Skip to content

Türkiye’nin COP31 Yol Ayrımı: Karbonun Fiyatı, Dönüşümün Değeri — Muhasebe Gerçekliği Görünür mü Kılar, Yoksa Görünürlüğü mü Muhasebeleştirir?

Türkiye’nin COP31 Yol Ayrımı: Karbonun Fiyatı, Dönüşümün Değeri — Muhasebe Gerçekliği Görünür mü Kılar, Yoksa Görünürlüğü mü Muhasebeleştirir?

Öz

Bu çalışma, Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi (TR ETS) Yönetmeliği ile kurulan izleme, raporlama ve doğrulama (MRV) mimarisini, eleştirel muhasebe ve yönetim muhasebesi perspektifinden değerlendirmektedir. Çalışmanın temel tezi, bir olgunun ölçülmesi, raporlanması ve doğrulanmasının, o olgunun yönetildiği anlamına gelmediğidir. Başka bir ifadeyle, muhasebeleştirme (accounting-for) ile yönetme (managing) arasında kendiliğinden kurulmuş bir nedensellik ilişkisi bulunmamaktadır. Bu ilişkinin kurulabilmesi, ölçülen karbon bilgisinin maliyet, performans, yatırım ve strateji kararlarına gerçekten aktarılmasına ve bu kararların şeffaf, izlenebilir ve hesap verebilir kurumsal süreçler içinde alınmasına bağlıdır.

Çalışma bu ayrımı “seçici görünürlük” kavramı üzerinden geliştirmektedir. Seçici görünürlük, bir düzenleyici veya muhasebe sisteminin bazı çevresel olguları yüksek ölçülebilirlik ve doğrulanabilirlik düzeyine taşırken, kapsam, eşik, tahsis ve değer zinciri tercihleri nedeniyle diğer olguları karar alanının dışında bırakmasıdır. TR ETS’nin kapsam eşikleri, ücretsiz tahsis mekanizması ve sistemin toplam emisyonlar içindeki kapsamı bu kavramın somutlaştığı üç kurumsal sınır olarak ele alınmaktadır. Buradaki eleştiri, kademeli uygulamanın kendisine değil, sistemin gördüğü ile görmediği arasındaki farkın kamusal ve yönetsel karar süreçlerinde yeterince görünür olup olmadığına yöneliktir.

Çalışmanın ikinci katkısı, seçici görünürlüğün yalnızca bir raporlama sorunu olmadığını, ölçüm ile kurumsal dönüşüm arasındaki bağ kurulmadığında bir “yönetim illüzyonu” üretme potansiyeline sahip olduğunu ileri sürmesidir. Buradaki illüzyon, göstergelerin sahte olması değil, göstergelerin varlığının kurumsal dönüşümün yeterli kanıtı olarak kabul edilmesidir. Bu nedenle çalışma, Yönetim Muhasebesi 2.0 başlığı altında karbon fiyatını karbon maliyetine, karbon maliyetini faaliyet ve ürün maliyetine, bunu bütçe ve performans ölçümüne, yatırım değerlemesine ve nihayet kurumsal stratejiye bağlayan bütünleşik bir karar zinciri önermektedir.

Bununla birlikte karbon maliyetinin kurumsal karar sistemine dahil edilmesi, tek başına sürdürülebilir değer yaratılması anlamına gelmemektedir. Karbon maliyetinin içselleştirilmesi, sürdürülebilir değer yaratmanın önemli bir önkoşulu olmakla birlikte; doğal, ekonomik, sosyal ve kurumsal değer boyutlarının birlikte değerlendirilmesini gerektiren daha geniş bir karar mimarisinin parçasıdır. Bu nedenle çalışma, Türkiye bağlamında düzenleyici bağımsızlık, doğrulama kapasitesi, yaptırım tutarlılığı ve kamu işletmelerinin karar özerkliği gibi kurumsal koşulları da tartışmaktadır.

Son olarak çalışma, 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek COP31’i bir denetim mekanizması olarak değil, Türkiye’nin iklim yönetişimi kapasitesinin uluslararası görünürlüğünün artacağı bir kurumsal vitrin ve görünürlük sahnesi olarak değerlendirmektedir. Çalışma, seçici görünürlük tezinin ampirik olarak sınanabilmesi için ücretsiz tahsisatların seyri, doğrulama kuruluşlarının bağımsızlığı ve karbon maliyetinin şirketlerin karar sistemlerine içselleştirilmesi olmak üzere üç araştırma ekseni önermektedir.

Anahtar Kelimeler: karbon muhasebesi, seçici görünürlük, yönetim muhasebesi, Yönetim Muhasebesi 2.0, sürdürülebilir değer, TR ETS, COP31


Türkiye’nin COP31’deki Yol Ayrımı: Karbonu Fiyatlandırma, Dönüşümü Deftere İşleme İllüzyonu…

Abstract

This study critically examines the monitoring, reporting and verification (MRV) architecture established by Türkiye’s Emissions Trading System (TR ETS) Regulation from the perspectives of critical accounting and management accounting. Its central argument is that measuring, reporting and verifying an environmental phenomenon does not, by itself, constitute managing that phenomenon. In other words, no automatic causal relationship exists between accounting-for and managing. Such a relationship depends on whether carbon information is effectively translated into cost allocation, performance measurement, investment appraisal and strategic decision-making, and whether these decisions are made through transparent, traceable and accountable institutional processes.

The study develops the concept of “selective visibility” to explain this distinction. Selective visibility refers to a condition in which an accounting or regulatory system renders certain environmental phenomena highly measurable and verifiable while leaving other phenomena outside the decision domain through choices concerning thresholds, coverage, allocation and value-chain boundaries. The coverage thresholds, free allocation mechanism and overall emissions coverage of the TR ETS are examined as three institutional boundaries through which selective visibility may emerge. The argument is not that phased implementation is inherently problematic, but that the distinction between what the system sees and what it does not see must remain visible in public and managerial decision-making.

