılık gelmektedir; beşinci ilke (hesap verebilirlik ve güven) ise üç aşamanın tümünün kurumsal çıktısıdır.
5.2 PRM Endeksi (PRMI): İlk Taslak
Bu üç aşamalı mimarinin karşılaştırılabilir bir ölçüme dönüştürülmesi için, ilk taslak niteliğinde bir bileşik endeks önerilebilir:PRMI=i=1∑nwiXi
Burada X ölçüm değişkenlerini, w ise her değişkene atanan ağırlığı ifade etmektedir. İlk aşamada aşağıdaki boyutlar ve göstergeler önerilebilir:
| Boyut | Gösterge |
|---|---|
| Value Creation | Katma değer |
| Labour Distribution | Ücret / Katma değer |
| Capital Distribution | Temettü + Faiz |
| Public Distribution | Vergi katkısı |
| Local Investment | Yerel yatırım |
| Human Capital | Eğitim harcamaları |
| Environmental Impact | Karbon yoğunluğu |
| Governance | Şeffaflık göstergesi |
Tablo… (PRMI ilk taslak boyutları). Ağırlıkların (w_i) belirlenmesi — eşit ağırlıklandırma, uzman görüşüne dayalı ağırlıklandırma veya veri temelli (ör. temel bileşenler analizi) ağırlıklandırma arasındaki tercih — ayrı bir metodolojik araştırma konusudur ve bu çalışmanın kapsamı dışındadır.
Gösterge Seçim Mantığı (Indicator Selection Logic)
Tablodaki sekiz gösterge sezgisel bir liste değildir; her biri Bölüm 5’te kurulan dört kuramsal yaklaşımdan birine dayanmaktadır:
| Gösterge | Dayandığı kuram |
|---|---|
| Labour/Capital/Public Distribution | Paydaş Teorisi (Freeman, 1984) — değerin paydaşlar arasındaki dağılımını görünür kılma gerekçesi |
| Human Capital | Yetenek Yaklaşımı (Sen, 1999; Nussbaum, 2011) — dağıtılan değerin insani yetkinliğe dönüşüp dönüşmediğinin izlenmesi |
| Value Creation, Environmental Impact | Bütüncül Düşünce / Entegre Raporlama (IFRS Foundation, 2021) — finansal ve finansal olmayan sermayelerin birlikte ölçülmesi |
| Governance | Kamu Değeri Teorisi (Moore, 1995; Mazzucato, 2018) — ölçüm sürecinin kendisinin hesap verebilir kılınması |
Tablo… (gösterge seçim mantığı). Bu eşleştirme kesin ya da tüketici değildir; amacı, PRMI’nin gösterge seçiminin rastgele olmadığını, Bölüm 5’te kurulan kuramsal kesişimden türetildiğini göstermektir. Alternatif göstergeler önerildiğinde, aynı dört kuramsal eksenden en az birine bağlanabilir olması, PRMI’ye eklenmelerinin ön koşulu olarak önerilmektedir.
Bu çalışma kesin bir endeks önermemektedir. Burada sunulan yapı, gelecekte ampirik olarak doğrulanabilecek kavramsal bir ölçüm mimarisidir.
6. ESG, Entegre Raporlama ve Ölçümün Sınırları
Acemoglu kitabında doğrudan ESG çerçevesine odaklanmaz; ancak kurduğu argümanla ESG ve sürdürülebilirlik raporlaması arasında bir bağlantı kurulabilir. Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu’nun (ISSB) yayımladığı IFRS S1 ve IFRS S2 standartlarının temel amacı, sürdürülebilirlikle ilgili risk ve fırsatların işletmenin nakit akışlarına, finansmana erişimine veya sermaye maliyetine ilişkin finansal beklentiler üzerindeki etkilerine dair karar-faydalı bilgi sunmaktır. Paylaşılan Refah Muhasebesi ise bunun ötesinde, ekonomik değerin farklı paydaşlara nasıl dağıldığını ve bu dağılımın toplumsal refah üzerindeki sonuçlarını görünür kılmayı amaçlayan tamamlayıcı bir ölçüm perspektifi önermektedir. Vurgulanmalıdır ki PRM, IFRS S1/S2’ye alternatif bir standart değil, mevcut sürdürülebilirlik raporlamasının kapsamadığı dağılımsal boyutu tamamlayan daha geniş bir toplumsal ölçüm perspektifidir.
