Ya da bir ismin önüne akademik bir unvan koymak, o kişiyi gerçekten akademik açıdan yetkin kılar mı?…
Kongreden Akademik Değerlendirmeye…

Özet
Bir bilimsel etkinliğin adının başına “International” sözcüğünün eklenmesi, farklı ülkelerin bayraklarının afişte yer alması, açılışın yabancı bir akademisyen tarafından yapılması veya oturumların İngilizce yürütülmesi, bir kongrenin uluslararası niteliğine ilişkin görünür göstergeler oluşturabilir. Ancak bu göstergeler, tek başlarına bilimsel uluslararasılaşmanın gerçekleştiğini kanıtlamaz. Yükseköğretimde uluslararasılaşma, uluslararası, kültürlerarası ve küresel boyutların kurumun amaç, işlev ve uygulamalarına bütünleştirilmesini içeren daha kapsamlı bir süreçtir (Knight, 2004). Benzer biçimde, sınır ötesi yükseköğretim işbirliğinin niteliği yalnızca farklı ülkelerden aktörlerin aynı platformda bulunmasıyla değil, işbirliğinin niteliği ve sürdürülebilirliğiyle ilişkilidir (OECD, 2025).
Bu çalışma, kongre kavramını yalnızca bir etkinlik organizasyonu olarak değil, akademik karşılaşmanın, güç ilişkilerinin, eşik bekçiliğinin ve bilimsel değerlendirme mekanizmalarının kesiştiği bir alan olarak ele almaktadır. Weberyen ideal-tip yaklaşımından esinlenilerek geliştirilen “Kürsü Baronu”, “Kadro Bekleyen Çilekeş”, “Protokol ve Ağ Ustası”, “Teori Snobu”, “Eşik Bekçisi” ve “Liyakat Akademisyeni” tipleri belirli kişileri sınıflandırmak amacıyla değil, akademik sistemin teşvik yapılarının üretebileceği davranış örüntülerini görünür kılmak amacıyla kullanılmaktadır. Bununla birlikte tipolojinin ampirik bir sınıflandırma olmadığı ve yaygınlık iddiası taşımadığı özellikle vurgulanmaktadır.
Çalışmanın ikinci ekseni akademik değerlendirme sürecidir. Çift-kör hakemlik, hakemin kimliğinin gizlenmesine yönelik bir süreç tasarımıdır; rubrik ise değerlendirme ölçütlerini ve performans düzeylerini yapılandıran bir araçtır. Dolayısıyla çift-körlük ile rubrik aynı epistemik işlevi yerine getirmez. Bu ayrımdan hareketle çalışma, “Hakemin/Jürinin Hakemi Kim?” sorusunu gündeme getirmekte ve akademik değerlendirmenin meta-değerlendirme boyutunu tartışmaktadır. CRediT gibi katkı taksonomileri, çıkar çatışması politikaları, gerekçeli değerlendirme, değerlendirme performansının izlenmesi ve uygun durumlarda hakem geri bildirimi gibi mekanizmalar, akademik kararların daha izlenebilir hale getirilmesine katkı sağlayabilir. Ancak bunların hiçbirinin tek başına nesnellik garantisi vermediği de göz önünde tutulmalıdır.
Sonuç olarak çalışma, bir kongrenin uluslararası niteliğinin pasaport, bayrak veya etkinlik adından önce bilimsel soruların, yöntemlerin ve eleştirilerin sınır aşma kapasitesiyle değerlendirilmesini önermektedir. Akademik değerlendirme açısından ise temel mesele kanaati ortadan kaldırmak değil, akademik kanaatin hangi ölçütler, usuller ve hesap verebilirlik mekanizmaları içinde üretildiğini görünür hale getirmektir.
Anahtar Kelimeler: akademik kongre, uluslararasılaşma, akademik değerlendirme, akran değerlendirmesi, eşik bekçiliği, rubrik, meta-değerlendirme, akademik liyakat, bilimsel iletişim, araştırma etiği
GİRİŞ
“INTERNATIONAL” SÖZCÜĞÜ BİLİMSEL SINIRLARI GEÇMEYE YETER Mİ?