The study further argues that selective visibility may generate an “illusion of governance” when the existence of measurement and compliance indicators is treated as sufficient evidence of institutional transformation. The illusion does not imply that the indicators are false; rather, it arises when the existence of indicators is assumed to demonstrate the adequacy of the underlying decision-making process. Against this background, the study proposes a Management Accounting 2.0 framework that connects carbon prices to carbon costs, carbon costs to product and activity costs, and these costs to budgeting, performance measurement, investment appraisal and ultimately corporate strategy.

However, integrating carbon costs into managerial decision systems should not be equated with sustainable value creation. Carbon-cost internalization is an important precondition for sustainable value, but sustainable value requires a broader decision architecture in which economic, natural, social and institutional dimensions of value are considered simultaneously. The study therefore discusses institutional conditions specific to Türkiye, including regulatory independence, verification capacity, enforcement consistency and the decision-making autonomy of public enterprises.

Finally, COP31, to be held in Antalya from 9 to 20 November 2026, is conceptualized not as a formal auditing mechanism but as a visibility arena in which Türkiye’s climate-governance capacity will become subject to heightened international observation. The study proposes three empirical research avenues: the evolution of free allocation, the independence of verification bodies, and the extent to which carbon costs are internalized into corporate decision-making systems.

Keywords: carbon accounting, selective visibility, management accounting, Management Accounting 2.0, sustainable value, TR ETS, COP31

Giriş

Muhasebeleştirmenin Epistemolojik Sınırı

Muhasebe uzun süre kendisini ölçen, kaydeden, sınıflandıran ve raporlayan teknik bir bilgi sistemi olarak tanımlamıştır. Bu anlayışta varsayılan nedensellik basittir: Bir olgu vardır; olgu ölçülür; ölçüm kayıt altına alınır; kayıt raporlanır; rapor ise karar alıcının kullanımına sunulur. Ancak eleştirel muhasebe literatürü, bu zincirin hiçbir aşamasının bütünüyle nötr olmadığını göstermektedir. Ölçülecek şeyin seçimi, ölçüm sınırlarının belirlenmesi, kategorilerin oluşturulması ve hangi göstergelerin karar süreçlerine taşınacağı, muhasebenin yalnızca teknik değil, aynı zamanda kurumsal ve siyasal niteliğini de ortaya koymaktadır.

Hopwood (2009), çevre ile muhasebe arasındaki ilişkinin tarihsel gelişimini tartışırken, muhasebenin çevresel olguları görünür kılma kapasitesi kadar onları finansal karar alanının dışında bırakma kapasitesine de dikkat çekmektedir. Lohmann (2009) ise çevresel muhasebenin yalnızca mevcut gerçekliği ölçmediğini; aynı zamanda aktörleri, ilişkileri, maliyetleri ve nesneleri belirli kategoriler içinde yeniden çerçevelediğini göstermektedir. Gray (2010) de sürdürülebilirlik raporlamasının, kuruluşların çevre ile ilişkisini belirli anlatılar ve göstergeler aracılığıyla yeniden kurabileceğini vurgulamaktadır.

Bu perspektiften bakıldığında karbon piyasaları ve emisyon ticaret sistemleri yalnızca ekonomik araçlar değildir. Aynı zamanda karbonun hangi koşullarda ölçülebilir, fiyatlandırılabilir ve yönetilebilir bir nesneye dönüştürüleceğini belirleyen kurumsal yapılardır. Karbonun ölçülmesi ve fiyatlandırılması önemli bir yönetişim kapasitesi yaratır; ancak bu kapasitenin varlığı, karbonun kurumsal karar alma süreçlerinde gerçekten yönetildiği anlamına gelmez.

Tam da bu noktada bu çalışmanın temel sorusu ortaya çıkmaktadır:

Karbonu gerçekten yönetiyor muyuz, yoksa karbon yönetimini mi ölçüp raporluyoruz?

27 Ağustos 2026 tarihinde yayımlanan TR ETS Yönetmeliği, bu soruyu Türkiye açısından güncel ve somut bir tartışma alanına taşımaktadır. Yönetmelik; sera gazı emisyonlarının izlenmesi, raporlanması ve doğrulanması, emisyon izinleri, tahsisatların dağıtımı ve teslimi ile piyasa mekanizmalarına ilişkin kapsamlı bir düzenleyici çerçeve oluşturmaktadır. Bu mimari, karbonun ekonomik bir karar değişkenine dönüşmesi bakımından önemli bir kurumsal adımdır. Ancak ölçüm altyapısının kurulması ile karar altyapısının dönüşmesi aynı şey değildir.

Bu çalışma tam da bu ayrımı merkeze almaktadır.

Çalışmanın ilk kavramsal katkısı seçici görünürlük kavramıdır. Seçici görünürlük, bir muhasebe veya düzenleyici sistemin belirli çevresel olguları görünür, ölçülebilir ve doğrulanabilir hale getirirken, kapsam, eşik, tahsis ve değer zinciri tercihleri aracılığıyla diğer olguları karar alanının dışında bırakmasıdır.

İkinci katkı, ölçüm ile yönetim arasındaki boşluğun yönetim illüzyonu üretebileceği yönündeki önermedir. Burada “illüzyon”, ölçümlerin veya raporların sahte olduğu anlamına gelmemektedir. Sorun, gerçek ve doğrulanabilir göstergelerin, arkasındaki kurumsal karar süreçlerinin dönüşümünün yeterli kanıtı olarak kabul edilmesidir.

Üçüncü katkı ise bu boşluğu kapatmak üzere önerilen Yönetim Muhasebesi 2.0 yaklaşımıdır. Bu yaklaşım karbonu yalnızca raporlanan bir çevresel gösterge olmaktan çıkararak maliyet, performans, yatırım ve stratejik karar zincirinin içine yerleştirmeyi amaçlamaktadır.

1. Karbon Ekosisteminin Yeni Altyapısı: Ölçümün Kurduğu ve Kurmadığı

TR ETS’nin kurulması, Türkiye’nin iklim politikasında önemli bir kurumsal eşik oluşturmaktadır. Ancak herhangi bir emisyon ticaret sisteminin değerlendirilmesi yalnızca “bir sistem kuruldu mu?” sorusuyla sınırlı tutulamaz. Daha önemli sorular şunlardır:

Ne ölçülüyor?

