Accounting for Injustice: Selective Visibility, Risk Transfer and CorpAdaletsizliğin Muhasebesi: Seçici Görünürlük, Risk Transferi ve Şirket Kapitalizmi
Accounting for Injustice: Selective Visibility, Risk Transfer and Corporate Capitalism
Öz
Çağdaş kapitalist ekonomilerde değer; şirketler, finansal piyasalar, devlet, düzenleyici kurumlar ve bireysel yatırımcılar arasındaki çok katmanlı ilişkiler içinde yaratılmakta, ölçülmekte ve dağıtılmaktadır. Bu ilişkilerde yalnızca yaratılan değerin büyüklüğü değil; değerin kimde toplandığı, riskin kimde kaldığı, maliyetin kime aktarıldığı ve bu ilişkilerin muhasebe yoluyla ne ölçüde görünür kılındığı da önem taşımaktadır. Bu çalışma söz konusu problemi, Adaletsizliğin Muhasebesi kavramı ve onun merkezindeki seçici görünürlük önermesi üzerinden kavramsallaştırmaktadır. Seçici görünürlük; muhasebenin tanıma, ölçüm, raporlama sınırı ve zamanlama kuralları aracılığıyla ekonomik gerçekliğin belirli bölümlerini kurumsal olarak görünür kılarken diğer bölümlerini görünürlük alanının dışında bırakabilmesidir. Kavram kasıtlı gizleme iddiası taşımaz; görünürlüğün standartlar, önemlilik, ölçülebilirlik, sınırlar ve zamanlama aracılığıyla yapısal olarak nasıl biçimlendiğini inceler.
Çalışma dört önermeye dayanmaktadır: (i) muhasebenin doğruluğu ile temsil kapsamı aynı şey değildir; (ii) bir etkinin görünürlüğü, onu kimin taşıdığı ve kimin onun hakkında karar verebildiği üzerinde etkili olabilir; (iii) risk transferi yalnızca sözleşmesel bir sonuç değil, bilgi, likidite, pazarlık gücü ve zamanlama farklarıyla birlikte değerlendirilmesi gereken dağılımsal bir ilişkidir; (iv) hesap verebilirlik yalnızca açıklama miktarına değil, etki ile aktör, risk, maliyet, sonuç ve sorumluluk arasındaki ilişkinin kurulabilmesine bağlıdır.
Katkı dört düzeydedir. Birincisi, seçici görünürlük tanıma, ölçüm, sınır ve zamanlama boyutlarında sistematikleştirilmektedir. İkincisi, görünürlük ile dağılım arasındaki ilişki değer–risk–maliyet üçgeni üzerinden ele alınmaktadır. Üçüncüsü, hesap verebilirlik “daha fazla açıklama” sorunundan “ilişkilendirme” sorununa taşınmaktadır. Dördüncüsü, çerçeve gözlemlenebilir göstergelere ve sınanabilir araştırma beklentilerine dönüştürülmektedir. Adaletsizliğin Muhasebesi yeni bir standart veya yerleşik bir alt disiplin olarak değil, görünürlük sınırlarını ve bunların dağılımsal sonuçlarını inceleyen kavramsal bir çerçeve olarak önerilmektedir. Çalışma kavramsaldır; önerilen ilişkiler ampirik olarak sınanmamıştır.
Anahtar Kelimeler: Adaletsizliğin Muhasebesi, Seçici Görünürlük, Şirket Kapitalizmi, Risk Transferi, Finansallaşma, Hesap Verebilirlik, Muhasebe ve Güç
JEL Kodları: M41, D63, G23, G28
Abstract
In contemporary capitalist economies, value is generated, measured and distributed through multilayered relationships among corporations, financial markets, the state, regulatory institutions and individual investors. In these relationships, the amount of value created is not sufficient to explain economic outcomes; it also matters who captures value, who bears risk, to whom costs are transferred, and how far these relationships are rendered visible through accounting. This study conceptualises the problem through Accounting for Injustice, centred on the proposition of selective visibility: the capacity of accounting, through recognition, measurement, reporting boundary and timing rules, to render some dimensions of economic reality institutionally visible while leaving others outside the field of visibility. The concept does not imply intentional concealment; it examines how visibility is structurally shaped by standards, materiality, measurability, boundaries and timing.
The study advances four propositions: (i) accounting accuracy and the scope of represented economic reality are not identical; (ii) the visibility of an economic effect may influence who bears it and who can decide about it; (iii) risk transfer should be examined not only as a contractual allocation but in relation to differences in information, liquidity, bargaining power and timing; (iv) accountability depends not on the quantity of disclosure alone but on the capacity to link effects, actors, risks, costs, outcomes and responsibilities.
The study makes four contributions. First, selective visibility is disaggregated into recognition, measurement, boundary and timing. Second, the relationship between visibility and distribution is examined through the value–risk–cost nexus. Third, accountability is reframed as an attribution problem rather than merely a disclosure problem. Fourth, the framework is translated into observable indicators and testable research expectations. Accounting for Injustice is proposed not as a new standard or established subfield but as a conceptual framework for examining the boundaries of accounting visibility and their distributive consequences. The study is conceptual; the proposed relationships have not been empirically tested.
Keywords: Accounting for Injustice, Selective Visibility, Corporate Capitalism, Risk Transfer, Financialization, Accountability, Accounting and Power
JEL Classification: M41, D63, G23, G28
Giriş
Ekonomik düzenin temel sorularından biri, değerin nasıl üretildiği kadar nasıl dağıtıldığıdır. Gelir, kâr veya finansal getiri belirli aktörlerde toplanırken, bu getirinin maliyetleri ve riskleri aynı aktörler tarafından taşınmayabilir. Ekonomik sonuç bu nedenle yalnızca “ne kadar değer yaratıldı?” sorusuyla açıklanamaz; değerin kim tarafından elde edildiği, riskin kimde kaldığı, maliyetin kime aktarıldığı ve sonucun hangi bilgi düzeni içinde görünür hâle geldiği de incelenmelidir.
Bu problem güncel dağılım verileriyle somut bir bağlama sahiptir. World Inequality Report 2026, 2025 yılı için küresel ölçekte en üst %10’luk grubun toplam gelirin yarısından fazlasını (yaklaşık %53) ve küresel servetin yaklaşık dörtte üçünü elinde tuttuğunu; alt %50’nin ise gelirin yaklaşık %8’ine ve servetin yaklaşık %2’sine sahip olduğunu göstermektedir. Türkiye ülke sayfasında gelir ve servet göstergeleri 2024 yılına aittir: en üst %10 toplam gelirin %53,3’ünü ve servetin %68,4’ünü elinde tutarken, alt %50’nin payı gelirde %15,2, servette %2,7 olarak tahmin edilmektedir (World Inequality Lab, 2026a, 2026b). Küresel ve ulusal göstergelerin farklı referans yıllarına ait olduğu açıkça belirtilmelidir.
Bu veriler tek başına belirli bir ekonomik ilişkinin adaletsiz olduğunu kanıtlamaz. Ancak daha temel bir soruyu zorunlu kılar: Bu dağılımı üreten ilişkilerin hangileri görünürdür, hangileri görünürlüğün dışında kalmaktadır? Dağılım verisi sonucu gösterir; sonucu üreten ilişkilerin, risk transferlerinin ve maliyet aktarımlarının muhasebe tarafından ne ölçüde görünür kılındığını göstermez. Bu çalışma ulusal gelir ve servet dağılımını doğrudan şirket muhasebesine bağlamamaktadır. Makro düzeydeki dağılım verisi, çalışmanın sorusunu motive eden bağlamdır; çalışmanın analiz düzeyi, değer–risk–maliyet ilişkilerinin kurumsal raporlamada nasıl temsil edildiğidir.