Bir kongrenin afişinde farklı ülkelerin bayraklarının bulunması, açılışın yabancı bir konuk tarafından yapılması veya oturumların İngilizce yürütülmesi, etkinliğe uluslararası bir görünüm kazandırabilir.
Fakat görünüm ile niteliği birbirine karıştırmamak gerekir.
Asıl soru basittir:
Bir kongrenin başına “International” yazmak onu gerçekten uluslararası yapar mı?
Sorunun yanıtı, “uluslararası” sözcüğünün ne anlama geldiğine bağlıdır.
Eğer uluslararasılaşma yalnızca farklı ülkelerden katılımcıların aynı salonda bulunması olarak tanımlanırsa, birkaç yabancı konuşmacı, farklı ülke adreslerinden gönderilmiş bildiriler ve İngilizce bir program yeterli görülebilir.
Ancak uluslararasılaşma bundan daha kapsamlı bir kavramdır.
Knight (2004), yükseköğretimde uluslararasılaşmayı, uluslararası, kültürlerarası ve küresel boyutların yükseköğretimin amaç, işlev ve sunumuna bütünleştirilmesi olarak ele almaktadır. Dolayısıyla uluslararasılaşma, yalnızca “yurtdışından insan getirme” faaliyetine indirgenemez.
Bu ayrım kongreler açısından da önemlidir.
Çünkü bir etkinlikte beş farklı ülkeden akademisyenin bulunması ile bu akademisyenlerin birbirlerinin araştırma problemlerini, yöntemlerini ve varsayımlarını gerçekten tartışmaları aynı şey değildir.
Aynı şekilde İngilizce konuşmak ile uluslararası bilimsel iletişim kurmak da aynı şey değildir.
Bir kongre tamamen İngilizce yapılabilir; fakat sorular yine aynı çevrenin içinde dolaşabilir.
Bir kongrede on farklı ülkenin bayrağı bulunabilir; fakat bilimsel tartışma tek yönlü olabilir.
Bir açılışta yabancı bir akademisyen konuşabilir; fakat bu konuşma kongrenin geri kalanıyla hiçbir bilimsel ilişki kurmayabilir.
Bu nedenle uluslararasılaşmayı coğrafi çeşitlilikten epistemik etkileşime doğru yeniden düşünmek gerekir.
OECD de sınır ötesi yükseköğretim işbirliğinin önemli potansiyeller taşıdığını, ancak etkili sınır ötesi angajmanın kendiliğinden gerçekleşmediğini ve bunu destekleyecek politika ve kurumsal düzenlemelere ihtiyaç bulunduğunu vurgulamaktadır (OECD, 2025).
Buradan hareketle bir kongrenin uluslararası niteliğini değerlendirmek için daha anlamlı sorular sorulabilir:
- Farklı ülkelerden araştırmacılar yalnızca katılımcı mıdır, yoksa tartışmanın aktif aktörleri midir?
- Farklı araştırma gelenekleri gerçekten karşılaşmakta mıdır?
- Yöntemler eleştiriye açılmakta mıdır?
- Yerel bir problem farklı bağlamlarla karşılaştırılmakta mıdır?
- Ortak araştırma soruları ortaya çıkmakta mıdır?
- Genç araştırmacıların söz hakkı var mıdır?
- Farklı akademik geleneklerin birbirini dönüştürmesine imkân sağlanmakta mıdır?
Dolayısıyla:
Uluslararası bir kongrenin temel göstergesi kaç pasaportun salona girdiği değil, kaç araştırma sorusunun sınırları aştığıdır.
Bu yaklaşım, kongreyi yalnızca akademik seyahat ve sunum organizasyonu olmaktan çıkararak bilimsel karşılaşma alanı olarak görmeyi gerektirir.
2. KONGRE SOSYOLOJİSİ: AKADEMİK KARŞILAŞMA, TEŞVİKLER VE EŞİK BEKÇİLİĞİ
“Kongre” kavramının tarihsel kökeninde birlikte gelme ve karşılaşma fikri bulunur. Modern akademik anlamıyla kongre de yalnızca sunumların art arda sıralandığı bir program değil, araştırmacıların birbirlerinin iddialarıyla karşılaştığı bir bilimsel müzakere alanıdır.