Kim ölçülüyor?

Hangi emisyonlar fiyatlandırılıyor?

Kim ücretsiz tahsisattan yararlanıyor?

Karbon maliyetini nihai olarak kim taşıyor?

Ve en önemlisi, ortaya çıkan karbon bilgisi hangi ekonomik kararı değiştiriyor?

Bu sorular, MRV mimarisini teknik bir veri toplama sistemi olmaktan çıkarıp bir karar sınırı oluşturma sistemi olarak değerlendirmeyi gerektirir.

1.1. Eşikler: Görünen karbon ve görünmeyen karbon

TR ETS kapsamında belirli emisyon eşiklerinin kullanılması, düzenleyici uygulanabilirlik açısından anlaşılabilir bir tercihtir. Her emisyon kaynağının aynı yoğunlukta izlenmesi, özellikle sistemin başlangıç aşamasında yüksek işlem ve doğrulama maliyetleri yaratabilir.

Dolayısıyla burada eleştiri, eşik kullanılmasına yönelik değildir.

Eleştiri, eşik ile görünürlük arasındaki ilişkinin nasıl yönetildiğine yöneliktir.

Bir düzenleme belirli bir eşik üzerindeki tesisleri sisteme dahil ettiğinde, sistem teknik olarak “emisyonları” değil, belirli bir düzenleyici sınır içinde tanımlanan emisyonları ölçmektedir. Bu ayrım küçük görünse de epistemolojik olarak önemlidir.

Çünkü ölçüm sınırı aynı zamanda karar sınırıdır.

Eşik altında kalan tesisler sistemin doğrudan fiyatlandırma ve yükümlülük mekanizmasının dışında kaldığında, bu tesislerin emisyonlarının ekonomik açıdan önemsiz olduğu sonucu çıkarılamaz. Aksine, sistemin doğrudan gördüğü emisyonlarla ekonominin toplam karbon ayak izi arasında bir fark oluşabilir.

Bu nedenle TR ETS’nin başarısı yalnızca kapsama giren tesislerdeki emisyonların ne kadar doğru ölçüldüğüyle değil, kapsam dışında kalan emisyonların da karar vericiler açısından ne ölçüde görünür tutulduğu ile değerlendirilmelidir.

1.2. Ücretsiz tahsisat: Ölçülen karbon, fiyatlandırılmayan karbon

İkinci sınır ücretsiz tahsis mekanizmasıdır.

Pilot dönemde ücretsiz tahsisatların kullanılması, sanayinin rekabet gücünü korumak ve karbon kaçağı riskini sınırlamak açısından savunulabilir bir politika aracıdır. Ancak muhasebe açısından bakıldığında ücretsiz tahsisat yalnızca teknik bir piyasa parametresi değildir.

Aynı zamanda bir dağıtım ve maliyet paylaşımı kararıdır.

Çünkü karbonun fiyatının oluşması ile karbon maliyetinin ekonomik birimler tarafından gerçekten üstlenilmesi aynı şey değildir.

Bir emisyon hakkının fiyatının bulunması, şirketin bu fiyatı mutlaka ekonomik kararlarına tam olarak yansıttığı anlamına gelmez. Ücretsiz tahsisat, geçiş döneminde karbon maliyetinin önemli bir bölümünü erteleyebilir veya farklı aktörler arasında yeniden dağıtabilir.

Dolayısıyla temel soru yalnızca:

“Karbonun fiyatı nedir?”

değil;

“Karbon maliyetini gerçekte kim üstlenmektedir?”

sorusudur.

İşte seçici görünürlüğün ikinci biçimi burada ortaya çıkar. Sistem karbonu görünür hale getirirken, karbon maliyetinin dağıtımsal sonuçları aynı ölçüde görünür olmayabilir.

1.3. Kapsam: Sistemin gördüğü karbon ile ekonominin karbonu

Üçüncü sınır sistemin toplam emisyonlar içindeki kapsamıdır.

Mevcut taslakta verilen pilot ve uygulama dönemi kapsam oranları, makalenin ampirik argümanının önemli dayanaklarından biridir. Ancak bu oranların nihai yayıma girecek metinde doğrudan Yönetmelik’in ilgili maddesi, eki veya resmi hesaplama kaynağı üzerinden doğrulanması gerekmektedir.

Buradaki temel mesele oranların kendisinden daha geniştir.

Bir sistem toplam emisyonların yalnızca belirli bir bölümünü doğrudan fiyatlandırıyorsa, kamuoyu iletişiminde “karbon fiyatlandırılıyor” ifadesi ile “ekonominin toplam karbon maliyeti fiyatlandırılıyor” ifadesi birbirinden ayrılmalıdır.

Bu ayrım özellikle Scope 3 emisyonları bakımından önemlidir. Değer zinciri emisyonlarının TR ETS’nin doğrudan fiyatlandırma ve yükümlülük mekanizması dışında kalması, bu emisyonların ekonomik açıdan önemsiz olduğu anlamına gelmez. Aksine, emisyonların üretim zinciri boyunca nerede ortaya çıktığı ile düzenleyici sistemin nerede müdahale ettiği arasında bir boşluk oluşturabilir.

Dolayısıyla kapsam dışılık bir “hata” olarak değil, yönetilmesi gereken bir görünürlük problemi olarak ele alınmalıdır.

2. Seçici Görünürlük: Muhasebenin Sessizlik Ürettiği Yer

Bu çalışma açısından seçici görünürlük, çevresel bilginin eksikliği anlamına gelmemektedir.

Daha spesifik olarak:

Seçici görünürlük, bir muhasebe veya düzenleyici sistemin belirli çevresel olguları ölçülebilir, doğrulanabilir ve karar verilebilir hale getirirken, kapsam, eşik, tahsis ve değer zinciri sınırları nedeniyle diğer olguları aynı karar alanının dışında bırakmasıdır.

Bu tanım üç önemli noktayı içerir.

Birincisi, görünürlük seçimsiz değildir.

