Skip to content

Adaletsizliğin Muhasebesi: Seçici Görünürlük, Risk Transferi ve Şirket Kapitalizmi…

Accounting for Injustice: Selective Visibility, Risk Transfer and Corporate Capitalism…

Öz

Çağdaş kapitalist ekonomilerde değer; şirketler, finansal piyasalar, devlet, düzenleyici kurumlar ve bireysel yatırımcılar arasındaki çok katmanlı ilişkiler içinde yaratılmakta, ölçülmekte ve dağıtılmaktadır. Bu ilişkilerde sermayenin büyüklüğü kadar, değerin kimlerde toplandığı, riskin kimlerde kaldığı, maliyetin kimlere aktarıldığı ve bütün bunların muhasebe yoluyla ne ölçüde görünür kılındığı da belirleyicidir. Bu çalışma, söz konusu problemi Adaletsizliğin Muhasebesi kavramı ve onun merkezindeki seçici görünürlük önermesi üzerinden kavramsallaştırmaktadır. Seçici görünürlük, muhasebenin tanıma, ölçüm, sınıflandırma, sınır belirleme ve zamanlama ölçütleri aracılığıyla ekonomik gerçekliğin bir bölümünü kurumsal olarak görünür kılarken başka bir bölümünü görünürlük alanının dışında bırakabilmesidir; kasıtlı gizleme anlamına gelmez. Çalışma, adaletsizliğin yalnızca gelir ve servet dağılımının sonuçlarında değil, bu sonuçları üreten değer–risk–maliyet ilişkilerinin hangi bölümünün hesaplanabilir, raporlanabilir ve tartışılabilir hâle getirildiğinde de aranması gerektiğini savunmaktadır. Katkı üç noktadadır: (i) seçici görünürlüğün dört boyutlu (tanıma, ölçüm, sınır, zamanlama) bir çözümlemesi, (ii) riskin bireyselleştirilmesi ve zamanlama farklarının dağılımsal sonuçlara bağlanması, (iii) görünürlük ile hesap verebilirlik arasındaki ilişkinin “açıklama” yerine “ilişkilendirme” üzerinden kurulması.

Anahtar Kelimeler: Adaletsizliğin Muhasebesi, Seçici Görünürlük, Şirket Kapitalizmi, Risk Transferi, Finansallaşma, Hesap Verebilirlik, Muhasebe ve Güç

JEL Kodları: M41, D63, G23, G28

Abstract

In contemporary capitalist economies, value is generated, measured and distributed through complex relations among corporations, financial markets, the state, regulators and individual investors. Beyond the size of capital, it matters who captures value, who bears risk, to whom costs are transferred, and how far accounting renders these processes visible. This study conceptualises the problem through Accounting for Injustice, anchored in the proposition of selective visibility: through recognition, measurement, classification, boundary-setting and timing rules, accounting institutionally renders part of economic reality visible while leaving other parts outside the field of visibility. Selective visibility does not imply intentional concealment. The study argues that injustice should be investigated not only in distributive outcomes such as income and wealth inequality, but also in the extent to which the value–risk–cost relations producing those outcomes are made measurable, reportable and contestable. It contributes by (i) disaggregating selective visibility into four dimensions (recognition, measurement, boundary, timing), (ii) linking the individualisation of risk and timing asymmetries to distributive outcomes, and (iii) grounding accountability in attribution rather than mere disclosure.

Keywords: Accounting for Injustice, Selective Visibility, Corporate Capitalism, Risk Transfer, Financialization, Accountability, Accounting and Power

JEL Classification: M41, D63, G23, G28


Giriş

Ekonomik düzenin temel sorularından biri, değerin nasıl üretildiği kadar nasıl dağıtıldığıdır. Gelir, kâr veya finansal getiri belirli aktörlerde toplanırken, bu getirinin maliyetleri ve riskleri aynı aktörler tarafından taşınmayabilir. Bu nedenle ekonomik sonuç; değeri kimin yarattığı, kimin elde ettiği, riski kimin taşıdığı ve maliyetin kimde kaldığı sorularıyla birlikte değerlendirilmelidir.