Bu nedenle iyi bir kongrenin çıktısı yalnızca:
- kaç bildiri sunulduğu,
- kaç kişinin katıldığı,
- kaç ülkenin temsil edildiği,
- kaç sertifika verildiği,
- kaç fotoğraf çekildiği
olmamalıdır.
Bunlar etkinliğin girdi ve görünürlük göstergeleri olabilir.
Ancak bilimsel değer başka bir yerde ortaya çıkar:
Katılımcı kongreden ayrıldığında düşüncesinde ne değişmiştir?
Bir yöntem yeniden düşünülmüş müdür?
Bir varsayım sorgulanmış mıdır?
Bir araştırma sorusu değişmiş midir?
Bir araştırmacı daha önce hiç düşünmediği bir karşılaştırma yapmaya başlamış mıdır?
Yeni bir araştırma işbirliği doğmuş mudur?
İşte kongrenin bilimsel çıktısı biraz da burada aranmalıdır.
Bu açıdan her kongrenin iki haritası vardır.
İlki görünen programdır:
- açılış,
- konuşmacılar,
- oturumlar,
- bildiriler,
- paneller,
- ödüller,
- kapanış.
İkincisi ise görünmeyen güç haritasıdır:
- Kim konuşuyor?
- Kim konuşma süresini belirliyor?
- Kimin sözü kesilmiyor?
- Kimin sorusu ciddiye alınıyor?
- Kim hakem seçiyor?
- Kim programı belirliyor?
- Kim eşik bekçiliği yapıyor?
- Kim görünür, kim görünmez kalıyor?
Tam burada Weberyen ideal-tip yaklaşımından yararlanmak mümkündür. Ancak aşağıdaki tipler kişileri sınıflandıran ampirik kategoriler değildir. Bunlar, akademik sistem içerisinde ortaya çıkabilecek davranış örüntülerini düşünmek için kullanılan analitik araçlardır.
Aynı kişi farklı dönemlerde farklı örüntüler gösterebilir.
Dolayısıyla soru:
“Kim hangi tip?”
değil;
“Hangi kurumsal yapı hangi davranış biçimini ödüllendiriyor?”
olmalıdır.
1.1. Kürsü Baronu
Kürsü Baronu, akademik otoriteyi bilimsel üretimden çok kişisel konum üzerinden kullanma eğiliminin ideal-tipik temsilidir.
Ders, oda, araştırma ekibi veya genç araştırmacılar üzerindeki etkisini kişisel mülkiyet alanı gibi algılayabilir.
Ortak yazarlıkta gerçek katkı yerine hiyerarşik konumu belirleyici hale gelebilir.
Burada sorun kıdem değildir.
Sorun, kıdemin katkının yerine geçmesidir.
CRediT, araştırmaya yapılan katkıların 14 farklı rol üzerinden şeffaflaştırılmasını amaçlayan bir taksonomidir. Bunun amacı yazarlığı otomatik olarak belirlemek değil, araştırma üretimindeki katkıların görünür ve hesap verebilir hale getirilmesine yardımcı olmaktır (NISO, 2022).
Dolayısıyla akademik hiyerarşinin yerini katkı görünürlüğünün alması, önemli bir kurumsal dönüşüm alanıdır.
1.2. Kadro Bekleyen Çilekeş
Bu tip, akademik emeğin yüksek fakat kurumsal geleceğin belirsiz olduğu durumu temsil eder.
Yoğun ders yükü, sınavlar, gözetmenlikler, idari görevler, komisyonlar ve sürekli değişen performans beklentileri arasında araştırma üretmeye çalışır.
Kongreye bazen bilimsel tartışma için değil, akademik yükselme veya teşvik sistemi açısından gerekli puan ve belgeler için katılır.
Burada sorun kişinin motivasyonu değil, teşvik sisteminin hangi davranışı rasyonel hale getirdiğidir.
Eğer sistem “kaç etkinliğe katıldın?” sorusunu “hangi bilimsel tartışmayı dönüştürdün?” sorusundan daha kolay ölçüyorsa, akademisyen de ölçülebileni üretmeye yönelebilir.