İkincisi, görünürlük yalnızca veri üretmekle ilgili değildir; karar verilebilirlik ile ilgilidir.

Üçüncüsü, görünmezlik her zaman yanlış bilgi anlamına gelmez. Bazen görünmezlik, sistemin bilinçli olarak çizdiği sınırın doğal sonucudur.

Bu nedenle eleştirel muhasebenin görevi, “bu veri yanlış” demekten önce şu soruyu sormaktır:

Bu veri neden tam olarak bu sınırlar içinde üretilmektedir?

Bourdieu’nün (1986) sermaye biçimleri arasındaki dönüşüm ilişkisi bu noktada açıklayıcıdır. Ölçülebilir bir gösterge yalnızca bilgi üretmez; aynı zamanda kurumsal meşruiyet üretebilir. Emisyon verisi, tahsisat kaydı, doğrulama raporu veya ESG göstergesi, teknik niteliğinin ötesinde “uyum sağlanıyor” mesajı taşıyabilir.

Gray (2010) sürdürülebilirlik anlatılarının kuruluş ile gezegen arasındaki ilişkiyi belirli kurumsal anlatılar üzerinden yeniden yapılandırabileceğini göstermektedir. Bebbington ve Larrinaga (2014) ise sürdürülebilirlik muhasebesinin örgütsel ve toplumsal dönüşüm kapasitesinin ayrıca sorgulanması gerektiğine işaret etmektedir.

Bu çerçevede TR ETS açısından kritik mesele, MRV sisteminin doğru çalışıp çalışmadığı kadar, MRV’nin ürettiği bilginin kurumsal karar süreçlerine ne yaptığıdır.

2.1. Gözetim ile sınır çizme arasındaki ilişki

Foucault’nun (1975) panoptikon çözümlemesi burada doğrudan bir nedensellik modeli olarak değil, analojik bir açıklama aracı olarak kullanılabilir.

MRV sistemi kapsamındaki tesisler ölçülmekte, raporlanmakta ve doğrulanmaktadır. Bu sürekli izleme, davranış üzerinde disipline edici bir etki yaratabilir. Ancak gözetimin kapsamı da önceden belirlenmiş kurumsal sınırlar tarafından çizilmektedir.

Dolayısıyla mesele yalnızca:

“Kim gözetleniyor?”

değil;

“Kimin gözetleneceğine kim karar veriyor?”

sorusudur.

TR ETS bağlamında eşikler, sektörel kapsam, tahsis mekanizmaları ve yükümlülük sınırları bu ikinci sorunun kurumsal karşılığını oluşturur.

Buradaki Foucault bağlantısı, TR ETS’nin panoptikon olduğu iddiası değildir. Analojik önerme daha sınırlıdır:

Gözetimin etkinliği kadar gözetimin sınırlarının nasıl belirlendiği de kurumsal iktidarın bir parçasıdır.

Bu ayrım, çalışmanın teorik aşırılığa kaçmasını önlerken eleştirel iddiasını korumaktadır.

2.2. Uyum ile dönüşüm arasındaki ayrım

Bir düzenleyici sistemin gerektirdiği göstergelerin üretilmesi, kurumun dönüşüm geçirdiğini göstermeyebilir.

Bir şirket:

  • emisyonunu ölçebilir,
  • doğrulama raporu hazırlatabilir,
  • tahsisat hesabını tutabilir,
  • sürdürülebilirlik raporu yayımlayabilir,
  • karbon fiyatını açıklayabilir.

Bütün bunlar yapılırken şirketin:

  • üretim teknolojisi,
  • sermaye bütçesi,
  • yatırım öncelikleri,
  • ürün portföyü,
  • tedarik zinciri,
  • enerji yapısı

aynı kalabilir.

Bu durumda uyum vardır; fakat dönüşüm sınırlıdır.

Dolayısıyla “raporlama yapılıyor” önermesi ile “kurumsal karar sistemi değişti” önermesi arasında ampirik olarak doldurulması gereken bir mesafe bulunmaktadır.

İşte bu mesafe, bu çalışmada yönetim illüzyonu olarak kavramsallaştırılmaktadır.

Yönetim illüzyonu:

Ölçüm, raporlama ve doğrulama çıktılarının, arkasındaki karar mekanizmasının dönüşümünün yeterli kanıtı olarak kabul edilmesi durumudur.

Burada “illüzyon” göstergenin sahte olması değildir.

Tam tersine, en tehlikeli illüzyon gerçek göstergelerden doğabilir.

Çünkü gerçek bir veri, yanlış bir sonuç için de kullanılabilir.

3. “Miş Gibi” Yapmanın Mekaniği: Ölçümden Yönetişime

Seçici görünürlüğün kurumsal düzeyde nasıl bir yönetim illüzyonuna dönüşebileceği dört aşamalı bir mekanizma üzerinden açıklanabilir.

Birinci aşama: Düzenleme

Düzenleyici sistem ölçülebilir bir alan tanımlar.

İkinci aşama: Uyum

Kuruluşlar bu alan içerisinde gerekli veri, rapor ve doğrulama göstergelerini üretir.

Üçüncü aşama: Meşruiyet

Üretilen göstergeler, yalnızca uyumun değil, aynı zamanda kurumsal dönüşümün göstergeleri olarak yorumlanmaya başlanır.

Dördüncü aşama: Karar mekanizmasının görünmezleşmesi

Göstergeler yeterli kabul edildiğinde, göstergelerin arkasındaki karar süreçlerinin niteliği daha az sorgulanabilir.

Bu dört aşamalı süreç, “ölçüm → uyum → meşruiyet → sorgulama azalması” biçiminde özetlenebilir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bu döngünün kaçınılmaz olduğu iddiasının ileri sürülmemesidir. Tam tersine, bu döngü kurumsal tasarım tarafından kırılabilir.

Döngünün kırılması için ölçümün karar sistemine bağlanması gerekir.

Bir başka ifadeyle:

MRV, kararın yerine geçmemeli; kararın kalitesini artırmalıdır.