Yazındaki konum
Muhasebenin ekonomik gerçekliği yalnızca yansıtmadığı, onu belirli kategoriler içinde kurduğu ve yönetilebilir kıldığı eleştirel muhasebe yazınında köklü bir tartışmadır (Burchell vd., 1980; Hopwood, 1983; Hines, 1988, 1991; Morgan, 1988; Hopwood & Miller, 1994; Miller & Power, 2013). Muhasebe ve güç ilişkisi (Power, 1997; Sikka, 2008; Sikka & Willmott, 2010), sosyal ve çevresel raporlamanın kapsam genişletme çabaları (Gray vd., 1996; Milne & Gray, 2013) ve şeffaflığın sınırları (Strathern, 2000; Messner, 2009; Roberts, 2009) ayrı birikimler oluşturmuştur. Bilgi asimetrisi ve açıklama yazını ise bilginin aktörler arasındaki dağılımına odaklanmıştır (Akerlof, 1970; Healy & Palepu, 2001).
Bu çalışma söz konusu birikimlerin yerine geçmeyi değil, onları belirli bir soru etrafında birleştirmeyi amaçlamaktadır: Görünürlüğün tanıma, ölçüm, sınır ve zamanlama düzeyindeki yapısal sınırları, değer–risk–maliyet ilişkilerinin kimler tarafından görülebildiğini ve kimlerle ilişkilendirilebildiğini nasıl etkiler? Bu soru tek tek yeni değildir; katkı, bileşenlerin tek bir araştırılabilir çerçevede, zamanlama dâhil dört boyutlu bir ayrıştırma ve gözlemlenebilir göstergelerle birlikte sunulmasındadır. Zamanlamanın tek başına yeni olduğu iddia edilmemektedir; açıklama zamanlaması ve bilgi asimetrisi yazını bu konuya zaten değinmiştir. Burada yapılan, zamanlamanın görünürlüğün bağımsız bir boyutu olarak ve riskin kimde kaldığı sorusuyla birlikte ele alınmasıdır.
Problem tanımı
Muhasebe açısından sorun şudur: Ekonomik olarak gerçekleşen her şey muhasebesel olarak görünür müdür? Bir finansal tablo kendi tanıma, ölçüm, sınıflandırma ve sunum kuralları içinde doğru olabilir; ancak bu doğruluk ekonomik gerçekliğin tamamının temsil edildiği anlamına gelmez. Buradaki “seçici” sözcüğü mutlaka bilinçli bir seçimi anlatmaz. Muhasebe sisteminin kendisi zaten seçimler yapar: hangi olay tanınacak, hangi değerleme temeli kullanılacak, raporlama biriminin sınırı nerede çizilecek, etki hangi dönemde görünür olacaktır?
Bu nedenle çalışma muhasebenin yanlış bilgi ürettiği iddiası üzerine kurulmamıştır. Daha güçlü ve daha sınanabilir soru şudur:
Doğru olarak raporlanan bir ekonomik gerçeklik, aynı zamanda eksiksiz bir ekonomik gerçeklik midir?
Görünürlük ile dağılım arasındaki ilişki doğrudan nedensel varsayılmamaktadır. Bir bilginin raporlanmaması otomatik olarak adaletsizlik yaratmaz; bir riskin bilançoda yer alması da adil dağılım sağlamaz. Çalışmanın amacı “muhasebe adaletsizlik yaratır” biçiminde peşin bir iddia ileri sürmek değil, görünürlük sınırları ile ekonomik sonuçlar arasında araştırılabilir bir ilişki kurulup kurulamayacağını ortaya koymaktır. Bu çerçevede Adaletsizliğin Muhasebesi, “adaleti dağıtan” bir muhasebe sistemi önermez; yeni bir standart veya yerleşik bir alt dal iddiasında da değildir.
Çalışmanın dört önermesi ve yapısı
Çalışma dört önermeye dayanır. İlk önerme, muhasebe doğruluğu ile temsil kapsamının ayrılmasıdır. İkincisi, görünürlüğün yalnızca bilgi üretimi değil, ekonomik ilişkilerin tartışılabilirliği açısından da önem taşımasıdır. Üçüncüsü, risk transferinin bilgi, likidite, pazarlık gücü ve zamanlama farklarıyla birlikte incelenmesi gerektiğidir. Dördüncüsü, hesap verebilirliğin açıklamadan fazlasını, yani etki ile aktör ve sonuç ile sorumluluk arasında izlenebilir bir ilişkiyi gerektirmesidir.
Bu önermelerin kavramsal yol haritası aşağıdaki gibidir. Bu zincir mekanik bir nedensellik modeli değil, ilişkilerin hangi sırayla araştırılabileceğini gösteren bir düzenleme aracıdır:
Ekonomik Gerçeklik → Tanıma → Ölçüm → Sınır → Zamanlama → Seçici Görünürlük
→ Dağılım → Risk Transferi → Hesap Verebilirlik
Çalışma dört bölümden oluşur. Birinci bölüm seçici görünürlüğün kavramsal temelini ve sınırlarını ortaya koyar. İkinci bölüm şirket kapitalizmi bağlamında değer, risk ve maliyet dağılımını inceler. Üçüncü bölüm finansallaşma, devlet ve zamanlama ilişkisini ele alır. Dördüncü bölüm görünürlük ile hesap verebilirlik arasındaki ilişkiyi, olası itirazları ve çerçevenin ampirik araştırmaya nasıl dönüştürülebileceğini tartışır.
1. Adaletsizliğin Muhasebesi ve Seçici Görünürlük
“Adalet nedir?” sorusu normatif ve kadim bir sorudur; kesin yanıtı üzerinde uzlaşma yoktur. “Adaletsizlik nerede ve nasıl ortaya çıkıyor?” sorusu ise daha somut bir araştırma başlangıcı sunar. Adaletin sınırlarını çoğu zaman en iyi adaletsizliğin bıraktığı izler gösterir: insanların hangi yükleri taşıdığı, hangi fırsatlardan mahrum kaldığı, hangi sonuçlarla karşılaştığı ve bunları kime karşı dile getirebildiği. Sen (2009), adaletin yalnızca ideal kurumların tasarımından değil, mevcut adaletsizliklerin karşılaştırılması ve giderilmesinden hareketle ele alınabileceğini savunur. Shklar (1990) ise adaletsizliği soyut bir idealin karşıtı olarak değil, insanların yaşadığı somut zararlar üzerinden düşünmeye yöneltir ve adaletsizliği talihsizlikten ayırmayı gerekli görür.
Bu yaklaşım muhasebe açısından önemlidir. Muhasebe “adil dağılım nedir?” sorusuna tek başına yanıt veremez. Ancak “hangi değer, maliyet ve risk ilişkileri kurumsal olarak görünür hâle gelmiştir?” sorusuna ilişkin bilgi sağlar. Muhasebe ile adalet arasındaki ilişki bu nedenle doğrudan değil, bilgi ve görünürlük aracılığıyla kurulmaktadır.
1.1. Çalışma tanımı: Adaletsizlik
“Adaletsizlik” güçlü bir normatif sözcüktür; çalışmanın kullanımını açıkça sınırlamak gerekir. Bu çalışmada adaletsizlik bir hüküm olarak değil, araştırma yönlendirici bir çalışma tanımı olarak kullanılır: Bir ekonomik yükün (maliyet veya riskin) bir aktör üzerinde kalması; o aktörün bu yükü görme, ölçme, tartışma ve ilişkilendirme imkânının, yükü yaratan veya aktaran aktörlerinkine kıyasla sistematik biçimde sınırlı olması durumu, adaletsizlik şüphesi doğurur. Bu şüphe ancak vaka bazında, mekanizma ve koşullar incelenerek doğrulanabilir veya çürütülebilir. Bu tanım adaletin bir kuramını önermez; Shklar’ın ayrımıyla uyumlu olarak, yükün talihsizlikten mi yoksa başkalarının kararlarıyla ve yapısal olarak görünmez kılınmış mekanizmalarla mı kaynaklandığının araştırılmasını gerektirir.