7. Paylaşılan Refah Muhasebesi: İlkelerin Operasyonelleştirilmesi
Temel önerme şudur: bir ekonominin ya da işletmenin performansı, yalnızca toplam değer yaratımıyla değil, bu değerin emek, sermaye, toplum ve gelecek nesiller arasındaki bölüşüm örüntüsü ve bu bölüşümün fiilen refaha dönüşüp dönüşmediğiyle birlikte değerlendirilmelidir. Önceki sürümlerde “güven” bağımsız bir ilke olarak sunulmuştu; ancak güven, değer yaratımı, dağılımı ve sürdürülebilirlikle aynı ontolojik düzeyde değildir — güven, ölçüm ve şeffaflık sürecinin bir sonucudur. Bu nedenle beş ilke şu şekilde yeniden düzenlenmiştir:
Tablo 2. Paylaşılan Refah Muhasebesinin Beş İlkesi: Operasyonelleştirme
| İlke | Kavramsal boyut | Gösterge | Ölçüm mantığı | Veri kaynağı |
|---|---|---|---|---|
| 1. Değer Yaratımı | Ekonomik boyut | Katma değer | Toplam gelir − ara mal/hizmet girdileri | Finansal tablolar, milli gelir hesapları |
| 2. Değer Dağılımı | Dağılımsal boyut | İşgücü/sermaye/kamu payı | Her paydaş grubuna aktarılan tutar ÷ Katma değer | Finansal tablolar, vergi beyanları |
| 3. Refah Dönüşümü | Dönüşüm boyutu | Bileşik refah dönüşüm göstergesi | Aşağıda ayrıca tartışılmıştır (bkz. “Refah Transferi Kavramının Netleştirilmesi”) | Vergi, sosyal harcama, kamu hizmeti verileri |
| 4. Sürdürülebilirlik | Zaman boyutu | Çevresel-sosyal-yönetişim bileşik göstergesi | Emisyon yoğunluğu, enerji verimliliği ve yönetişim göstergelerinin ayrıştırılmış bileşimi (tekil ticari ESG skoru değil) | Sürdürülebilirlik raporları, bağımsız denetim |
| 5. Hesap Verebilirlik ve Güven | Kurumsal sonuç boyutu | Çalışan bağlılığı, raporlama şeffaflığı, uzun vadeli yatırım oranı | Anket temelli bağlılık endeksi; sabit sermaye yatırımının toplam yatırıma oranı | Kurum içi anketler, yatırım verileri |
Bu yeniden düzenlemeyle “ölçüm → şeffaflık → hesap verebilirlik → güven” mantığı netleşmektedir: güven, dört ölçüm ilkesinin (değer yaratımı, dağılımı, dönüşümü, sürdürülebilirlik) tutarlı biçimde uygulanmasının kurumsal bir çıktısı olarak konumlanmaktadır.
“Refah Dönüşümü” Kavramının Netleştirilmesi
Beş ilke arasında en kolay yanlış anlaşılabilecek olanı refah dönüşümüdür. Vergi ödemesi, kendiliğinden bir refah transferi anlamına gelmez. Vergi/katma değer oranı, olsa olsa bir potansiyel kamu transfer kapasitesi göstergesidir; bu kapasitenin fiilen topluma yararlı hizmete dönüşüp dönüşmediği kamu harcamasının niteliğine bağlıdır. Bu doğrultuda bileşenler analitik olarak şöyle sıralanabilir: vergi katkısı, ücret geliri, sosyal transferler, kamusal hizmetlerden yararlanma değeri ve çevresel/sosyal maliyetler. Ancak bu ifade kavramsal bir muhasebe özdeşliği değil, refah dönüşümünün bileşenlerini göstermeye yönelik analitik bir çerçevedir. Bileşenler arasında çift sayım riski taşıyan örtüşmeler bulunabilir (örneğin ücret geliri zaten değer dağılımı ilkesinde, sosyal transferler ise kısmen vergi gelirlerinde temsil edilmiş olabilir). Nihai ölçüm modelinde çift sayımın önlenmesi, transferlerin netleştirilmesi ve kamusal hizmetlerin parasallaştırılmasında ayrı yöntemsel kurallar geliştirilmesi gerekecektir; bu, ileride ayrı bir araştırma sorunu olarak ele alınmalıdır.