Bu soru yalnızca kuramsal değildir; güncel dağılım verileri de onu somutlaştırmaktadır. World Inequality Report 2026’ya göre 2025’te küresel nüfusun en üst %10’u gelirin yaklaşık %53’ünü, servetin ise yaklaşık %75’ini elinde tutarken, alt %50’nin payı gelirde yaklaşık %8, servette yaklaşık %2’dir. Türkiye’de de tablo benzerdir: üst %10 gelirin %53,3’ünü, servetin %68,4’ünü alırken alt %50’nin payı sırasıyla %15,2 ve %2,7’dir (World Inequality Lab, 2026). Bu veriler tek başına belirli bir ilişkinin adaletsiz olduğunu kanıtlamaz; ancak şu soruyu kaçınılmaz kılar: Bu dağılımı hangi ilişkiler üretmektedir ve bu ilişkilerin hangisi görünür kılınmaktadır? Çünkü dağılım verisi sonucu gösterir; sonucu üreten ilişkileri ve bunların muhasebe tarafından ne ölçüde görünür kılındığını göstermez.

Muhasebe açısından asıl soru burada başlar: Ekonomik olarak gerçekleşen her şey muhasebesel olarak görünür müdür? Bir finansal tablo kendi tanıma, ölçüm ve sunum kuralları içinde doğru olabilir; ancak bu doğruluk, ekonomik gerçekliğin tamamının temsil edildiği anlamına gelmez. Eleştirel muhasebe yazını, muhasebenin ekonomik gerçekliğin pasif bir yansıması olmadığını, onu tanımlayan, sınıflandıran ve yönetilebilir kılan kurumsal bir pratik olduğunu göstermiştir (Hopwood, 1983; Hines, 1988; Hopwood & Miller, 1994). Sosyal ve çevresel muhasebe yazını ise raporlama sınırlarının genişletilmesi gerektiğini tartışmıştır (Gray vd., 1996).

Yazındaki boşluk ve katkı. Mevcut çalışmalar ağırlıkla daha fazla bilginin açıklanması gerektiğine odaklanır. Bu çalışma ise hangi görünürlük biçiminin hangi dağılımsal sonucu mümkün kıldığını sormaktadır. Önerilen Adaletsizliğin Muhasebesi, muhasebeye normatif olarak “adalet dağıtma” görevi yüklemez; yeni bir standart ya da muhasebe alt dalı da değildir. Ekonomik gerçekliğin görünürlük sınırlarını, dağılımsal sonuçlarıyla birlikte inceleyen kavramsal bir çerçevedir.

Yöntemsel konum. Çalışma kavramsal bir katkı sunar; hipotez sınamaz. Önerilen kavramlar ve sorular, sonuç bölümünde ampirik araştırmaya dönüştürülebilecek biçimde işlevselleştirilmiştir.

Çalışma dört bölümden oluşmaktadır: (1) seçici görünürlük, (2) şirket kapitalizminde değer, risk ve maliyet dağılımı, (3) finansallaşma, devlet ve zamanlama, (4) hesap verebilirlik.

1. Adaletsizliğin Muhasebesi ve Seçici Görünürlük

“Adalet nedir?” sorusundan önce, hatta bu soruyu anlamlı biçimde yanıtlayabilmek için, “Adaletsizlik nerede ve nasıl ortaya çıkmaktadır?” sorusunu sormak gerekir. Adalet öncelikle bir fikir, ilke ve normatif tasarımdır; adaletsizlik ise ilişkilerin ürettiği sonuçlar içinde yaşanan ve gözlemlenebilen somut bir durumdur. Kusursuz bir adalet tasarımından hareket etmek yerine, giderilmesi gereken somut adaletsizliklerden başlayan karşılaştırmalı yaklaşımlar bu önceliği haklı kılar (Sen, 2009; Shklar, 1990). Adaletsizliğin nerede ortaya çıktığına, kimi görünmez kıldığına, kime ne yüklediğine ve kimden neyi esirgediğine bakmak gerekir. Belki de adaletin sınırlarını en iyi, adaletsizliğin bıraktığı izler gösterir.

Bir maliyet bir aktörden diğerine aktarılıyorsa, bir risk belirli bir kesimde yoğunlaşıyorsa veya yaratılan değer ile taşınan risk arasında sistematik bir asimetri oluşuyorsa dağılımsal bir sorun ortaya çıkar. Muhasebe bu sorunla doğrudan ilgilidir; çünkü ekonomik olayların hangi koşulda tanınacağını, hangi esasa göre ölçüleceğini, nerede sınıflandırılacağını ve hangi sınırlar içinde raporlanacağını belirleyen kurumsal bir sistemdir.