1.2. Seçici görünürlük: Tanım ve dört boyut
Bu çalışmada seçici görünürlük, muhasebenin ekonomik gerçekliğin belirli bölümlerini tanıma, ölçme, raporlama sınırı ve zamanlama kuralları aracılığıyla görünür kılarken diğer bölümlerini görünürlük alanının dışında bırakabilme kapasitesi olarak tanımlanır.
| Boyut | Temel soru | Türkiye bağlamında örnek mekanizmalar |
|---|---|---|
| Tanıma | Ekonomik etki muhasebesel olarak tanınıyor mu? | Karşılık ve koşullu yükümlülük ayrımı (TMS 37); tanıma ölçütlerini karşılamayan çevresel veya sosyal yükler |
| Ölçüm | Hangi ölçüm temeli ve belirsizlik düzeyi altında ölçülüyor? | Gerçeğe uygun değer hiyerarşisi ve gözlemlenemeyen girdiler (TFRS 13); değer düşüklüğü varsayımları (TMS 36) |
| Sınır | Raporlama biriminin sınırı nerede çiziliyor? | Kontrol temelli konsolidasyon (TFRS 10); diğer işletmelerdeki paylara ilişkin açıklamalar (TFRS 12); tedarik zinciri ve sözleşmeli çalışma ilişkileri |
| Zamanlama | Etki ne zaman ve kime görünür oluyor? | Raporlama sonrası olaylar (TMS 10); değer düşüklüğü ve beklenen kredi zararı zamanlaması (TFRS 9); açıklama tarihleri |
Bu dört boyut birbirinden bağımsız değildir. Tanınmayan bir etkide ölçüm sorunu ortaya çıkmaz; ölçülen bir etki raporlama sınırının dışında kalabilir; sınır içinde olsa bile farklı bir tarihte ve farklı aktörlere görünür hâle gelebilir. Seçici görünürlük, bu nedenle tek bir muhasebe kuralından değil, birbirine bağlı kurumsal seçimlerden doğar.
Kritik ayrım şudur: Seçici görünürlük kasıtlı gizleme ile eş anlamlı değildir. Standartların amacı raporlama niteliğini artırmak olsa bile her raporlama sistemi belirli olayları seçer, sınıflandırır ve dışarıda bırakır. Önemlilik eşiği, ölçüm belirsizliği, sınır ve kullanıcı ihtiyacı gibi ilkeler görünürlüğü yapısal olarak biçimlendirir. Kavram bu nedenle niyete değil, sonuca bakar. Hile, yanlış beyan veya kasıtlı manipülasyon ayrı araştırma konularıdır; seçici görünürlük, kasıt bulunmasa dahi bazı ekonomik ilişkilerin sistematik olarak daha görünür olabilmesiyle ilgilenir.
1.3. Muhasebe doğruluğu ile temsil kapsamının ayrılması
Finansal raporlamada doğruluk gerekli bir koşuldur; ancak yeterli bir açıklama değildir. Bir tablonun standartlara uygun olması, ekonomik gerçekliğin bütün boyutlarını temsil ettiği anlamına gelmez. Hines (1988), finansal muhasebenin gerçekliği yalnızca iletmediğini, belirli biçimlerde kurduğunu ortaya koyar; Hopwood (1983) muhasebenin içinde işlediği örgütsel ve kurumsal bağlamın incelenmesini, Hopwood ve Miller (1994) ise muhasebenin sosyal ve kurumsal bir pratik olarak değerlendirilmesini savunur. Buradan şu ayrım türetilir:
• Muhasebenin doğruluğu: Belirli kurallar altında bilginin doğru üretilmesi.
• Muhasebenin kapsamı: Ekonomik gerçekliğin hangi bölümünün bu kurallar içinde temsil edildiği.
Bu iki unsur birbirine indirgenemez. Bir maliyetin finansal tabloda yer almaması muhasebenin yanlış çalıştığı anlamına gelmez; maliyet başka bir aktör üzerinde ortaya çıkıyor, başka bir raporlama sistemine ait veya tanıma ölçütlerini karşılamıyor olabilir. Dolayısıyla çalışmanın sorusu “muhasebe yanlış mı?” değil, “muhasebe hangi ekonomik gerçeği doğru biçimde temsil ediyor, hangisini kapsamı dışında bırakıyor?” sorusudur.
Bir ek not gereklidir: Genel amaçlı finansal raporlama, tasarımı gereği öncelikle sermaye sağlayıcılarının karar ihtiyacına yöneliktir. Kapsamın bu tercihle sınırlı olması bir tasarım özelliğidir; çalışma bu tercihi eleştirmemekte, bu tercihin dağılımsal sonuçlarının görünür olup olmadığını sormaktadır.
1.4. Seçici görünürlüğün komşu kavramlardan ayrılması
Seçici görünürlük dışsallıklar, bilgi asimetrisi, sosyal/çevresel raporlama ve şeffaflık eleştirisi ile komşudur.
Dışsallıklar. Pigou’nun (1920) yaklaşımında mesele, ekonomik faaliyetin üçüncü taraflarda yarattığı ve fiyata yansımayan etkidir. Seçici görünürlük, etkinin ekonomik olarak var olmasını kabul ettikten sonra, bu etkinin raporlama sistemi içinde nasıl temsil edildiğini sorar. Callon’un (1998) çerçeveleme ve taşma yaklaşımı, hesaplamanın bir çerçeve kurduğunu ve çerçevenin dışında taşmalar kaldığını göstermesi bakımından yakın bir kavramsal komşudur.
Bilgi asimetrisi. Akerlof (1970) ve Healy ile Palepu (2001) bilginin aktörler arasında eşitsiz dağılımına odaklanır. Seçici görünürlük daha geniştir: bazı bilgiler yalnızca eşitsiz dağılmakla kalmaz, kurumsal olarak üretilemez, ölçülemez veya raporlama alanına hiç girmez.
Sosyal ve çevresel raporlama. Bu yazın muhasebenin kapsamının genişletilmesini tartışmıştır (Gray vd., 1996; Milne & Gray, 2013). Seçici görünürlük, bu yazınla çatışmak yerine farklı bir soru ekler: Daha fazla açıklama, görünürlüğün dağılımsal sonuçlarını açıklamaya yeterli midir?
Şeffaflık eleştirisi. Strathern (2000), Messner (2009) ve Roberts (2009), şeffaflığın tek başına hesap verebilirlik üretmediğini, hatta bazı koşullarda yanıltıcı olabildiğini savunur. Bu çalışma aynı sezgiyi paylaşır, ancak odağı farklıdır: Şeffaflığın sınırları kadar, hangi etkilerin şeffaflık alanına girdiği ve girenlerin hangi aktörlerle ilişkilendirilebildiği sorulmaktadır.