1.3. Protokol ve Ağ Ustası
Ağ kurmak akademinin doğal ve değerli unsurlarından biridir.
Bilim tarihine bakıldığında büyük araştırmaların çoğunun yalnızca bireysel deha tarafından değil, akademik ağlar ve işbirlikleri tarafından üretildiği görülür.
Sorun ağ kurmak değildir.
Sorun:
Ağın bilimin yerine geçmesidir.
Kongrenin bilimsel içeriğinden çok açılış protokolü, fotoğraf, görünürlük ve ilişkiler öne çıktığında akademik etkinlik bilimsel karşılaşmadan sosyal sermaye gösterisine dönüşebilir.
Bu nedenle görünürlük ile çıktı birbirinden ayrılmalıdır.
1.4. Teori Snobu
Bu tip özellikle dikkatli kullanılmalıdır.
Çünkü teori kullanmak, uluslararası literatürü takip etmek veya karmaşık kavramlarla çalışmak başlı başına sorun değildir.
Tam tersine bilimsel ilerleme, farklı teorik geleneklerin karşılaşmasını gerektirir.
Sorun teorinin:
- araştırma probleminin yerine geçmesi,
- bağlamdan kopması,
- veriyi açıklamak yerine verinin üzerine örtülmesi,
- kavramsal gösteriye dönüşmesi
durumunda ortaya çıkar.
Dolayısıyla “Teori Snobu” bir kişiye yöneltilmiş etiket değil, teorik sermayenin epistemik üstünlük göstergesine dönüşmesi riskinin karikatürize edilmiş ideal tipidir.
Uluslararası literatürü kullanmak ile kavram ithal etmek arasında ayrım yapmak gerekir.
Bir teorinin başka bir bağlama taşınması bilimsel açıdan gayet meşru olabilir.
Asıl mesele:
Teori, yeni bağlamda gerçekten açıklama gücü üretiyor mu?
1.5. Eşik Bekçisi
Akademi tamamen sınırsız bir alan olamaz.
Hakemlik, jüri üyeliği, kongre bilim kurulları ve editörlük gibi görevler doğal olarak belirli ölçüde seçicilik gerektirir.
Dolayısıyla eşik bekçiliğinin kendisi sorun değildir.
Sorun:
Eşiğin ölçütünün görünmez hale gelmesidir.
Bir çalışmanın reddedilmesi bilimsel sistemin olağan bir parçasıdır.
Fakat reddin gerekçesi kişiden kişiye değişiyor, ölçütler önceden açıklanmıyor veya karar gerekçelendirilemiyorsa, bilimsel seçicilik ile kişisel takdir arasındaki sınır bulanıklaşır.
Bu nedenle mesele “kapıları herkese açmak” değildir.
Mesele:
Kapının neden orada olduğunu ve geçiş ölçütünün ne olduğunu görünür kılmaktır.
1.6. Liyakat Akademisyeni
Bu tip ise normatif bir “iyi insan” portresi değil, kurumsal olarak arzu edilen bir davranış örüntüsünün ideal-tipik ifadesi olarak düşünülmelidir.
Liyakat Akademisyeni:
- ölçütlerin önceden bilinmesini,
- kararların gerekçelendirilmesini,
- çıkar çatışmalarının açıklanmasını,
- katkıların görünür olmasını,
- eleştirinin kişiye değil argümana yöneltilmesini,
- genç araştırmacıların yetiştirilmesini,
- kendi kararlarının da denetlenebilmesini
savunur.
Fakat burada da dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta vardır:
Liyakat, yalnızca daha fazla metrik üretmek değildir.
Atıf sayısı, h-indeksi, dergi sıralaması, proje sayısı veya kongre sayısı bilimsel değerlendirmenin bazı göstergeleri olabilir; fakat bunların bilimsel değerin kendisiyle özdeşleştirilmesi başka bir ölçüm sorununu beraberinde getirir.
Dolayısıyla liyakat kültürü de kendi ölçüm rejimini sorgulamak zorundadır.