1.1. Tanım ve kapsam

Seçici görünürlük, muhasebenin tanıma, ölçüm, sınıflandırma, raporlama sınırı ve zamanlama ölçütleri aracılığıyla ekonomik gerçekliğin belirli bölümlerini görünür kılarken diğer bölümlerini görünürlük alanının dışında bırakabilme kapasitesidir. Dört boyutu ayırt etmek analitik açıdan yararlıdır:

  • Tanıma: Ekonomik etki kayda alınmakta mıdır? (Örneğin kullanılan doğal kaynağın bedeli ya da ortaya çıkan çevresel zarar.)
  • Ölçüm: Kayda alınıyorsa nasıl ve hangi güvenilirlikle ölçülmektedir? (Belirsizlik ve ölçüm güçlüğü nedeniyle dışarıda kalan kalemler.)
  • Sınır: Raporlayan birimin sınırı nerede çizilmektedir? (Konsolidasyon kapsamı, bilanço dışı yapılar, tedarik zincirleri.)
  • Zamanlama: Etki ne zaman görünür hâle gelmektedir? (Tahakkuk, değer düşüklüğü ve açıklama zamanı.)

Kritik ayrım: Seçici görünürlük kasıtlı gizleme anlamına gelmez. Standartlar, önemlilik eşiği, güvenilir ölçüm koşulu, raporlama sınırları ve kullanıcı ihtiyaçları görünürlüğü yapısal olarak biçimlendirir. Çerçeve niyet konusunda tarafsızdır: seçicilik yapısal da olabilir, stratejik de. İncelenen şey, niyetten bağımsız olarak, görünürlüğün dağılımsal sonuçlarıdır.

Bu nedenle adalet ile muhasebe arasındaki ilişki şöyle kurulabilir: Adalet, değer ve yüklerin nasıl dağıtılması gerektiğine ilişkin normatif bir sorudur; muhasebe ise bu değer ve yüklerin ne kadarının kurumsal olarak görünür kılındığına ilişkin bir sorudur. Muhasebe doğrudan adaleti üretmez; ancak adaletin tartışılabileceği bilgi alanının sınırlarını biçimlendirebilir.

1.2. Kavramsal konumlandırma

Seçici görünürlük, üç komşu kavramdan ayrılır:

  • Dışsallıklar (Pigou, 1920): Dışsallık, piyasa fiyatlarına yansımayan etkiyi adlandırır; seçici görünürlük ise etkinin muhasebesel olarak da temsil edilip edilmediğini ve bunun kimin tartışabileceğini etkileyen kurumsal mekanizmayı sorgular. Callon’un (1998) “taşma” (overflow) kavramı, çerçevelemenin her zaman dışarıda bir şey bıraktığını vurgulaması bakımından yakın bir kavramsal komşudur.
  • Bilgi asimetrisi: Asimetri aktörler arasında eşit olmayan bilgi dağılımını ifade eder; seçici görünürlük bilginin hiç üretilmemesi ya da kurumsal olarak tartışılabilir olmaması durumunu da kapsar.
  • Sosyal ve çevresel raporlama: Bu literatür daha fazla açıklama ister (Gray vd., 1996); burada ise mesele, hangi görünürlük biçiminin hangi dağılımsal sonucu mümkün kıldığıdır.
1.3. Örnekler

Mekanizmayı somutlaştırmak için üç örnek kategorisi verilebilir; bunlar adaletsizliğin kanıtı olarak değil, analiz kategorisi olarak sunulmaktadır: (i) çevresel dışsallıkların işletme sonuçlarının dışında kalması, (ii) finansal krizlerde bilanço dışı yapıların taşıdığı riskin sonradan kamuya yansıması, (iii) platform ekonomilerinde emek maliyetinin esnek sözleşmelerle işletme hesabının dışına çıkması.