1.5. Görünmeyen ile olmayan aynı şey değildir
Bir maliyet ayrı bir kalem olarak görünmeyebilir; bu, ekonomik olarak ortaya çıkmadığı anlamına gelmez. Bir risk bilançoda temsil edilmeyebilir; bu, riskin ortadan kalktığı anlamına gelmez. Bir çevresel etki şirketin tablolarında görünmeyebilir, fakat toplum veya ekosistem açısından ekonomik sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle:
Muhasebede görünmeme ≠ ekonomik olarak mevcut olmama Muhasebede görünme ≠ ekonomik ilişkinin bütün yönlerinin açıklanması
Bu ayrım çalışmanın kavramsal omurgasıdır ve ilk önermeyi doğurur:
Önerme 1 (Temsil kapsamı). Muhasebe bilgisinin standartlara uygun ve doğru olması, ekonomik gerçekliğin bütün boyutlarının temsil edildiği anlamına gelmez. Adaletsizlik şüphesi, yalnızca sonucun eşitsiz olmasında değil, sonucu üreten değer, maliyet ve risk ilişkilerinin hangi bölümünün kurumsal olarak görülebilir ve tartışılabilir hâle geldiğinde de araştırılmalıdır.
2. Şirket Kapitalizminde Değer, Risk ve Maliyetin Dağılımı
Şirket kapitalizmi bu çalışmada yeni veya ayrı bir ekonomik sistemin adı olarak kullanılmaz. Kavram; şirketlerin, finansal piyasaların, devletin ve büyük sermaye örgütlerinin değer yaratma, kaynak tahsisi, risk paylaşımı ve ekonomik görünürlüğün oluşumunda belirleyici rol oynadığı kapitalist ilişkileri çözümlemek için kullanılan analitik bir bağlamdır. Kavram “kurumsal kapitalizm”, “finansallaşmış kapitalizm” ve “tekelci kapitalizm” tartışmalarıyla kesişebilir; ancak burada vurgu sermayenin yoğunlaşması değil, değer, risk ve maliyetin aktörler arasında dağılımı ve bu dağılımın hangi bölümünün muhasebe tarafından görünür kılındığıdır. Şirket kapitalizmi bu çalışmada çerçevenin sınama alanıdır; çerçevenin tanımlayıcı koşulu değildir.
2.1. Şirket yalnızca değer üreten bir birim değildir
Şirket mal ve hizmet üreten bir organizasyon olmanın yanında sermayenin toplandığı, sözleşmelerin kurulduğu, risklerin dağıtıldığı, getirilerin belirlendiği ve ilişkilerin muhasebe yoluyla temsil edildiği kurumsal bir yapıdır. “Şirket ne kadar değer yarattı?” sorusu bu nedenle tek başına yeterli değildir. Şu sorular da sorulmalıdır: Bu değer hangi maliyetlerle yaratıldı? Maliyetin hangi bölümünü şirket, hangisini başka aktörler taşıdı? Değer ile risk aynı aktörde mi toplandı? Risk transfer edildiğinde karşılığında kim ne elde etti?
Bir işletmenin kâr elde etmesi tek başına adaletsizlik göstergesi değildir. Yüksek kâr ile yüksek riskin aynı aktörde bulunması da adaletsizlik anlamına gelmez. Analitik mesele, risk ve getirinin hangi mekanizma ve koşullar altında farklı aktörlere dağıldığını belirlemektir.
2.2. Değer–risk–maliyet üçgeni
Çalışmanın temel analitik birimi değer–risk–maliyet üçgenidir. Bir ekonomik işlem üç sorudan ayrı düşünülemez: Değer kimde toplanmaktadır? Risk kimde kalmaktadır? Maliyet kimin üzerinde gerçekleşmektedir? Bu üç unsur aynı aktörde bulunabileceği gibi farklı aktörler arasında da dağılabilir.
Borçlanma, kredi garantisi, kamu teşviki, vergi avantajı, tedarik sözleşmesi, esnek çalışma düzenlemesi veya finansal yatırım tek başına adaletsizlik göstergesi değildir. Ancak bu mekanizmaların sonucunda değer, risk ve maliyet farklı aktörler arasında sistematik olarak ayrışıyor ve bu ayrışma görünürlük sınırlarının dışında kalıyorsa dağılımsal analiz anlam kazanır. Araştırma zinciri şöyle kurulabilir:
Mekanizma → Aktör → İşlem → Değer → Risk → Maliyet → Dağılım → Sonuç
Bu zincir “sermaye kazandı, toplum kaybetti” türünden genel hükümlerden daha güçlüdür; hangi mekanizmanın hangi sonucu ürettiğinin araştırılmasını gerektirir.
2.3. Risk transferi ve sözleşmesel ilişkiler
Risk transferi kapitalist ekonomilerin olağan bir unsurudur. Sigorta, kredi, türev araçlar, teminat, garanti ve sözleşmeler riskin paylaşılmasını sağlar. Jensen ve Meckling (1976) vekâlet ilişkileri içinde teşvik ve risk paylaşımı sorunlarını ortaya koymuştur; bu bakışla risk transferi sistemin doğal parçasıdır. Ancak bu, bütün risk transferlerinin dağılımsal açıdan eşdeğer olduğu anlamına gelmez. Bir risk transferinin dağılımsal sonuçları için en az beş unsur birlikte incelenmelidir:
1-Risk hangi aktörden hangi aktöre geçmiştir?
2-Riski üstlenen aktör bu riski bilmekte midir?
3-Riski üstlenen aktörün likidite ve finansman kapasitesi nedir?
4-Risk karşılığında hangi ekonomik getiriyi elde etmektedir?
5-Risk gerçekleştiğinde maliyet kimin üzerinde kalmaktadır?
Risk transferi ile adaletsizlik arasındaki ilişki bu nedenle doğrudan kurulmaz; transferin koşulları ve sonuçları incelenir.
2.4. Seçici görünürlük ile risk transferinin kesişimi
Riskin transfer edilmesi ile riskin görünür olması aynı şey değildir. Risk şirketin tablolarında açıkça gösteriliyorsa, yatırımcı büyüklüğünü değerlendirebilir. Ancak risk başka bir aktör üzerinde oluşuyor veya ilişkinin sınırında doğuyorsa, finansal tablolar riskin dağılımsal boyutunu göstermeyebilir. Tedarik zincirindeki bir maliyet, platform çalışanlarının taşıdığı belirsizlik, çevresel zarar veya kamunun üstlendiği bir garanti yükümlülüğü farklı raporlama sınırlarında ortaya çıkabilir. Temel soru bu nedenle “risk nerede oluşuyor?” sorusundan daha ileri taşınmalıdır:
Risk nerede oluşuyor, nerede tanınıyor, nerede raporlanıyor ve nihai olarak kimin üzerinde kalıyor?
2.5. Şirket kapitalizmi ve muhasebenin sınırları
Eleştirel muhasebe yazını, muhasebe uygulamalarının güç, kurumlar ve ekonomik çıkarlarla ilişkisini uzun süredir tartışmaktadır (Power, 1997; Sikka, 2008; Sikka & Willmott, 2010). Bu çalışma muhasebeyi tek yönlü biçimde “sermayenin aracı” olarak tanımlamaz; böyle bir yaklaşım farklı kurumsal koşulları açıklama kapasitesini azaltır. Bunun yerine daha ölçülebilir bir soru önerir: Hangi kurumsal mekanizmalar hangi ekonomik etkileri görünür, görünmez veya gecikmeli hâle getirmektedir? Bu soru belirli bir aktörü peşinen suçlamadan ilişkilerin incelenmesine imkân verir ve ikinci önermeyi doğurur:
Önerme 2 (Dağılımsal görünürlük). Değerin bir aktörde, riskin başka bir aktörde ve maliyetin üçüncü bir aktörde toplanabildiği yapılarda, bir etkinin muhasebesel görünürlüğü; etkinin kim tarafından taşındığının ve hangi aktörlerin bu etki hakkında karar verebildiğinin belirlenmesinde bağımsız bir araştırma boyutu olabilir.