Refah dönüşümünün “ne zaman gerçekleşmiş sayılacağı” sorusu, tek bir gösterge yerine ardışık bir aracılık zinciriyle daha açık biçimde formüle edilebilir:
Economic Distribution (Ekonomik Dağılım)
│
▼
Public Allocation (Kamusal Tahsis)
│
▼
Public Outcomes (Kamusal Sonuçlar)
│
▼
Human Capabilities (İnsani Yetkinlikler)
│
▼
Shared Prosperity (Paylaşılan Refah)
Şekil… (Refah dönüşümü aracılık zinciri). Bu zincir, “vergi ödendi” ile “refaha dönüştü” arasındaki mesafeyi dört ayrı ölçüm noktasına ayırmaktadır: dağıtılan kaynağın (vergi, ücret) kamusal bütçeye tahsisi (Public Allocation — ör. eğitim/sağlık/savunma harcama kalemleri), bu tahsisin somut kamusal sonuçlara dönüşmesi (Public Outcomes — ör. okullaşma oranı, sağlık hizmetine erişim), bu sonuçların bireysel yetkinliklere yansıması (Human Capabilities — Sen ve Nussbaum’un yetenek yaklaşımıyla doğrudan uyumlu) ve nihayetinde bunların toplumsal düzeyde paylaşılan refaha toplanması. Her ok, kendi başına bir ölçüm ve veri kaynağı gerektiren ayrı bir araştırma sorunudur; bu çalışma bu dört geçişi kanıtlamamakta, yalnızca refah dönüşümünün tek bir formülle değil, izlenebilir bir zincirle ele alınması gerektiğini önermektedir.
Şekil 1: Nedensellik Zinciri ve PRM’nin Konumu
PRM, aşağıdaki nedensellik zincirinin bir halkası (bağımsız değişken, bağımlı değişken veya klasik aracı değişken) değildir; zincirin tamamının üzerine yerleşen bir ölçüm, görünürlük, raporlama ve hesap verebilirlik mekanizmasıdır (institutional measurement mechanism):
Ekonomik Büyüme
│
▼
Değer Yaratımı ve Dağılımı
│
▼
Refah Dönüşümü
│
▼
Paylaşılan Refah
│
▼
Kurumsal Güven
│
▼
Demokratik Meşruiyet
[Bu zincirin her aşaması, Paylaşılan Refah
Muhasebesi'nin ölçüm ve raporlama işlevi
aracılığıyla görünür ve hesap verebilir kılınır.]
Şekil 1. Ekonomik büyümeden demokratik meşruiyete uzanan nedensellik zinciri ve PRM’nin ölçüm mekanizması olarak konumu.
Ampirik Sınama Önerisi
Bu çerçeve şu aşamada teorik ve kavramsal niteliktedir. Zincirin kendisi doğrulayıcı faktör analizi, yapısal eşitlik modellemesi veya çok ülkeli panel veri analiziyle sınanabilir. Bu modelde PRM göstergeleri, paylaşılan refahın farklı boyutlarını operasyonelleştiren ölçüm göstergeleri olarak kullanılmaktadır; kurumsal güven ve demokratik meşruiyet ise bu ölçüm mimarisinden kavramsal olarak ayrıştırılmış sonuç değişkenleridir. Bir başka deyişle, PRM göstergelerini doğrudan “paylaşılan refah” veya “güven” ile özdeşleştirmek yanıltıcıdır; göstergeler bu değişkenleri temsil eder, onların yerine geçmez. “Kurumsal güven” ve “demokratik meşruiyet” değişkenleri için mevcut uluslararası anket verileri (ör. World Values Survey, Edelman Trust Barometer) ile işletme düzeyi raporlama verilerinin eşleştirilmesi uygun bir araştırma tasarımı sunabilir. Bu sınamanın somut önermeler hâlinde formülasyonu Bölüm 9’da sunulmaktadır.
8. Bir Araştırma Programına Doğru: PRM’den SPAF’a Hiyerarşi
PRM’nin bir araştırma programına dönüşmesi için, kavramlar arasında karışıklık yaratmayacak net bir hiyerarşi kurulmalıdır:
- PRM (Paylaşılan Refah Muhasebesi): Paradigma — Bölüm 5-7’de geliştirilen kuramsal ve ontolojik çerçeve.
- SPA (ölçüm bileşeni): Katma değerin paydaşlar (emek, sermaye, kamu, toplum) arasındaki dağılımını ölçen metodolojidir; PRM’nin ölçüm mantığının işletme veya kamu kurumu düzeyinde uygulanışını temsil eder.