1.4. Görünmeyen ile olmayan aynı şey değildir

Bir maliyet finansal tablolarda ayrı bir kalem olarak görünmüyor olabilir; bu, maliyetin ekonomik olarak ortaya çıkmadığı anlamına gelmez, başka bir aktör tarafından taşınıyor olabilir. Aynı biçimde bir risk bilançoda temsil edilmeyebilir; fakat başka bir aktörün üzerinde fiilen birikmiş olabilir. Bu nedenle muhasebenin doğruluğu ile temsil ettiği gerçekliğin kapsamı aynı şey değildir.

Görünürlük aynı zamanda tartışılabilirliği etkiler: görünür olmayan bir maliyetin kimin üzerinde kaldığı sorusu zayıflar, görünür olmayan bir riskin kime aktarıldığı sorusu gecikir. Kavramsal zincir şöyle ifade edilebilir:

Ekonomik Gerçeklik → Tanıma → Ölçüm → Sınıflandırma/Sınır → Raporlama → Görünürlük → Dağılım → Risk Transferi → Hesap Verebilirlik

Bu zincirin her halkası, ekonomik gerçekliğin kurumsal görünürlüğünü değiştirebilir. Dolayısıyla Adaletsizliğin Muhasebesi, “muhasebe yanlış mı?” sorusundan önce şunu sorar:

Muhasebe hangi ekonomik gerçeği görünür kılıyor, hangisini görünürlüğün dışında bırakıyor?

2. Şirket Kapitalizminde Değer, Risk ve Maliyetin Dağılımı

Şirket kapitalizmi bu çalışmada yeni bir ekonomik sistemin adı değildir. Kavram, değer yaratma, dağıtma ve risk paylaşımında şirketlerin, finansal piyasaların, devletin ve büyük sermaye örgütlerinin belirleyici rol oynadığı kapitalist ilişkileri çözümlemek için kullanılan analitik bir çerçevedir. “Kurumsal kapitalizm”, “finansallaşmış kapitalizm” ve “tekelci kapitalizm” tartışmalarıyla örtüşür; farkı vurgusundadır: kaynak tahsisinden çok, risk ve görünürlük ilişkisine odaklanır. Bu bölüm, birinci bölümdeki seçici görünürlük önermesinin sınandığı ekonomik bağlamı tanımlar.

Şirket, yalnızca üretim yapan bir birim değildir; sermayenin toplandığı, risklerin sözleşmelerle dağıtıldığı, getirilerin belirlendiği ve ekonomik ilişkilerin muhasebe yoluyla görünür hâle getirildiği kurumsal bir yapıdır. Dolayısıyla “Şirket ne kadar değer yarattı?” sorusunun yanında şu soru da gerekir: Bu değer hangi maliyetler ve hangi riskler üzerinden yaratıldı?

Değer ile maliyet aynı aktörde toplanmayabilir. Bir işletme kâr elde ederken belirli riskleri çalışanlara, tedarikçilere, yatırımcılara, kamuya veya çevreye aktarabilir. Finans yazını bu mekanizmanın bir türünü uzun süredir bilir: hissedarların borç verenlere risk aktarma teşviki (Jensen & Meckling, 1976). Ancak risk transferi piyasa ilişkilerinin olağan bir parçasıdır; transferin varlığı adaletsizlik kanıtı değildir. Analiz edilmesi gereken, transferin koşulları ve dağılımsal sonucudur. Bu nedenle aşağıdaki zincir izlenmelidir:

Mekanizma → Aktör → İşlem → Risk → Getiri → Maliyet → Dağılım → Sonuç

Örneğin bir kamu garantisi, teşvik, kredi mekanizması veya düzenleyici imtiyaz, tek başına adaletsizlik göstergesi değildir. Sorulması gereken, mekanizmanın hangi koşulda hangi aktöre avantaj sağladığı, riskin kimde kaldığı ve maliyetin kim tarafından taşındığıdır. Bu yaklaşım “sermaye kazandı, toplum kaybetti” türü genellemelerden daha çözümleyicidir.

Üç temel soru birbirinden ayrılmamalıdır: Değer kimde toplanıyor? Risk kimde kalıyor? Maliyet kimin üzerinde? Kârın görünür olması, kârın oluşumuna eşlik eden maliyetlerin aynı ölçüde görünür olduğu anlamına gelmez. Eleştirel muhasebe yazını, muhasebe mesleği ve düzenleyici süreçlerin güç ilişkileriyle bağlantısını uzun süredir tartışmaktadır (Power, 1997; Sikka, 2008; Sikka & Willmott, 2010). Bu bölümün merkezî sorusu şudur:

Değer kime aitken risk kimin bilançosunda; bilanço dışında kalan risk kimin üzerinde görünmektedir?