3. Finansallaşma, Devlet ve Zamanlama: Riskin Yeniden Dağıtılması
Finansallaşma, finansal faaliyetlerin ağırlığının artmasının ötesinde, finansal hesaplama ve ölçütlerin şirket kararları, hanehalkı davranışları ve kamusal politikalar üzerindeki etkisinin genişlemesini ifade eder (Krippner, 2005; van der Zwan, 2014). Finansal piyasalar tasarrufları yatırıma yönlendirme, likidite sağlama ve risk paylaşımı gibi önemli işlevler görür; sorun finansın varlığı değil, finansal mekanizmaların risk ve getiri ilişkisini hangi aktörler arasında nasıl yeniden kurduğudur. Lapavitsas (2009), finansallaşmış kapitalizmde finansal kurumların hanehalkı gelirlerinden doğrudan gelir elde etmesini “finansal el koyma” kavramıyla tartışır; bu çalışma söz konusu tartışmayı normatif olarak benimsemeden, bu tür ilişkilerin muhasebesel görünürlüğünü araştırma konusu yapar.
3.1. Finansallaşma ve riskin bireyselleştirilmesi
Finansallaşmanın önemli sonuçlarından biri, daha önce kolektif veya kurumsal mekanizmalarca taşınan bazı risklerin bireysel aktörlerin karar alanına girmesidir. Hacker (2006) bu süreci “great risk shift” kavramıyla, sosyal risklerin bireyler ve hanehalkları üzerinde yoğunlaşması bağlamında ele alır. Bireyin tasarruf sahibinden yatırımcıya, tüketiciden borçluya veya emeklilik riskini taşıyan aktöre dönüşmesi tek başına olumsuz değildir; katılım getiri, çeşitlendirme ve fırsat da sağlayabilir. Ancak riskin bireyselleştirilmesi, aktörlerin aynı bilgiye, aynı likiditeye ve aynı pazarlık gücüne sahip olduğu varsayımıyla açıklanamaz. Bu nedenle şu sorular önem kazanır: Getiri kime aittir? Risk kimde kalmaktadır? Risk ile getiri arasındaki ilişkiyi kim daha erken ve doğru görebilmektedir? Likiditeye kim önce erişebilmektedir?
3.2. Devlet: Aktör değil, mekanizma alanı
Devlet düzenleme, vergi, teşvik, kamu harcaması, gözetim, garanti mekanizmaları ve piyasa kuralları yoluyla ekonomik ilişkilerin çerçevesini belirler. Ancak devlet homojen bir aktör değildir; farklı kurumlar farklı amaç ve yetkilere sahiptir. “Devlet kimin elinde?” türünden bir soru analitik olarak yetersizdir. Daha açıklayıcı olan şudur: Devletin düzenleme ve dağıtım kapasitesi hangi ilişkiler içinde, hangi mekanizmalarla, hangi sonuçları doğuracak biçimde kullanılmaktadır?
Bir kamu garantisi, teşvik veya düzenleyici imtiyaz tek başına adaletsizlik göstergesi değildir. Araştırılması gereken; mekanizmanın hangi koşullarda devreye girdiği, hangi aktöre hangi avantajı sağladığı, riski kimin üstlendiği ve kamu kaynakları üzerindeki maliyetin nasıl gerçekleştiği ve raporlandığıdır:
Düzenleme → Teşvik/Garanti → Davranış → Risk Dağılımı → Maliyet → Ekonomik Sonuç
Kamu garantilerinin ve koşullu yükümlülüklerin hangi bütçe ve raporlama sınırlarında, hangi zamanlamayla görünür olduğu bu zincirin önemli bir halkasıdır.
3.3. Zamanlama: Görünürlüğün dördüncü boyutu
Ekonomik bir olayın gerçekleşmesi ile raporlanması arasında zaman farkı bulunabilir. Bilgiye erişim, bilgiye dayalı işlem yapma ve likiditeye ulaşma imkânları da aktörler arasında eşit olmayabilir. Ekonomik sonuç bu nedenle yalnızca “ne oldu?” sorusuyla değil, “ne zaman oldu, ne zaman bilindi, kim ne zaman bildi, kim ne zaman işlem yapabildi?” sorularıyla birlikte incelenmelidir. Burada zamanlama, bilgi asimetrisi yazınının bilinen konusunun (Healy & Palepu, 2001) bir tekrarı olarak değil, görünürlüğün tanıma, ölçüm ve sınır boyutlarıyla etkileşen bir boyutu olarak ele alınmaktadır.
Dağılım şu bileşenlerle birlikte değerlendirilmelidir:
Değerleme + Gerçekleşebilirlik + Likidite + Bilgi Zamanlaması → Dağılım
Aynı bilgiye nominal olarak sahip iki aktörden biri bilgiye erken erişip likiditeye önce ulaşabiliyorsa, ekonomik konumları aynı değildir. Bu nedenle: görünürlük yalnızca neyin görüldüğü değil, neyin ne zaman ve kim tarafından görülebildiğidir.
3.4. Finansal tablo değeri ile gerçekleşebilir değer arasındaki ayrım
Bir değerin belirli bir yöntemle ölçülmesi ile o değerin aynı anda ekonomik olarak gerçekleştirilebilir olması farklı şeylerdir. Bu ayrım likidite baskısının yükseldiği dönemlerde belirginleşir: Bir varlık belirli bir muhasebe değerine sahip olabilir; fakat bütün piyasa katılımcılarının aynı anda o değerden çıkış yapması mümkün olmayabilir. Buradan analitik bir ayrım türer:
Muhasebe değeri ≠ Gerçekleşebilir değer ≠ Likit değer
Stilize bir örnek (olgusal iddia içermez). Sınırlı işlem derinliğine sahip varlıklardan oluşan bir portföyü yöneten ve payları günlük alınıp satılan bir fon düşünelim. Portföy, gözlemlenebilir fiyatı sınırlı olduğu için modelleme girdileriyle değerlenmekte ve fon birim değeri bu değerlemeyle hesaplanmaktadır. Piyasada likidite daraldığında, ilk çıkış yapan yatırımcılar birim değerden paylarını bozdurabilir; portföyün satılabilir değeri birim değerin altında kalıyorsa, kalan yatırımcılar kaybın daha büyük bölümünü taşır. Bu durumda (i) birim değer doğru hesaplanmış olabilir (doğruluk), (ii) portföyün gerçekleşebilir değeri farklıdır (kapsam), (iii) çıkış imkânı zamanlamaya göre değişmektedir (zamanlama) ve (iv) kayıp, çıkış sırasına göre farklı aktörlerde kalmaktadır (dağılım). Örneğin amacı, çerçevenin dört boyutunun tek bir mekanizma içinde nasıl birlikte işlediğini göstermektir; gerçek bir vakanın analizi için ilgili olay verisi ayrıca derlenmelidir.
Bu tartışma üçüncü önermeyi doğurur:
Önerme 3 (Risk–zamanlama). Risk transferinin ve ekonomik değerin dağılımsal sonucu, yalnızca riskin hangi aktöre devredildiğine ve değerleme sonucuna değil; bilgiye erişim, likidite, pazarlık gücü ve zamanlama farklılıklarına, ayrıca değerleme ile gerçekleşebilirlik arasındaki ilişkiye de bağlıdır.