Karbon bilgisinin üretildiği halde yatırım kararlarını, bütçeleri, maliyet hesaplarını ve performans ölçümlerini değiştirmediği bir sistemde MRV yüksek teknik kaliteye sahip olsa bile yönetsel dönüşüm sınırlı kalacaktır.

4. Yönetim Muhasebesi 2.0: Karbonu Ölçmekten Karar Vermeye

Bu çalışmanın normatif katkısı burada ortaya çıkmaktadır.

Karbon muhasebesi yalnızca emisyon miktarının hesaplanmasıyla sınırlı kaldığında, karbon bilgisi karar sisteminin çevresinde dolaşan bir raporlama göstergesine dönüşebilir.

Buna karşılık Yönetim Muhasebesi 2.0, karbon bilgisini doğrudan karar mekanizmasının içine taşımayı amaçlamaktadır.

Önerilen temel zincir şöyledir:

ETS → Karbon Fiyatı → Karbon Maliyeti → Ürün/Faaliyet Maliyeti → Bütçe → Performans Ölçümü → Yatırım Değerlemesi → Sermaye Tahsisi → Kurumsal Strateji

Bu zincirin her halkası aynı zamanda bir hesap verebilirlik noktasıdır.

4.1. Karbon fiyatından karbon maliyetine

Karbon fiyatının oluşması, şirket açısından henüz karbon maliyetinin oluştuğu anlamına gelmez.

Yönetim muhasebesinin sorusu şudur:

Karbon fiyatı şirketin ekonomik kararlarında hangi maliyet nesnesine bağlanmaktadır?

Bu maliyet:

  • ürün,
  • faaliyet,
  • süreç,
  • tesis,
  • iş birimi,
  • müşteri,
  • proje

bazında izlenebilir hale getirilebilir.

Bu noktada faaliyet tabanlı maliyetleme ve zaman etkenli faaliyet tabanlı maliyetleme gibi yöntemler karbon maliyetinin maliyet nesnelerine dağıtılmasında kullanılabilir.

Böylece karbon, sürdürülebilirlik raporunun bir göstergesi olmaktan çıkarak maliyet muhasebesinin bir unsuru haline gelir.

4.2. Karbon maliyetinden bütçeye

Karbon maliyeti bütçeye girmediğinde, bütçenin karbon riskini gerçekten temsil ettiği söylenemez.

Bu nedenle karbon maliyeti:

  • operasyonel bütçelere,
  • enerji bütçelerine,
  • sermaye bütçelerine,
  • satın alma bütçelerine

yansıtılmalıdır.

Bütçe sisteminin temel sorusu artık yalnızca:

“Bu yatırım ne kadar maliyetli?”

olmamalıdır.

Buna şu soru da eklenmelidir:

“Bu yatırımın karbon fiyatı değiştiğinde ekonomik sonucu nasıl değişmektedir?”

4.3. Karbon maliyetinden performans ölçümüne

Karbon maliyetinin performans ölçümüne dahil edilmesi, Yönetim Muhasebesi 2.0’ın kritik halkalarından biridir.

Ancak burada da yalnızca emisyon miktarının ölçülmesi yeterli değildir.

Bir yöneticinin performansı:

  • emisyon azaltımı,
  • karbon maliyeti,
  • enerji yoğunluğu,
  • üretim başına karbon,
  • karbon riskine maruz kalma,
  • dönüşüm yatırımlarının getirisi

gibi göstergelerle birlikte değerlendirilmelidir.

Aksi halde performans sistemi, karbonun yönetilmesini değil, karbon göstergelerinin raporlanmasını teşvik edebilir.

4.4. Karbon maliyetinden yatırım değerlemesine

En önemli dönüşüm yatırım kararında gerçekleşmelidir.

Karbon fiyatının gelecekte yükselme ihtimali, bir yatırımın bugünkü net değerini değiştirebilir.

Dolayısıyla yatırım değerlemesinde:

DCF + karbon fiyatı senaryoları + düzenleyici risk + teknoloji dönüşüm riski

birlikte değerlendirilmelidir.

Özellikle belirsiz karbon fiyatı patikaları altında senaryo analizi, duyarlılık analizi ve gerçek opsiyon yaklaşımı kullanılabilir.

Böylece karbon maliyeti yalnızca “gider” olarak değil, sermaye tahsisini değiştiren stratejik değişken olarak ele alınır.

4.5. Yönetim Muhasebesi 2.0 ve Sürdürülebilir Değer

Burada kritik bir ayrım yapılmalıdır:

Karbon maliyetinin içselleştirilmesi sürdürülebilir değer değildir; sürdürülebilir değer yaratmanın önemli önkoşullarından biridir.

Çünkü bir şirket karbon maliyetini ürün maliyetine dahil ettiği halde doğal sermayeyi tüketmeye, sosyal maliyet yaratmaya veya uzun vadeli kurumsal kapasitesini zayıflatmaya devam edebilir.

Bu nedenle Yönetim Muhasebesi 2.0’ın nihai amacı yalnızca:

“Karbon maliyetini doğru hesaplamak”

değil;

“Karbon, ekonomik, doğal, sosyal ve kurumsal değer arasındaki ilişkileri karar sisteminde görünür kılmak”

olmalıdır.

Bu yaklaşım, karbon muhasebesini daha geniş bir Sürdürülebilir Değer Muhasebesi perspektifine bağlamaktadır.

5. Türkiye Bağlamında Kurumsal Kırılganlıklar

Yönetim Muhasebesi 2.0’ın teknik olarak kurulabilmesi ile kurumsal olarak çalışabilmesi farklı meselelerdir.

Türkiye bağlamında en az dört alan özellikle önem taşımaktadır.

5.1. Kamu işletmelerinin konumu

Enerji, altyapı ve ağır sanayi gibi yüksek karbon yoğun sektörlerde kamu işletmelerinin önemli rolü bulunmaktadır.

Bu işletmeler açısından karbon maliyetinin:

  • fiyatlara,
  • tarifelere,
  • yatırım kararlarına,
  • performans hedeflerine

aktarılması, yalnızca muhasebe tekniği değildir.

Kamu politikası, sosyal fiyatlandırma ve siyasi öncelikler de karar mekanizmasına dahil olabilir.