3. AKADEMİK DEĞERLENDİRME: “HAKEMİN HAKEMİ KİM?”
Kongre meselesi bizi kaçınılmaz olarak daha derin bir soruya getirir:
Bilimsel çalışmayı kim ve neye göre değerlendiriyor?
Bir makale hakeme gönderilir.
Bir bildiri hakem veya bilim kurulunun değerlendirmesinden geçer.
Bir tez jüri önünde savunulur.
Bir proje panel tarafından değerlendirilir.
Bir akademik yükselme dosyası jüri üyelerinin incelemesine açılır.
Bu zincirin tamamında değerlendirme vardır.
Fakat değerlendirme sisteminin çoğu zaman yeterince tartışılmayan bir başka boyutu bulunur:
Değerlendiren kişinin kendisi neye göre yeterli kabul edilmektedir?
Burada “hakemin hakemi” ifadesi doğrudan başka bir hakem atanması gerektiği anlamına gelmez.
Asıl mesele meta-değerlendirmedir.
Yani değerlendirme sürecinin kendisinin kalitesinin izlenmesi.
2.1. Çift-Körlük Rubrik Değildir
Bu ayrım özellikle önemlidir.
Çift-kör hakemlik, değerlendirme sürecinde yazar ve/veya hakemin kimliğinin gizlenmesine ilişkin bir süreç tasarımıdır.
Rubrik ise değerlendirme ölçütlerini ve performans düzeylerini açık biçimde yapılandıran bir değerlendirme aracıdır.
Brookhart’a (2013) göre rubriğin temel unsurlarından biri değerlendirme ölçütlerinin açık olması ve performans kalitesinin farklı düzeylerinin tanımlanmasıdır.
Dolayısıyla:
Hakemin kimliğini gizlemek, değerlendirme ölçütlerini otomatik olarak standardize etmez.
Çift-körlük belirli kimlik temelli yanlılık risklerini azaltmaya yönelik olabilir.
Fakat hakem yine de:
- özgünlüğü,
- yöntemi,
- katkıyı,
- literatür kullanımını,
- bulguların tutarlılığını
hangi ölçütlerle değerlendirecektir?
Burada rubrik ve değerlendirme yönergeleri devreye girer.
Fakat bu noktada başka bir problem doğar:
Kötü tasarlanmış bir rubrik, hatayı ortadan kaldırmaz; hatayı standartlaştırabilir.
Bu nedenle yalnızca “rubrik var” demek de yeterli değildir.
Rubriğin:
- geçerli,
- anlaşılır,
- amaca uygun,
- uygulanabilir,
- farklı değerlendiriciler arasında mümkün olduğunca tutarlı
olması gerekir.
2.2. Akademik Kanaat mi, Ölçütsüz Takdir mi?
Bilimsel değerlendirme tamamen mekanik bir puanlama sistemi olamaz.
Uzmanlık gerektirir.
Muhakeme gerektirir.
Bağlam bilgisi gerektirir.
Bazen hakem, önceden hazırlanmış hiçbir ölçütün tam olarak karşılayamayacağı bir problemi fark eder.
Dolayısıyla akademik kanaatin kendisini ortadan kaldırmak mümkün olmadığı gibi arzu edilir de değildir.
Sorun başka yerdedir:
Akademik kanaat ile ölçütsüz takdir aynı şey değildir.
Akademik kanaat:
uzmanlık + gerekçe + kanıt + ölçüt + muhakeme
üzerinden kurulabilir.
Ölçütsüz takdir ise:
“Ben böyle düşünüyorum.”
noktasında kalabilir.
Aradaki fark küçük görünür; fakat akademik adalet açısından oldukça büyüktür.
2.3. Hakem Yeterliliği: İyi Araştırmacı = İyi Hakem mi?
Bu denklem de otomatik değildir.
İyi araştırma yapmak ile başka bir araştırmayı değerlendirmek farklı beceriler gerektirebilir.
Hakemlik;
- yöntem bilgisi,
- alan bilgisi,
- araştırma etiği,
- çıkar çatışması yönetimi,
- eleştirel okuma,
- gerekçeli değerlendirme,
- yapıcı geri bildirim
gibi yetkinliklerin birlikte kullanılmasını gerektirir.