- SPR (Shared Prosperity Reporting): SPA çıktısının, mevcut finansal tablo ve sürdürülebilirlik raporlarıyla ilişkilendirilmiş, paydaşlara yönelik standart bir iletişim formatına dönüştürülmesidir.
- SPI (Shared Prosperity Index): SPA/SPR verilerinin, işletmeler ve ülkeler arasında karşılaştırılabilirliği sağlayan bir endekse (bkz. Bölüm 5.2, PRMI) dönüştürülmesidir.
- SPAu (Shared Prosperity Audit): Raporlanan verilerin bağımsız güvence standartlarıyla doğrulanmasını ifade eder; amacı, PRM göstergelerinin manipülasyona veya “yeşil badanaya” benzer bir “refah badanasına” konu olmasını önlemektir.
- Governance (Yönetişim): Veri kalitesinin, şeffaflığın, çıkar çatışmalarının, endeks güncellemelerinin ve standart belirleme mekanizmalarının kim tarafından ve hangi kurallarla yönetileceğini kapsar.
- SPAF (Shared Prosperity Accounting Framework): Bu beş bileşeni tek bir standart mimarisi altında toplayan şemsiye yapı.
Bu hiyerarşide PRM paradigmayı, SPAF ise bu paradigmanın kurumsallaştırılmış uygulama mimarisini temsil eder; ikisi eş anlamlı değildir. SPA, SPR, SPI, SPAu ve Governance bileşenleri doğrusal bir araştırma dizisi değil, birbirini besleyen döngüsel bir araştırma ekosistemi oluşturmaktadır:
Ölç (SPA) → Raporla (SPR) → Karşılaştır (SPI) → Güvence altına al (SPAu) → Yönet (Governance) → Yeniden ölç (SPA).
Governance bileşeninin eklenmesi özellikle önemlidir: bir ölçüm mekanizması “kim ölçüyor, kim denetliyor, kim günceller” sorularına yanıt vermeden kurumsallaşamaz.
Şekil 2: Nihai Kavramsal Mimari
LİBERAL DEMOKRASİ
│
▼
PAYLAŞILAN REFAH VAADİ
│
▼
ÖLÇÜM BOŞLUĞU
│
▼
PAYLAŞILAN REFAH MUHASEBESİ (PRM)
[paradigma]
│ ┌──────────┬───────┼───────┬──────────┐ ▼ ▼ ▼ ▼ ▼ Ölçüm Raporlama Endeks Güvence Yönetişim SPA SPR SPI SPAu Governance │ │ │ │ │ └──────────┴─────────┼───────┴──────────┘ ▼ [ SPAF ] KURUMSAL GÜVEN │ ▼ DEMOKRATİK MEŞRUİYET │ ▼ SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA │ └──────────────┐ ▼ YENİDEN ÖLÇÜM (SPA)
Şekil 2. PRM’den SPAF’a uzanan hiyerarşi ve döngüsel araştırma ekosistemi. Bu bütünleşik mimari, bu yazının ötesine geçen, bağımsız bir kitap ya da uzun soluklu bir araştırma projesi ölçeğinde bir gündem oluşturma potansiyeli taşımaktadır.
Üretim notu: Bu çalışmadaki Şekil 1 ve Şekil 2, kavramsal ilişkileri hızlıca aktarmak amacıyla düz metin (ASCII) diyagramlar olarak sunulmuştur. SSCI düzeyinde bir dergiye gönderim öncesinde, bu şemaların kutu-ok tabanlı vektörel diyagramlara (ör. Visio, PowerPoint veya bir çizim aracıyla) dönüştürülmesi önerilir; içerik ve ilişkiler burada sabitlenmiştir, yalnızca görsel üretim adımı kalmaktadır.
9. Araştırma Önermeleri (Research Propositions)
Kavramsal bir çerçevenin bir araştırma programına dönüşebilmesi için, gelecekte ampirik olarak sınanabilecek önermeler hâlinde ifade edilmesi gerekir. Bu çalışmadan türetilen dört önerme aşağıda sunulmaktadır:
- P1: Katma değerin paydaşlar arasında daha dengeli dağıldığı işletmeler, daha yüksek bir Paylaşılan Refah Muhasebesi Endeksi (PRMI) değerine sahip olacaktır.
- P2: Daha yüksek PRMI değeri, daha yüksek kurumsal güven göstergeleriyle pozitif ilişkilidir.