3. Finansallaşma, Devlet ve Zamanlama: Riskin Yeniden Dağıtılması
3.1. Finansallaşma ve riskin bireyselleştirilmesi

Finansallaşma, finansal faaliyetlerin ekonomik sistem içindeki ağırlığının ve finansal hesaplamaların ekonomik kararlar üzerindeki etkisinin artmasıdır (Krippner, 2005; van der Zwan, 2014). Finansal getirilerin gelir kaynağı hâline gelmesi (Lapavitsas, 2009) ve finans mantığının gündelik hayata nüfuz etmesi bu sürecin boyutlarıdır. Finansal piyasalar tasarrufları yatırıma yönlendirme, likidite sağlama ve risk paylaşımı gibi işlevler üstlenir; sorun finansın varlığı değildir.

Sorun, “paranı çalıştır”, “pasif gelir”, “finansal özgürlük” gibi söylemlerin bireyi yalnızca tasarruf sahibi değil, risk taşıyan bir aktör hâline getirebilmesidir. Bu, riskin bireyselleştirilmesi olarak adlandırılabilir: riskin kurumsal yapılardan hane halkına ve bireysel yatırımcıya kayması (Hacker, 2006). Bu çalışmada kavram, risk ile getiri arasındaki dengenin bilgi, likidite, zamanlama ve pazarlık gücü bakımından eşit olmayan aktörler arasında kurulması anlamında kullanılmaktadır. Analitik soru şudur:

Finansal getiri kime aitken finansal risk kimin üzerinde kalmaktadır?

3.2. Devlet

Devlet; düzenleme, vergi, teşvik, kamu harcaması, finansal gözetim ve piyasa kuralları yoluyla ekonomik ilişkilerin çerçevesini belirleyen kurumsal bir aktördür. Sermaye ise homojen değildir; sanayi, finans, enerji, inşaat ve teknoloji kesimlerinin çıkarları zaman zaman örtüşür, zaman zaman çatışır. Bu nedenle “Devlet kimin elinde?” sorusu yerine şu soru önerilmektedir:

Devletin düzenleme ve dağıtım kapasitesi hangi ekonomik ilişkiler içinde, hangi sonuçları doğuracak biçimde kullanılmaktadır?

Bu soru kişiler yerine mekanizmaları görünür kılar ve peşin hüküm gerektirmez.

3.3. Zamanlama

Muhasebe–finansallaşma ilişkisinde zaman bağımsız bir değişkendir. Ekonomik sonuç yalnızca “ne oldu?” değil, “ne zaman görünür oldu?” sorusuyla da açıklanır. Bir değer kaybının hangi tarihte tanındığı, yatırımcının ne zaman bilgilendirildiği, hangi aktörün ne zaman işlem yapabildiği ve kimin likiditeye eriştiği sonucu değiştirir. Bilanço değeri ile belirli bir tarihte nakde dönüştürülebilirlik aynı şey değildir. Dolayısıyla ekonomik dağılım şu bileşenlerle birlikte değerlendirilmelidir:

Değerleme + Gerçekleşebilirlik + Likidite + Zamanlama + Dağılım

Görünürlük yalnızca “ne görülüyor?” değil, “ne zaman, kim için görülüyor?” sorusudur. Bilgiye erken ulaşan veya likiditeye hızlı erişebilen aktör ile sonucu sonradan gören aktör aynı ekonomik pozisyonda değildir.

3.4. Sürdürülebilirlik raporlaması

IFRS S1 ve S2’nin 2024’ten itibaren yürürlüğe girmesi ve Türkiye’de TSRS 1 ve TSRS 2’nin uygulanması, sürdürülebilirlikle ilgili risk ve fırsatların raporlama alanına taşınması bakımından önemlidir (IFRS Foundation, 2023; KGK, 2024). Ancak bu gelişme seçici görünürlüğü ortadan kaldırmaz; sınırı yeniden çizer. Yeni soru şudur:

Hangi riskler görünür hâle geliyor, hangi etkiler hâlâ dışarıda kalıyor ve görünür hâle gelen riskin ekonomik yükü kimin üzerinde?