Ancak hakem eğitiminin etkisine ilişkin kanıtlar da dikkatli yorumlanmalıdır.
Hesselberg ve arkadaşlarının (2023) Cochrane sistematik derlemesinde 10 randomize çalışma ve toplam 1.213 analiz birimi incelenmiş; hakem eğitiminin hata tespitinde küçük bir iyileşme sağlayabileceğine ilişkin düşük kesinlikte kanıt bulunurken, hakem değerlendirmesinin genel kalitesi ve değerlendiriciler arası uyum bakımından etkilerin sınırlı olduğuna ilişkin bulgular raporlanmıştır. Yazarlar daha geniş örneklemlere ve daha geçerli-güvenilir sonuç ölçütlerine ihtiyaç bulunduğunu belirtmektedir.
Bu bulgu önemli bir uyarıdır:
“Hakemleri eğitelim, sorun çözülsün.”
kadar basit bir denklem yoktur.
Eğitim gereklidir; ancak eğitim tek başına yeterli olmayabilir.
2.4. Eşik Bekçiliği ve Güç
Akademik sistemde bazı kişiler doğal olarak daha fazla eşik bekçiliği yapar:
- editörler,
- hakemler,
- bilim kurulu üyeleri,
- jüri üyeleri,
- fon değerlendiricileri,
- bölüm başkanları,
- komisyon üyeleri,
- akademik yükselme jürileri.
Eşik bekçiliği bilimsel sistemin vazgeçilmez bir parçasıdır.
Çünkü her çalışma aynı anda yayımlanamaz, her proje finanse edilemez ve her bildiri aynı programa alınamaz.
Sorun seçicilik değil;
seçiciliğin ölçütlerinin kişiselleşmesidir.
Bu nedenle akademik değerlendirmede önemli olan yalnızca kararın kendisi değil, kararın nasıl üretildiğinin izlenebilir olmasıdır.
COPE’un hakemlik ilkeleri, hakemlerin etik ve sorumlu davranması, dergilerin açık hakemlik politikaları oluşturması ve değerlendirme sürecinin güvenilirliğini destekleyecek mekanizmalar geliştirmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
COPE’un editörlük rehberlerinde ayrıca dergilerin hakem performansını değerlendirecek ve kabul edilemez performans gösteren hakemleri sistemden çıkarabilecek mekanizmalara sahip olması gerektiği belirtilmektedir.
İşte “hakemin hakemi kim?” sorusunun kurumsal karşılığı tam burada ortaya çıkar:
Meta-değerlendirme.
3. SONUÇ: PASAPORTLAR DEĞİL, SORULAR SINIR GEÇMELİ
Bir kongrenin uluslararası niteliği afişindeki bayrakların sayısıyla başlayabilir; fakat orada bitmemelidir.
Yabancı konuşmacılar değerlidir.
İngilizce sunumlar değerlidir.
Uluslararası katılım değerlidir.
Farklı ülkelerden akademisyenlerin aynı platformda bulunması değerlidir.
Fakat bunların tamamı bilimsel karşılaşmanın koşullarıdır; kendisi değildir.
Gerçek uluslararasılaşma, farklı ülkelerden insanların aynı salonda bulunmasından daha fazlasını gerektirir.
Çünkü:
Aynı salonda bulunmak fiziksel karşılaşmadır.
Aynı soruyu tartışmak bilimsel karşılaşmadır.
Aynı soruya farklı yöntemlerle yaklaşmak epistemik karşılaşmadır.
Kendi yönteminin sınırlarını başkasının eleştirisiyle görebilmek ise akademik olgunluktur.
Bu nedenle kongrelerin niteliğini ölçerken yalnızca katılımcı sayısı, ülke sayısı, yabancı konuşmacı sayısı veya sunum sayısı gibi göstergelere bakmak yetersiz kalabilir.
Daha zor sorular sormak gerekir:
Kaç araştırma sorusu değişti?
Kaç yöntem yeniden düşünüldü?
Kaç çalışma eleştiri sonucunda geliştirildi?
Kaç yeni araştırma işbirliği ortaya çıktı?