Bu nedenle kamu işletmelerinde karbon maliyetinin içselleştirilmesi, özel sektör şirketlerine kıyasla farklı bir kurumsal yönetişim sorunu yaratabilir.

Ancak burada ampirik kanıt olmadan “siyasi müdahale vardır” sonucuna ulaşmak yerine, siyasi müdahale riskinin araştırılması gereken bir kurumsal değişken olarak ele alınması daha doğru olacaktır.

5.2. Doğrulama ve denetim bağımsızlığı

MRV sisteminin güvenilirliği yalnızca ölçüm yönteminin doğruluğuna bağlı değildir.

Doğrulama kuruluşlarının:

  • teknik yeterliliği,
  • akreditasyon durumu,
  • sahiplik yapısı,
  • müşteri bağımlılığı,
  • ticari ilişkileri,
  • çıkar çatışmaları

da önemlidir.

Dolayısıyla doğrulama sisteminin başarısı şu soruya bağlıdır:

Doğrulanan ile doğrulayan arasında yeterli kurumsal mesafe var mıdır?

Bu nedenle doğrulama pazarının ilk yıllardaki gelişimi, TR ETS’nin güvenilirliğinin önemli göstergelerinden biri olacaktır.

5.3. Yaptırım kapasitesi

Bir piyasa mekanizmasının güvenilirliği yalnızca kurallarının varlığıyla değil, kuralların öngörülebilir biçimde uygulanmasıyla oluşur.

Özellikle ekonomik baskı dönemlerinde:

  • yaptırımların ertelenmesi,
  • geçici istisnalar,
  • sektörel muafiyetler,
  • tahsisat politikalarındaki değişiklikler

piyasanın karbon fiyatı sinyalini zayıflatabilir.

Dolayısıyla TR ETS’nin başarısında yaptırım kapasitesi kadar yaptırım tutarlılığı da önemlidir.

5.4. Kurumsal şeffaflık

Son olarak, karbon yönetişiminin güvenilirliği kararların nasıl alındığının görünür olmasına bağlıdır.

Şeffaflık yalnızca emisyon verisinin yayımlanması değildir.

Şeffaflık aynı zamanda:

  • tahsisat kararlarının gerekçelerini,
  • istisnaların nedenlerini,
  • fiyat istikrarı müdahalelerini,
  • kapsam değişikliklerini,
  • yaptırım uygulamalarını

anlaşılabilir hale getirmeyi gerektirir.

Böylece seçici görünürlük azaltılabilir.

6. COP31: Diplomatik Vitrin mi, Kurumsal Görünürlük Sahnesi mi?

COP31’in 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilmesi, Türkiye açısından iklim politikası bakımından önemli bir uluslararası görünürlük alanı yaratmaktadır. UNFCCC’nin resmi bilgilerine göre Antalya Konferansı COP31/CMP21/CMA8 oturumlarını ve ilgili yan süreçleri kapsayacak; ayrıca Türkiye ve Avustralya yakın iş birliği içinde süreci yürütecektir.

Bu nedenle COP31’i yalnızca diplomatik bir etkinlik olarak okumak eksik olacaktır.

Ancak bunun karşıtı olan:

“COP31 Türkiye’nin kurumsal yapısını denetleyecektir.”

önermesi de doğru değildir.

COP bir denetim kurumu değildir.

COP31’in işlevi burada daha farklıdır:

Türkiye’nin iklim politikası iddialarının, kurumsal uygulamalarının ve karbon yönetişimi kapasitesinin uluslararası görünürlüğünü artıran bir sahne oluşturmak.

Bu nedenle “gerçeklik sınavı” ifadesi, ancak metaforik anlamda kullanılmalıdır.

Sınav COP31’de yapılmayacaktır.

Sınavın sonucu COP31’den önce kurumsal uygulamalarda oluşacaktır.

Zirvede görünen:

  • TR ETS,
  • MRV sistemi,
  • karbon piyasası,
  • iklim politikaları,
  • sürdürülebilirlik hedefleri

olacaktır.

Fakat bunların gerçek karşılığı:

  • yatırım kararlarında,
  • bütçelerde,
  • maliyet sistemlerinde,
  • enerji tercihlerinde,
  • kamu işletmelerinin performansında,
  • yaptırım uygulamalarında

ortaya çıkacaktır.

Bu nedenle COP31 Türkiye için bir sahne olabilir; fakat sahnede sergilenecek performans sahne arkasında üretilir.

Bu ayrım, çalışmanın ana tezini COP31 bağlamında yeniden kurmaktadır:

Diplomatik görünürlük, kurumsal dönüşümün kanıtı değildir.

7. Araştırma Gündemi: Seçici Görünürlük Nasıl Ölçülebilir?

Bu çalışmanın önemli sınırlılığı, “seçici görünürlük” tezinin mevcut aşamada ağırlıklı olarak kavramsal olmasıdır.

Bu nedenle sonraki araştırmaların amacı, kavramı ampirik olarak sınamak olmalıdır.

7.1. Ücretsiz tahsisatın seyri

İlk araştırma sorusu:

TR ETS’de ücretsiz tahsisatların zaman içindeki seyri, karbon maliyetinin firmalara aktarılması üzerinde nasıl bir etki yaratmaktadır?

Bu soru için:

  • yıllık tahsisat kayıtları,
  • sektör bazlı tahsisatlar,
  • tahsisat/gerçek emisyon oranları,
  • karbon fiyatları

izlenebilir.

Yöntem olarak zaman serisi ve panel veri analizleri kullanılabilir.

AB ETS deneyimi karşılaştırmalı referans noktası olarak kullanılabilir; ancak Türkiye ile AB arasındaki kurumsal ve sektörel farklılıklar nedeniyle doğrudan birebir karşılaştırma yapılmamalıdır.

7.2. Doğrulama kuruluşlarının bağımsızlığı

İkinci araştırma sorusu:

TR ETS doğrulama piyasasında sahiplik, müşteri yoğunlaşması ve ticari ilişkiler potansiyel çıkar çatışmaları yaratmakta mıdır?