4. Hesap Verebilirlik ve Görünmeyen Gerçeğin İzi

Hesap verebilirlik yalnızca bir aktörün cezalandırılması değildir. Kararın nasıl oluştuğunun, hangi bilgiye dayanıldığının, riskin kim tarafından üstlenildiğinin ve sonucun kimin üzerinde kaldığının izlenebilir olmasını gerektirir. Cezalandırılmış olmak ile zararın telafi edilmiş olması aynı şey değildir; aynı biçimde yaptırımın bulunmaması da tek başına koruma ya da kayırma kanıtı değildir. Bu nedenle sürecin bütünü incelenmelidir:

Karar → Bilgi → Zamanlama → İşlem → Değerleme → Risk → Ekonomik Sonuç → Hesap Verebilirlik

Yaptırımın değerlendirilmesinde sorulacak soru “Ceza verildi mi?” değil, “Verilen yaptırım (veya yaptırımsızlık) ekonomik olarak neyi değiştirdi?” sorusudur; bunun için yaptırımın ekonomik etkisi, caydırıcılığı, telafi kapasitesi ve gerçekleşen zararla ilişkisi birlikte incelenmelidir.

Görünürlük, hesap verebilirliğin ön koşuludur; ancak yeterli koşulu değildir. Bir bilgi raporda yer alabilir ama sorumluluğu belirlemeye yetmeyebilir; bir risk açıklanabilir ama maliyetini kimin taşıdığı belirsiz kalabilir. Bu nedenle yalnızca açıklama değil, ilişkilendirme gereklidir:

Etki → Aktör → Risk → Maliyet → Sonuç → Sorumluluk

Kâr görünür olabilir; maliyet görünmeyebilir; risk ertelenebilir; zarar aktarılabilir; sorumluluk parçalanabilir. Finansal tablonun matematiksel doğruluğu tek başına ilişkinin niteliğini açıklamaya yetmez; sorun bazen rakamın yanlışlığı değil, rakamın hangi gerçekliği temsil ettiğidir.

Bu çerçevede Adaletsizliğin Muhasebesi şu temel araştırma sorularını önermektedir:

  1. Değer kim tarafından elde edilmiştir ve bunun için hangi maliyetlere katlanılmıştır?
  2. Hangi riskler işletmenin hesabında görünmekte, hangileri başka aktörlerin üzerinde kalmaktadır?
  3. Hangi ekonomik etkiler ölçülememiş veya raporlama sınırının dışında kalmıştır?
  4. Bir kayıp ne zaman görünür hâle gelmiş ve görünürlükten önce/sonra hangi aktörler işlem yapabilmiştir?
  5. Zararın gerçekleşmesi ile hesap verebilirlik arasında nasıl bir ilişki kurulmuştur?

Temel kavramsal öneri şudur:

Adaletsizlik, yalnızca değer ve servetin eşitsiz dağılımında değil; değer, maliyet ve risk arasındaki ilişkinin kurumsal görünürlük sınırları içinde nasıl temsil edildiğinde de aranmalıdır.

Sonuç

Çalışma, ekonomik adaletsizliği yalnızca gelir ve servet dağılımı üzerinden değil, bu dağılımı üreten ilişkilerin muhasebesel olarak nasıl görünür hâle geldiği üzerinden tartışmıştır. Üç katkı öne çıkmaktadır: seçici görünürlüğün dört boyutlu çözümlemesi (tanıma, ölçüm, sınır, zamanlama); riskin bireyselleştirilmesi ve zamanlama farklarının dağılımsal sonuçlarla ilişkilendirilmesi; hesap verebilirliğin açıklamadan ilişkilendirmeye taşınması. Adaletsizliğin Muhasebesi yeni bir standart değil, ekonomik gerçekliğin görünürlük sınırlarını sorgulayan kavramsal bir yaklaşımdır. Temel sorusu şudur: Görünen ekonomik değerin ardında kalan maliyet, risk ve zararı kim taşımaktadır?