3.5. Sürdürülebilirlik raporlaması: Görünürlük alanının genişlemesi
IFRS S1 ve IFRS S2, 1 Ocak 2024 ve sonrasında başlayan yıllık raporlama dönemleri için yürürlüğe girmiştir; uygulama yargı alanlarının benimsemesine bağlıdır. IFRS S1, işletmenin nakit akışlarını, finansmana erişimini veya sermaye maliyetini kısa, orta veya uzun vadede etkileyebilecek sürdürülebilirlik bağlantılı risk ve fırsatlara ilişkin bilgilerin açıklanmasını amaçlar; IFRS S2 iklim bağlantılı risk ve fırsatlara odaklanır (ISSB, 2023a, 2023b). Türkiye’de TSRS 1 ve TSRS 2, kapsam dâhilindeki işletmeler için 1 Ocak 2024 ve sonrasında başlayan hesap dönemlerinde uygulanmak üzere yürürlüğe girmiş, KGK düzenlemeleri sürdürülebilirlik raporlamasını finansal raporlama sistemine daha doğrudan bağlamıştır (KGK, 2024a, 2024b, 2024c).
Bu gelişme çalışmanın sınır boyutuyla doğrudan ilgilidir. ISSB çerçevesi işletme değerini etkileyebilecek risk ve fırsatlara odaklanır; bu, işletmenin dış aktörler üzerindeki etkilerinin görünürlüğünün önemli ölçüde bu etkilerin işletmeye geri dönüp dönmediğine bağlı olduğu anlamına gelir. Avrupa’daki ESRS yaklaşımı ise etki önemliliğini de kapsayan çift önemlilik kavramını benimsemiştir (European Commission, 2023). Raporlama alanının genişlemesi seçici görünürlüğü ortadan kaldırmaz; görünürlüğün sınırlarını yeniden çizer. Soru artık yalnızca “hangi sürdürülebilirlik bilgileri açıklanıyor?” değil, hangi risklerin görünür hâle geldiği, hangi etkilerin dışarıda kaldığı ve görünür hâle gelen riskin ekonomik yükünün kimin üzerinde bulunduğudur. Görünürlük ile sorumluluk arasındaki mesafe raporlama kapsamının genişlemesiyle otomatik olarak kapanmaz.
4. Hesap Verebilirlik ve Görünmeyen Gerçeğin İzi
Hesap verebilirlik çoğu zaman açıklama, denetim veya yaptırımla birlikte düşünülür. Ancak temel problem yalnızca bilginin açıklanması değildir; hangi kararın hangi bilgiye dayanarak alındığının, hangi riskin kim tarafından üstlenildiğinin ve sonucun kimin üzerinde kaldığının izlenebilir hâle getirilmesidir:
Karar → Bilgi → Zamanlama → İşlem → Değerleme → Risk → Maliyet → Ekonomik Sonuç → Sorumluluk
Bu zincirin herhangi bir halkası kopuksa, açıklama yapılmış olsa bile hesap verebilirliğin kurulması güçleşebilir. Bu bölüm açıklama ile ilişkilendirme farkını, yaptırımın rolünü, kavramsal modeli, ampirik gündemi ve olası itirazları tartışır.
4.1. Açıklama ile ilişkilendirme arasındaki fark
Bir bilginin raporda yer alması hesap verebilirlik için yeterli değildir. Bir risk açıklanabilir, ancak maliyetini kimin taşıyacağı belirsiz kalabilir. Bir çevresel etki raporlanabilir, ancak hangi faaliyet, karar ve sonuçla ilişkili olduğu gösterilmeyebilir. Bir finansal kayıp açıklanabilir, ancak hangi zamanlama farkları ve kararlar sonucunda ortaya çıktığı belirlenemeyebilir. Çalışmanın önerdiği ayrım şudur:
• Açıklama: Bilginin görünür hâle gelmesi.
• İlişkilendirme: Bilginin ekonomik ve kurumsal sorumluluk zincirine bağlanması.
Hesap verebilirlik açısından ikincisi daha ileri bir koşuldur. Bu, şeffaflık eleştirisinin (Strathern, 2000; Messner, 2009; Roberts, 2009) muhasebe raporlamasındaki karşılığıdır. Burada “aktör” yalnızca suçlu anlamına gelmez; karar alan, riski üstlenen, riski transfer eden, bilgiyi üreten veya düzenleyen tarafı ifade eder. “Sorumluluk” da yalnızca cezai değil, ekonomik, yönetsel, sözleşmesel, düzenleyici veya kurumsal sorumluluk biçimlerini kapsayabilir.
4.2. Yaptırım ile hesap verebilirlik aynı şey değildir
Bir kurumun yaptırım alması hesap verebilirliğin gerçekleştiği anlamına gelmeyebilir; yaptırım uygulanmaması da tek başına kayırma kanıtı değildir. Yaptırımın kendisinden çok ekonomik etkisi incelenmelidir: Yaptırım neyi değiştirdi? Zararı telafi etti mi? Benzer davranışları caydırdı mı? Risk dağılımını değiştirdi mi? Ekonomik maliyeti nihai olarak kim taşıdı? Böylece hesap verebilirlik hukuki sonuçlara indirgenmeden, ekonomik ilişkinin izlenebilirliği ve sorumluluğun belirlenebilirliği bakımından ele alınabilir.
4.3. Kavramsal model
Çalışmanın bölümlerinde geliştirilen ilişkiler aşağıdaki modelde birleştirilir:
Ekonomik Etki
↓
Tanıma → Ölçüm → Raporlama Sınırı → Zamanlama
↓
Seçici Görünürlük (kurumsal ara katman)
↓
Değerin Dağılımı ↔ Risk Transferi ↔ Maliyet Dağılımı
↓
Ekonomik Sonuç
↓
Hesap Verebilirlik (ilişkilendirme)
Modelde seçici görünürlük, ekonomik gerçeklik ile dağılımsal sonuç arasında tek başına nedensel bir değişken olarak konumlandırılmaz. Daha dikkatli bir ifadeyle görünürlük, ekonomik ilişkilerin hangi biçimde tanımlanabildiğini, tartışılabildiğini ve sorumlulukla ilişkilendirilebildiğini etkileyen kurumsal bir ara katmandır. Aksi durumda çalışma, muhasebenin doğrudan adaletsizlik ürettiğini ileri süren aşırı determinist bir modele dönüşürdü. Önerilen iddia daha sınırlı ve daha sınanabilirdir: Görünürlük sınırları, değer–risk–maliyet ilişkilerinin kurumsal olarak nasıl algılanacağını ve hesap verebilirlik açısından nasıl izlenebileceğini etkileyebilir. Modeldeki oklar, dağılımsal sonuçların başka birçok belirleyicisini (pazarlık gücü, düzenleme, siyasal koşullar, piyasa yapısı) dışlamaz; bunlar görünürlükle birlikte işleyen veya ondan bağımsız çalışan etkenlerdir.
4.4. Hesap verebilirlik önermesi
Önerme 4 (Hesap verebilirlik). Hesap verebilirlik yalnızca açıklama düzeyine değil, ekonomik etki ile aktör, risk, maliyet, sonuç ve sorumluluk arasında izlenebilir bir ilişkinin kurulabilmesine bağlıdır.
4.5. Ampirik araştırma gündemi
Çalışma kavramsaldır; ancak model ampirik araştırmaya açık biçimde tasarlanmıştır. Dört yöntem önerilir:
1-Olay temelli vaka çalışmaları. Finansal kriz, çevresel zarar, büyük değer düşüklüğü, yeniden yapılandırma veya düzenleyici müdahale gibi olaylarda etkinin gerçekleşmesinden hesap verebilirliğe kadar olan zincir izlenir.
2-Belge analizi. Finansal tablolar, dipnotlar, faaliyet ve sürdürülebilirlik raporları, düzenleyici açıklamalar ve denetim raporları kullanılarak görünürlük sınırları kodlanır.
3-Zamanlama analizi. Olayın gerçekleşmesi, kamuya açıklanması, muhasebede tanınması ve yatırımcıların işlem davranışları arasındaki zaman farkları incelenir.