- P3: PRMI ile demokratik meşruiyet arasındaki ilişki, kurumsal güven tarafından aracılanmaktadır (mediation).
- P4: Yüksek enflasyon ortamlarında, PRMI ile kurumsal güven arasındaki pozitif ilişki zayıflamaktadır (moderasyon).
Bu önermeler, çalışmanın Bölüm 3’te önerilen Türkiye hipotezi ile Bölüm 5.2’de geliştirilen PRMI’yi birbirine bağlamaktadır: P4, enflasyonun kurumsal güveni aşındırdığı önermesini (Bölüm 3), PRMI ölçüm çerçevesi (Bölüm 5.2) üzerinden sınanabilir bir etkileşim etkisine dönüştürmektedir. P1-P3 ise doğrulayıcı faktör analizi veya yapısal eşitlik modellemesiyle işletme düzeyi verilerle, P4 ise ülkeler arası panel veriyle sınanabilir. Bu dört önerme, çalışmayı “iyi bir kavramsal öneri” konumundan çıkarıp, gelecekte doğrudan test edilebilir bir araştırma programına dönüştürmektedir.
Sonuç
Liberal demokrasinin geleceği yalnızca seçimlerin düzenli yapılmasına değil; ekonomik değerin nasıl üretildiğine, nasıl bölüşüldüğüne ve bu sürecin hangi kurumsal mekanizmalarla hesap verebilir kılındığına bağlıdır. Acemoglu’nun çalışması bu ilişkiyi yeniden görünür kılarken, kendi açıklama çerçevesinin teknoloji-merkezli sınırlarını da beraberinde taşır. Türkiye açısından önerilen açıklayıcı mekanizma, kapsayıcı kurumlar ile paylaşılan refah arasındaki dengenin — enflasyonun aşındırdığı güven zemininde — yeniden ölçülebilir kılınması ihtiyacına işaret etmektedir.
Bu çalışmanın ana iddiası şudur: liberal demokrasinin krizlerinden biri, yalnızca refahın azalması değil, refahın nasıl üretildiğini ve nasıl dağıldığını yeterince görünür kılabilecek bir ölçüm mimarisinin bulunmamasıdır. Muhasebe, bu bağlamda yalnızca “ne kadar değer yaratıldı?” sorusunu değil, “bu değer kim tarafından yaratıldı, kime dağıtıldı, kim bundan yararlandı, kim maliyetini üstlendi ve bu dağılım sürdürülebilir mi?” sorularını da sorabilmelidir. Paylaşılan Refah Muhasebesi’nin özgünlüğü, finansal muhasebe ve sürdürülebilirlik muhasebesinin yanına üçüncü bir analiz katmanı eklemesinde ortaya çıkmaktadır (bkz. Tablo 3): kavram, yeni bir finansal ölçüm sistemi önermekten ziyade, muhasebenin ölçüm nesnesini işletme değerinden paylaşılan toplumsal değere doğru genişletmektedir.
Ölçüm sistemlerinin kapsamı genişledikçe, ekonomik değer ile toplumsal refah arasındaki ilişkinin daha görünür hâle gelmesi ve hesap verebilirlik mekanizmalarının güçlenmesi beklenebilir. Bu nedenle PRM, mevcut muhasebe sistemlerinin yerine geçmeyi değil, onların açıklayıcı kapasitesini dağılımsal refah boyutuyla tamamlamayı amaçlayan kavramsal bir araştırma programı olarak değerlendirilmelidir. Paylaşılan Refah Muhasebesi, bu dönüşümde muhasebenin yalnızca ekonomik gerçekliği kaydeden değil, toplumun yarattığı değerin nasıl dağıldığını görünür kılan ve böylece hesap verebilirliği güçlendiren kurumsal bir altyapı olarak yeniden düşünülmesini önermektedir.
Kaynakça
Acemoglu, D. (2026a). What happened to liberal democracy? Remaking a politics of shared prosperity. Dutton. (ABD baskısı; yayım tarihi: 11 Ağustos 2026)
Acemoglu, D. (2026b). What happened to liberal democracy? Remaking a politics of shared prosperity. Profile Books. (İngiltere baskısı; yayım tarihi: 20 Ağustos 2026; ISBN 9781805228646)
Acemoglu, D., & Johnson, S. (2023). Power and progress: Our thousand-year struggle over technology and prosperity. PublicAffairs.
Acemoglu, D., & Robinson, J. A. (2012). Why nations fail: The origins of power, prosperity, and poverty. Crown Business.