Bu araştırmada:

  • akreditasyon kayıtları,
  • şirket kayıtları,
  • sahiplik bilgileri,
  • müşteri portföyleri

kullanılarak ağ analizi gerçekleştirilebilir.

Burada amaç herhangi bir kuruluşu peşinen suçlamak değil, piyasa yapısındaki bağımlılık ve yoğunlaşma ilişkilerini ölçmektir.

7.3. Karbon maliyetinin karar sistemine içselleştirilmesi

Üçüncü ve Yönetim Muhasebesi 2.0 açısından en önemli araştırma sorusu:

Karbon maliyeti şirketlerin bütçe, performans ölçümü ve yatırım değerleme sistemlerine gerçekten girmekte midir?

Bu soru için halka açık şirketlerin:

  • faaliyet raporları,
  • sürdürülebilirlik raporları,
  • yatırımcı sunumları,
  • sermaye bütçeleme açıklamaları

içerik analizine tabi tutulabilir.

Bunun yanında 3–5 yüksek karbon yoğun sektör şirketiyle gerçekleştirilecek nitel vaka çalışmaları, nicel içerik analizini tamamlayabilir.

7.4. Yönetim Muhasebesi 2.0 olgunluk endeksi

Bu çalışmadan hareketle daha ileri bir araştırmada bir Yönetim Muhasebesi 2.0 Olgunluk Endeksi geliştirilebilir.

Örneğin beş boyut:

  1. Karbon maliyetinin ölçülmesi
  2. Maliyet nesnelerine dağıtılması
  3. Bütçe ve performans sistemlerine aktarılması
  4. Yatırım değerlemesine dahil edilmesi
  5. Stratejik sermaye tahsisini değiştirmesi

şeklinde tasarlanabilir.

Böyle bir endeks, şirketlerin yalnızca karbon raporlayıp raporlamadığını değil, karbon bilgisini karar sisteminde ne ölçüde kullandığını ölçebilir.

Bu nokta, “seçici görünürlük” kavramının ampirik olarak sınanması bakımından çalışmanın en güçlü gelecek araştırma alanlarından biridir.

Sonuç

Karbonu mu Yönetiyoruz, Yoksa Karbon Yönetimini mi Deftere İşliyoruz?

TR ETS, Türkiye’nin iklim politikası açısından önemli bir kurumsal altyapı oluşturmaktadır. MRV sistemi, emisyon izinleri, tahsisat mekanizmaları ve karbon piyasasının kurulması, karbonun ekonomik kararların içine girmesi için gerekli kurumsal zemini yaratmaktadır.

Ancak zemin ile bina aynı şey değildir.

Bir sistem karbonu ölçebilir.

Karbonu raporlayabilir.

Karbonu doğrulayabilir.

Karbon için bir fiyat oluşturabilir.

Fakat bütün bunlar, karbonun gerçekten yönetildiğini tek başına kanıtlamaz.

Bu çalışmanın temel ayrımı tam burada ortaya çıkmaktadır:

Muhasebeleştirme, yönetmenin yerine geçmez.

Karbonun yönetilebilmesi için karbon fiyatının karbon maliyetine; karbon maliyetinin ürün ve faaliyet maliyetlerine; bunların bütçe ve performans sistemlerine; ardından yatırım değerlemesine ve stratejik sermaye tahsisine aktarılması gerekir.

Bu nedenle çalışmada önerilen Yönetim Muhasebesi 2.0, karbon bilgisinin raporlama sisteminden karar sistemine taşınmasını amaçlamaktadır.

Ancak burada ikinci bir uyarı daha gereklidir:

Karbon maliyetini yönetmek, sürdürülebilir değeri otomatik olarak yaratmaz.

Sürdürülebilir değer, karbon maliyetinin yanı sıra doğal, ekonomik, sosyal ve kurumsal değerlerin birlikte değerlendirilmesini gerektirir.

Bu nedenle karbon muhasebesinin nihai amacı yalnızca “ton CO₂e” hesaplamak olmamalıdır.

Asıl mesele:

Bir ton karbonun kurumun hangi kararını değiştirdiğidir.

Seçici görünürlük kavramı da bu noktada anlam kazanmaktadır.

Sorun yalnızca sistemin neyi ölçtüğü değildir.

Sorun:

neyi ölçmediği,

neden ölçmediği,

ölçtüğünü hangi karara bağladığı

ve

ölçmediği şeylerin ekonomik ve ekolojik sonuçlarının karar sisteminde nasıl temsil edildiğidir.

Dolayısıyla TR ETS’nin başarısı, yalnızca teknik olarak çalışan bir MRV sistemiyle ölçülemez.

Asıl başarı göstergeleri:

  • karbon maliyetinin gerçekten oluşması,
  • bu maliyetin doğru maliyet nesnelerine aktarılması,
  • bütçelere girmesi,
  • performans sistemlerini değiştirmesi,
  • yatırım kararlarını etkilemesi,
  • yüksek karbonlu varlıklara ilişkin sermaye tahsisini dönüştürmesi,
  • kurumsal kararların şeffaf ve hesap verebilir hale gelmesidir.

COP31 ise bu sürecin kendisini yaratmayacaktır.

COP31, daha ziyade bu sürecin uluslararası görünürlük kazanacağı bir sahne olacaktır. UNFCCC’nin Antalya sürecini kapsayıcı, şeffaf ve uygulamaya dönük bir süreç olarak tanımlaması da bu görünürlük boyutunu güçlendirmektedir.

Türkiye açısından asıl yol ayrımı bu nedenle iki politika seçeneği arasında değildir:

“ETS olsun mu, olmasın mı?”

Asıl yol ayrımı şuradadır:

ETS yalnızca karbonu fiyatlandıran bir uyum mekanizması olarak mı kalacak, yoksa karbon maliyetini şirketlerin ve kamu işletmelerinin gerçek ekonomik kararlarına taşıyan bir dönüşüm mekanizmasına mı dönüşecek?

İlk seçenek, güçlü bir raporlama sistemi yaratabilir.

İkinci seçenek ise güçlü bir karar sistemi yaratabilir.