Sınırlılıklar

Çalışma kavramsaldır; önerilen ilişkiler ampirik olarak sınanmamıştır. Eşitsizlik verileri bağlamsal zemin sağlar, nedensellik kanıtı değildir. Seçici görünürlük ile dağılımsal sonuçlar arasındaki bağ, vaka bazında gösterilmesi gereken bir iddiadır. Ayrıca “adaletsizlik” normatif bir yargı içerir; çerçeve bunu dağılımsal asimetri ve görünürlük farkı üzerinden işlevselleştirmeye çalışır, ancak normatif ölçüt tartışması açık kalmaktadır.

Araştırma gündemi

Sürdürülebilirlik raporlamasının genişlemesi problemi ortadan kaldırmaz, yeni bir soru doğurur: Artık daha fazla şey görünür hâle geliyorsa, hâlâ görünmeyen nedir? Çerçeve şu yöntemlerle ampirik çalışmaya dönüştürülebilir:

  • Olay temelli vaka çalışmaları: Finansal veya çevresel olaylarda zincirin (etki → tanıma → ölçüm → raporlama → sonuç) izlenmesi.
  • Belge analizi: Dipnot, faaliyet raporu ve düzenleyici kurum açıklamalarında görünürlük sınırlarının kodlanması.
  • Zamanlama analizleri: Bilgi açıklama tarihi ile aktörlerin işlem davranışı arasındaki ilişkinin olay çalışması yöntemiyle incelenmesi.
  • Her olay için yedi soru: Etki gerçekleşti mi, tanındı mı, nasıl ölçüldü, nerede sınıflandırıldı, ne zaman raporlandı, risk ve maliyet kimde kaldı ve hangi hesap verebilirlik mekanizması işletildi?

Adaletsizlik bazen yanlış kaydedilmiş bir rakamda değildir; hiç kayda alınmamış bir gerçekte saklı olabilir. Muhasebenin sorumluluğu yalnızca daha doğru rakam üretmek değil, görünen rakamların ardındaki görünmeyen yükün kime ait olduğunu göstermektir.

Kaynakça

Callon, M. (1998). An essay on framing and overflowing: Economic externalities revisited by sociology. In M. Callon (Ed.), The laws of the markets (pp. 244–269). Blackwell.

Gray, R., Owen, D., & Adams, C. (1996). Accounting & accountability: Changes and challenges in corporate social and environmental reporting. Prentice Hall.

Hacker, J. S. (2006). The great risk shift. Oxford University Press.

Hines, R. D. (1988). Financial accounting: In communicating reality, we construct reality. Accounting, Organizations and Society, 13(3), 251–261.

Hopwood, A. G. (1983). On trying to study accounting in the contexts in which it operates. Accounting, Organizations and Society, 8(2–3), 287–305.

Hopwood, A. G., & Miller, P. (Eds.). (1994). Accounting as social and institutional practice. Cambridge University Press.

International Sustainability Standards Board. (2023). IFRS S1 general requirements for disclosure of sustainability-related financial information. IFRS Foundation.

Jensen, M. C., & Meckling, W. H. (1976). Theory of the firm: Managerial behavior, agency costs and ownership structure. Journal of Financial Economics, 3(4), 305–360.

Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu. (2024). Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) 1 ve TSRS 2.

Krippner, G. R. (2005). The financialization of the American economy. Socio-Economic Review, 3(2), 173–208.

Lapavitsas, C. (2009). Financialised capitalism: Crisis and financial expropriation. Historical Materialism, 17(2), 114–148.

Pigou, A. C. (1920). The economics of welfare. Macmillan.

Power, M. (1997). The audit society: Rituals of verification. Oxford University Press.

Sen, A. (2009). The idea of justice. Harvard University Press.

Shklar, J. N. (1990). The faces of injustice. Yale University Press.

Sikka, P. (2008). Globalization and its discontents: Accounting firms buy limited liability partnership legislation in Jersey. Accounting, Auditing & Accountability Journal, 21(3), 398–426.

Sikka, P., & Willmott, H. (2010). The dark side of transfer pricing: Its role in tax avoidance and wealth retentiveness. Critical Perspectives on Accounting, 21(4), 342–356.

van der Zwan, N. (2014). Making sense of financialization. Socio-Economic Review, 12(1), 99–129.

World Inequality Lab. (2026). World inequality report 2026.

World Inequality Lab. (2026). World inequality report 2026: Türkiye country sheet.

Loading

Önceki
Back To Top