Acemoglu, D., & Robinson, J. A. (2019). The narrow corridor: States, societies, and the fate of liberty. Penguin Press.
Adams, C. A. (2002). Internal organisational factors influencing corporate social and ethical reporting: Beyond current theorising. Accounting, Auditing & Accountability Journal, 15(2), 223-250.
Barany, Z., Patel, M., & Siegel, R. (2026). Automation and the labour share: Firm-level evidence from France [Çalışma tebliği]. Söyleşide anılan çalışma; tam bibliyografik bilgisi doğrulanmayı beklemektedir (bkz. metodolojik not).
Cowen, T. (Host). (2026, 15 Temmuz). Daron Acemoglu on liberalism, automation, and pro-worker AI [Söyleşi metni]. Conversations with Tyler. https://conversationswithtyler.com/episodes/daron-acemoglu-2/
Burchell, S., Clubb, C., & Hopwood, A. G. (1985). Accounting in its social context: Towards a history of value added in the United Kingdom. Accounting, Organizations and Society, 10(4), 381-413.
DiMaggio, P. J., & Powell, W. W. (1983). The iron cage revisited: Institutional isomorphism and collective rationality in organizational fields. American Sociological Review, 48(2), 147-160.
Elkington, J. (1997). Cannibals with forks: The triple bottom line of 21st century business. Capstone.
Freeman, R. E. (1984). Strategic management: A stakeholder approach. Pitman.
Fraser, N. (2000). Rethinking recognition. New Left Review, 3, 107-120.
Gray, R. (2010). Is accounting for sustainability actually accounting for sustainability… and how would we know? An exploration of narratives of organisations and the planet. Accounting, Organizations and Society, 35(1), 47-62.
Habermas, J. (1996). Between facts and norms: Contributions to a discourse theory of law and democracy (W. Rehg, Trans.). MIT Press.
Hines, R. D. (1988). Financial accounting: In communicating reality, we construct reality. Accounting, Organizations and Society, 13(3), 251-261.
Hopwood, A. G. (2009). Accounting and the environment. Accounting, Organizations and Society, 34(3-4), 433-439.
IFRS Foundation. (2021). International ⟨IR⟩ framework. IFRS Foundation. (İlk yayım: International Integrated Reporting Council, 2013; kurumsal sahiplik 2022’de IFRS Foundation’a devredilmiştir.)
International Sustainability Standards Board. (2023). IFRS S1: General requirements for disclosure of sustainability-related financial information. IFRS Foundation.
International Sustainability Standards Board. (2023). IFRS S2: Climate-related disclosures. IFRS Foundation.
Lindblom, C. K. (1994, April). The implications of organizational legitimacy for corporate social performance and disclosure [Konferans bildirisi]. Critical Perspectives on Accounting Conference, New York, NY, United States.
Mazzucato, M. (2018). The value of everything: Making and taking in the global economy. PublicAffairs.
Miller, P., & Power, M. (2013). Accounting, organizing, and economizing: Connecting accounting research and organization theory. Academy of Management Annals, 7(1), 555-603.
Miller, P., & Rose, N. (1990). Governing economic life. Economy and Society, 19(1), 1-31.
Moore, M. H. (1995). Creating public value: Strategic management in government. Harvard University Press.
Nussbaum, M. C. (2011). Creating capabilities: The human development approach. Belknap Press.
Ostrom, E. (1990). Governing the commons: The evolution of institutions for collective action. Cambridge University Press.
Piketty, T. (2014). Capital in the twenty-first century (A. Goldhammer, Trans.). Belknap Press.
Polanyi, K. (2001). The great transformation: The political and economic origins of our time (2nd ed.). Beacon Press. (Original work published 1944)
Power, M. (1997). The audit society: Rituals of verification. Oxford University Press.
Rawls, J. (1971). A theory of justice. Harvard University Press.
Robson, K. (1992). Accounting numbers as “inscription”: Action at a distance and the development of accounting. Accounting, Organizations and Society, 17(7), 685-708.
Scott, W. R. (1995). Institutions and organizations. Sage.
Sen, A. (1999). Development as freedom. Alfred A. Knopf.
Stiglitz, J. E. (2012). The price of inequality: How today’s divided society endangers our future. W. W. Norton & Company.
Suchman, M. C. (1995). Managing legitimacy: Strategic and institutional approaches. Academy of Management Review, 20(3), 571-610.
![]()