4-Karşılaştırmalı raporlama analizi. Aynı etkinin finansal raporlama, sürdürülebilirlik raporlaması, düzenleyici açıklamalar ve diğer belgelerde nasıl farklı temsil edildiği karşılaştırılır.
Her olay için aşağıdaki yedi soru kullanılabilir: (1) Ekonomik etki gerçekleşti mi? (2) Muhasebesel olarak tanındı mı? (3) Nasıl ölçüldü? (4) Hangi raporlama sınırı içinde veya dışında kaldı? (5) Ne zaman görünür hâle geldi? (6) Risk ve maliyet nihai olarak kimin üzerinde kaldı? (7) Hangi hesap verebilirlik mekanizması işletildi ve ekonomik sonucu ne oldu?
Soyutluğu azaltmak için kavramların gözlemlenebilir göstergelere dönüştürülmesi önerilir:
| Boyut | Örnek gösterge | Olası veri kaynağı |
|---|---|---|
| Tanıma | Etkinin finansal tablolarda tanınan kalem, koşullu yükümlülük veya yalnızca anlatısal açıklama olarak yer alması | Finansal tablolar ve dipnotlar |
| Ölçüm | Gözlemlenemeyen girdi içeren değerleme payı; belirsizlik açıklamasının varlığı | Gerçeğe uygun değer dipnotları |
| Sınır | Etkinin konsolide kapsam içinde, kapsam dışı yapıda veya yalnızca sürdürülebilirlik raporunda yer alması | Konsolidasyon ve ilişkili taraf dipnotları, sürdürülebilirlik raporu |
| Zamanlama | Olay tarihi, kamuya açıklama tarihi ve muhasebesel tanıma tarihi arasındaki gün farkı | Kamuyu Aydınlatma Platformu bildirimleri, düzenleyici duyurular |
| Dağılım ve ilişkilendirme | Kaybın aktörler arasındaki payı; sorumluluk mekanizmasının işletilip işletilmediği | Düzenleyici kararlar, fon ve yatırımcı verileri, mahkeme kayıtları |
Bu göstergeler çerçevenin sınanabilir beklentilerini de mümkün kılar. Aşağıdaki beklentiler ampirik bulgu değil, araştırılabilir yönlendirmelerdir ve rakip açıklamalara (pazarlık gücü, siyasal bağlantılar, düzenleyici kapasite, piyasa yapısı) karşı kontrol edilmelidir:
• B1. Olay ile muhasebesel tanıma arasındaki zaman farkı arttıkça, bilgiye erken ve geç erişen aktörlerin sonuçları arasındaki fark büyüyebilir.
• B2. Maliyetin raporlama sınırının dışındaki aktörlerde ortaya çıktığı olaylarda, ilişkilendirme mekanizmasının işletilme olasılığı daha düşük olabilir.
• B3. Değerleme belirsizliği yüksek varlıklarda muhasebe değeri ile gerçekleşebilir değer arasındaki fark, çıkış sırasına göre kayıp dağılımıyla ilişkili olabilir.
• B4. Açıklamanın artması (örneğin yeni bir raporlama standardı) ilişkilendirme mekanizmalarının işletilmesini kendiliğinden artırmayabilir.
4.6. Olası itirazlar ve yanıtlar
“Kavram çok geniştir; her şey seçici görünürlük sayılabilir ve çerçeve çürütülemez.” Çerçeve, dört boyut ve göstergeler aracılığıyla hangi durumların görünürlük farkı olarak kodlanacağını belirlemeyi amaçlar. B1–B4 gibi beklentiler çürütülebilir niteliktedir: Zaman farkı ile sonuç farkı arasında ilişki bulunmazsa, B1 desteklenmez.
“Bu yalnızca bilgi asimetrisi ve dışsallıktır; yeni bir şey yoktur.” Bilgi asimetrisi yalnızca bilginin eşitsiz dağılımını anlatır; seçici görünürlük bilginin kurumsal olarak üretilememesini ve raporlama alanına girmemesini de kapsar. Dışsallık yazını etkinin varlığını ve fiyatlanmasını tartışır; çerçeve ise etkinin temsil edilme biçimine ve ilişkilendirilebilirliğine bakar. Bununla birlikte örtüşme gerçektir ve çalışma katkısını bu çerçevede ölçülü sunmaktadır.
“Genel amaçlı finansal raporlama dağılım için tasarlanmamıştır; bu beklenti yanlıştır.” Doğrudur; çalışma muhasebeden adaleti dağıtmasını beklemez. Soru, tasarımın dağılımsal sonuçlarının görünür olup olmadığıdır. Çalışma yeni bir standart önermemekte, yalnızca bu sonuçların araştırılabilir kılınmasını amaçlamaktadır.
“Daha fazla görünürlük daha fazla hesap verebilirlik getirir.” Şeffaflık yazını bunun her zaman geçerli olmadığını göstermiştir (Strathern, 2000; Messner, 2009; Roberts, 2009). Dördüncü önerme tam da bu nedenle açıklamadan ilişkilendirmeye geçişi önerir.
“Normatif bir sözcük ampirik bir çerçeveye dönüştürülemez.” Çalışma tanımı (1.1) adaletsizliği hüküm değil şüphe olarak ele alır; hangi ilişkilerin adaletsiz olduğuna dair yargı vaka bazında, kanıtla ve normatif ölçütün açıkça ortaya konmasıyla verilmelidir.
4.7. Çalışmanın sınırları ve teorik ihtiyat
Adaletsizliğin Muhasebesi güçlü bir normatif çağrışım taşır; kullanımında ihtiyat gerekir. Her eşitsizlik adaletsizlik değildir; sonuçların farklı olması tek başına normatif yanlışlık göstermez. Her görünmezlik adaletsizlik değildir; muhasebenin kapsam dışı bıraktığı her unsurun tablolara girmesi gerektiği sonucu çıkmaz. Her risk transferi adaletsizlik değildir; risk paylaşımı piyasa ekonomisinin temel işlevlerindendir. Her açıklama hesap verebilirlik yaratmaz; ancak her açıklama eksikliği de hesap verebilirlik eksikliği anlamına gelmez.
İki ek sınır belirtilmelidir. Birincisi, makro düzeyde ölçülen gelir ve servet dağılımı ile firma düzeyindeki raporlama sınırları arasındaki bağlantı bu çalışmada kurulmamıştır; kurulması ayrı ve zor bir araştırma işidir. İkincisi, çalışma Türkiye bağlamından örnekler kullansa da çerçeve kurumsal olarak başka bağlamlarda ayrıca sınanmalıdır.
Bu nedenle çalışmanın amacı “adaletsizliği ölçen muhasebe” geliştirmek değil, adaletsizlik iddiasının hangi ekonomik ilişkiler ve hangi görünürlük farkları üzerinden araştırılabileceğini göstermektir. Bu sınırlama kavramın analitik değerini azaltmaz; normatif hüküm yerine ampirik olarak araştırılabilir ilişkiler kurulmasına imkân tanır.
Sonuç
Bu çalışma ekonomik adaletsizliği yalnızca gelir ve servetin nihai dağılımı üzerinden değil, bu dağılımı üreten değer–risk–maliyet ilişkilerinin muhasebesel olarak nasıl görünür hâle geldiği üzerinden tartışmıştır. Hareket noktası finansal tabloların yanlış olduğu iddiası değildir; muhasebenin doğruluğu ile temsil ettiği ekonomik gerçekliğin kapsamı aynı şey değildir. Bu ayrım üzerinden geliştirilen Adaletsizliğin Muhasebesi, yerleşik bir alt dal veya yeni bir standart olarak değil, görünürlük sınırlarını ve bu sınırların dağılımsal sonuçlarla ilişkisini araştıran kavramsal bir çerçeve olarak önerilmiştir.