Aradaki fark küçümsenecek bir muhasebe ayrıntısı değildir.

Aradaki fark, karbonu deftere geçirmek ile karbon nedeniyle karar değiştirmek arasındaki farktır.

Bu nedenle çalışmanın nihai sorusu basittir:

Karbonu gerçekten yönetiyor muyuz, yoksa karbon yönetimini mi deftere işliyoruz?

İlkini yönetmelik başlatabilir.

İkincisini ise yalnızca uygulama, kurumsal bağımsızlık, hesap verebilirlik ve yönetsel zihniyet belirleyebilir.

Ve belki de asıl mesele tam burada düğümlenmektedir:

Karbonun fiyatı piyasada oluşabilir; fakat dönüşümün değeri muhasebe defterinde değil, alınan kararlarda ortaya çıkar.

Defter kaydeder, karar dönüştürür — ikisini birbirine karıştırmak, bu çağın en pahalı muhasebe yanılgısıdır.”

Yapay Zekâ Kullanım Beyanı

Bu çalışmanın hazırlanması sürecinde üretken yapay zekâ araçlarından metnin dilsel akıcılığının geliştirilmesi, yapılandırılması, eleştirel değerlendirilmesi ve editoryal iyileştirilmesi amacıyla yararlanılmıştır. Çalışmanın araştırma sorusu, temel kavramsal yaklaşımı, teorik çerçevesi, yorumları ve bilimsel sorumluluğu yazara aittir. Nihai metin, kaynakların ve bilimsel iddiaların doğruluğu bakımından yazar tarafından gözden geçirilmiş ve onaylanmıştır.

Declaration of Generative AI in the Writing Process

During the preparation of this manuscript, generative AI tools were used to assist with language refinement, structural organization, critical review, and editorial improvement. The research question, core conceptual approach, theoretical framework, interpretations, and scholarly responsibility remain with the author. The final manuscript and the accuracy of its sources and scholarly claims have been reviewed and approved by the author.

Kaynakça

Bebbington, J., & Larrinaga, C. (2014). Accounting and sustainable development: An exploration. Accounting, Organizations and Society, 39(6), 395–413. https://doi.org/10.1016/j.aos.2014.01.003https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S036136821400004X

Bebbington, J., & Larrinaga-Gonzalez, C. (2008). Carbon trading: Accounting and reporting issues. European Accounting Review, 17(4), 697–717.https://www.tandfonline.com/doi/full/10.1080/09638180802489162#d1e212

Bourdieu, P. (1986). The forms of capital. In J. Richardson (Ed.), Handbook of theory and research for the sociology of education (pp. 241–258). Greenwood Press.https://is.muni.cz/el/fss/jaro2011/SAN106/um/Bourdieu.1986.Forms_of_Capital.pdf

Cook, A. (2009). Emission rights: From costless activity to market operations. Accounting, Organizations and Society, 34(3–4), 456–468.https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S0361368207000797

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı. (2026, 27 Ağustos). Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği. T.C. Resmî Gazete.https://iklim.gov.tr/turkiye-emisyon-ticaret-sistemi-yonetmeligi-yayimlandi-haber-4996

Elmacı, O. (2025a). Yönetim muhasebesinin net sıfır taahhütleri ve karbon kredilerinin finansal raporlamasındaki stratejik rolü: Konderatif Dalgalar Modeli ve eleştirel bir çerçeve [Preprint]. ResearchGate. https://www.researchgate.net/publication/395790416

Elmacı, O. (2025b). Sürdürülebilirlik raporlamasında “Borg Sendromu” ve “Dead Control” paradoksu: Yeşil aklama sanatından hegemonik asimilasyona eleştirel bir bakış [Preprint]. ResearchGate. https://www.researchgate.net/publication/398259943

Elmacı, O. (2025c). Türkiye’de şirket kapitalizmi: Kamusal varlıkların sermaye birikim rejimine devri [Preprint]. ResearchGate. https://www.researchgate.net/publication/391233216

Elmacı, O. (2025d). Jeopolitik dinamikler perspektifinde sürdürülebilirlik standartları üzerinden güç mücadelesi [Preprint]. ResearchGate. https://www.researchgate.net/publication/395015891

Foucault, M. (1975). Surveiller et punir: Naissance de la prison. Gallimard.https://is.muni.cz/el/fss/jaro2011/SAN106/um/Bourdieu.1986.Forms_of_Capital.pdf

Gray, R. H. (2010). Is accounting for sustainability actually accounting for sustainability… and how would we know? An exploration of narratives of organisations and the planet. Accounting, Organizations and Society, 35(1), 47–62. https://doi.org/10.1016/j.aos.2009.04.006 https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S0361368209000427

Habermas, J. (1989). The structural transformation of the public sphere: An inquiry into a category of bourgeois society (T. Burger, Trans.). MIT Press. (Original work published 1962)https://journals.sagepub.com/doi/10.1177/072551369203100115 https://journals.sagepub.com/doi/10.1177/072551369203100115

Heidegger, M. (1927). Sein und Zeit. Max Niemeyer Verlag.https://ia601609.us.archive.org/29/items/pdfy-6-meFnHxBTAbkLAv/42700894-Martin-Heidegger-Being-and-Time.pdf

Hopwood, A. G. (2009). Accounting and the environment. Accounting, Organizations and Society, 34(3–4), 433–439. https://doi.org/10.1016/j.aos.2009.03.002 https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S0361368209000294

Latour, B. (1987). Science in action: How to follow scientists and engineers through society. Harvard University Press.https://innovation.disi.unitn.it/ibict/2019/readings/mandatory/02%20Latour%20%E2%80%94%20Science%20in%20Action.pdf

Lohmann, L. (2009). Toward a different debate in environmental accounting: The cases of carbon and cost–benefit. Accounting, Organizations and Society, 34(3–4), 499–534.https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S0361368208000287

United Nations Framework Convention on Climate Change (UNFCCC). (2026, 9–20 Kasım). COP31 [Konferans]. Antalya, Türkiye.https://unfccc.int/cop31/the-road-to-antalya

Loading

Önceki
Back To Top