Çalışmanın dört katkısı vardır. Birincisi, seçici görünürlük tanıma, ölçüm, sınır ve zamanlama olmak üzere dört boyutta sistematikleştirilmiş; böylece görünürlük “bilgi açıklanıyor mu?” sorusuna indirgenmemiştir. İkincisi, görünürlük ile dağılım ilişkisi doğrudan özdeşleştirilmeden değer–risk–maliyet üçgeni üzerinden incelenmiş; bir aktörde değer, diğerinde risk, üçüncüsünde maliyet toplanabilmesi tek başına adaletsizlik kanıtı değil, araştırılacak alan olarak konumlandırılmıştır. Üçüncüsü, hesap verebilirlik “daha fazla açıklama” probleminden “daha güçlü ilişkilendirme” problemine taşınmıştır: Etki → Aktör → Risk → Maliyet → Sonuç → Sorumluluk ilişkisi kurulamıyorsa, açıklama hesap verebilirliğe dönüşmeyebilir. Dördüncüsü, çerçeve göstergelere, yedi soruluk bir olay protokolüne ve sınanabilir beklentilere dönüştürülmüştür.
Çalışmanın sınırları açıktır. Çalışma kavramsaldır; önerilen ilişkiler ampirik olarak sınanmamıştır. Eşitsizlik verileri dağılımın büyüklüğünü ve yönünü gösterir; bu sonuçların muhasebe görünürlüğünden kaynaklandığını tek başına kanıtlamaz. Türkiye verilerinin 2024 yılına ait olması da ampirik iddianın zaman boyutunun dikkatle kurulmasını gerektirir. Sürdürülebilirlik raporlamasının genişlemesi bu soruyu daha da önemli kılmaktadır: Görünürlük alanı genişledikçe sınırlar yeniden çizilir ve soru şu hâle gelir: Artık daha fazla şey görünür hâle geliyorsa, hâlâ görünmeyen nedir ve görünmeyen yükü kim taşımaktadır?
Muhasebenin en zor sorusu belki de rakamın doğru olup olmadığı değildir. Asıl soru, doğru rakamın hangi gerçeği gösterdiği ve hangisini göstermediğidir. Adaletsizlik bazen yanlış kaydedilmiş bir rakamda değil; hiç kayda alınmamış, ölçülmemiş, sınırın dışında bırakılmış veya çok geç görünür hâle gelmiş bir ekonomik ilişkide saklı olabilir. Muhasebenin sorumluluğu bu nedenle yalnızca daha doğru rakam üretmek değil, görünen değerin ardındaki görünmeyen maliyet, risk ve zararın kime ait olduğunu araştırılabilir kılmaktır.
Kaynakça
Akerlof, G. A. (1970). The market for “lemons”: Quality uncertainty and the market mechanism. The Quarterly Journal of Economics, 84(3), 488–500.
Burchell, S., Clubb, C., Hopwood, A., Hughes, J., & Nahapiet, J. (1980). The roles of accounting in organizations and society. Accounting, Organizations and Society, 5(1), 5–27.
Callon, M. (1998). An essay on framing and overflowing: Economic externalities revisited by sociology. In M. Callon (Ed.), The laws of the markets (pp. 244–269). Blackwell.
European Commission. (2023). Commission Delegated Regulation (EU) 2023/2772 of 31 July 2023 supplementing Directive 2013/34/EU as regards sustainability reporting standards. Official Journal of the European Union.
Gray, R., Owen, D., & Adams, C. (1996). Accounting & accountability: Changes and challenges in corporate social and environmental reporting. Prentice Hall.
Hacker, J. S. (2006). The great risk shift: The new economic insecurity and the decline of the American dream. Oxford University Press.
Healy, P. M., & Palepu, K. G. (2001). Information asymmetry, corporate disclosure, and the capital markets: A review of the empirical disclosure literature. Journal of Accounting and Economics, 31(1–3), 405–440.
Hines, R. D. (1988). Financial accounting: In communicating reality, we construct reality. Accounting, Organizations and Society, 13(3), 251–261. https://doi.org/10.1016/0361-3682(88)90003-7
Hines, R. D. (1991). The FASB’s conceptual framework, financial accounting and the maintenance of the social world. Accounting, Organizations and Society, 16(4), 313–331.
Hopwood, A. G. (1983). On trying to study accounting in the contexts in which it operates. Accounting, Organizations and Society, 8(2–3), 287–305. https://doi.org/10.1016/0361-3682(83)90035-1
Hopwood, A. G., & Miller, P. (Eds.). (1994). Accounting as social and institutional practice. Cambridge University Press.
International Sustainability Standards Board. (2023a). IFRS S1 general requirements for disclosure of sustainability-related financial information. IFRS Foundation.
International Sustainability Standards Board. (2023b). IFRS S2 climate-related disclosures. IFRS Foundation.
Jensen, M. C., & Meckling, W. H. (1976). Theory of the firm: Managerial behavior, agency costs and ownership structure. Journal of Financial Economics, 3(4), 305–360. https://doi.org/10.1016/0304-405X(76)90026-X
Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu. (2024a). Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) 1 ve TSRS 2.
Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu. (2024b). Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları uygulama kapsamına ilişkin Kurul Kararı.
Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu. (2024c). Sürdürülebilirlik raporlaması sıkça sorulan sorular.
Krippner, G. R. (2005). The financialization of the American economy. Socio-Economic Review, 3(2), 173–208. https://doi.org/10.1093/SER/mwi008
Lapavitsas, C. (2009). Financialised capitalism: Crisis and financial expropriation. Historical Materialism, 17(2), 114–148. https://doi.org/10.1163/157006509X436765
Messner, M. (2009). The limits of accountability. Accounting, Organizations and Society, 34(8), 918–938.
Miller, P., & Power, M. (2013). Accounting, organizing, and economizing: Connecting accounting research and organization theory. Academy of Management Annals, 7(1), 557–605.
Milne, M. J., & Gray, R. (2013). W(h)ither ecology? The triple bottom line, the Global Reporting Initiative, and corporate sustainability reporting. Journal of Business Ethics, 118(1), 13–29.
Morgan, G. (1988). Accounting as reality construction: Towards a new epistemology for accounting practice. Accounting, Organizations and Society, 13(5), 477–485.
Pigou, A. C. (1920). The economics of welfare. Macmillan.
Power, M. (1997). The audit society: Rituals of verification. Oxford University Press.
Roberts, J. (2009). No one is perfect: The limits of transparency and an ethic for ‘intelligent’ accountability. Accounting, Organizations and Society, 34(8), 957–970.
Sen, A. (2009). The idea of justice. Harvard University Press.
Shklar, J. N. (1990). The faces of injustice. Yale University Press.
Sikka, P. (2008). Globalization and its discontents: Accounting firms buy limited liability partnership legislation in Jersey. Accounting, Auditing & Accountability Journal, 21(3), 398–426. https://doi.org/10.1108/09513570810863924
Sikka, P., & Willmott, H. (2010). The dark side of transfer pricing: Its role in tax avoidance and wealth retentiveness. Critical Perspectives on Accounting, 21(4), 342–356. https://doi.org/10.1016/j.cpa.2010.02.004
Strathern, M. (2000). The tyranny of transparency. British Educational Research Journal, 26(3), 309–321.
van der Zwan, N. (2014). Making sense of financialization. Socio-Economic Review, 12(1), 99–129. https://doi.org/10.1093/ser/mwt020
World Inequality Lab. (2026a). World inequality report 2026. World Inequality Lab.
World Inequality Lab. (2026b). World inequality report 2026: Türkiye country sheet. World Inequality Lab.
![]()