Kaç genç araştırmacı ilk kez uluslararası bir tartışmaya gerçekten katıldı?
Kaç kişi kongreden “Ben burada yanılıyor olabilirim” diyerek ayrıldı?
Belki de bir kongrenin bilimsel değerini ölçmek için en basit fakat en zor soru şudur:
Kongreden çıktıktan sonra bilimsel düşüncemizde ne değişti?
Aynı soru akademik değerlendirme için de geçerlidir.
Makale değerlendiriliyor.
Bildiri değerlendiriliyor.
Tez değerlendiriliyor.
Proje değerlendiriliyor.
Akademisyen değerlendiriliyor.
Peki değerlendirme mekanizmasının kendisi?
Kim değerlendiriyor?
Hakem seçiliyor.
Peki hakemin yeterliliği?
Rubrik hazırlanıyor.
Peki rubriğin geçerliliği?
Karar veriliyor.
Peki kararın gerekçesi?
Çift-körlük uygulanıyor.
Peki ölçütlerin açıklığı?
Hakem eğitiliyor.
Peki eğitimin etkisi?
İşte burada akademik değerlendirme zincirinin görünmeyen halkası ortaya çıkıyor:
Ölçeni kim ölçüyor?
Bu soru, hakemleri suçlamak için değil; değerlendirme sisteminin kurumsal olgunluğunu sorgulamak için sorulmalıdır.
Çünkü akademik değerlendirme insanlardan tamamen arındırılamaz.
Ama insanın karar üzerindeki etkisi usullerle sınırlandırılabilir.
Bunun için:
- Açık ve amaca uygun değerlendirme ölçütleri oluşturulmalı,
- Gerekçeli hakem raporları teşvik edilmeli,
- Çıkar çatışmaları açıkça yönetilmeli,
- Hakem ve jüri seçim süreçleri mümkün olduğunca izlenebilir hale getirilmeli,
- Katkılar CRediT gibi standartlarla görünür kılınmalı,
- Hakemlere uygun rehberlik ve eğitim sağlanmalı,
- Hakemlik sürecinin kendisi de belirli aralıklarla değerlendirilmeli,
- Rubriklerin kendisinin de geçerliliği ve uygulanabilirliği sorgulanmalı,
- Eşik bekçiliğinin gerekçeleri görünür hale getirilmeli,
- Niceliksel metrikler bilimsel muhakemenin yerine geçirilmemelidir.
CRediT’in 14 katkı rolü, araştırma çıktısına yapılan farklı katkıların daha şeffaf biçimde gösterilmesine imkân vermektedir; ancak NISO’nun da açıkça belirttiği üzere bu taksonomi tek başına yazarlığın kimlere verileceğini belirleyen bir yazarlık standardı değildir (NISO, 2022).
Bu ayrım önemlidir.
Çünkü akademik sistemde şeffaflık adına yeni bir bürokrasi üretmek de mümkündür.
Liyakat adına yeni bir metrik rejimi kurmak da mümkündür.
Rubrik adına yeni bir mekanik puanlama sistemi oluşturmak da mümkündür.
Dolayısıyla hedef:
İnsanı ölçümden çıkarmak değil; ölçümün insan üzerindeki keyfî etkisini azaltmaktır.
Akademik liyakat de burada yeniden düşünülmelidir.
Liyakat;
çok yayın yapmak değildir.
Yalnızca;
çok atıf almak değildir.
Yalnızca;
yüksek sıralamalı dergilerde görünmek değildir.
Yalnızca;
çok kongreye katılmak değildir.
Liyakat, daha geniş anlamıyla:
Bilimsel iddianın kanıtla, yöntemin problemle, kararın ölçütle, yetkinin sorumlulukla ve akademik özgürlüğün hesap verebilirlikle buluşmasıdır.
Böyle bakıldığında “International” sözcüğü de gerçek anlamını yeniden kazanır.
Çünkü bir kongreyi uluslararası yapan yalnızca:
pasaportlar değildir.
Bayraklar değildir.
İngilizce değildir.
Yabancı konuşmacı sayısı değildir.
Bunlar uluslararasılaşmanın görünür unsurları olabilir.
Fakat bilimsel uluslararasılaşmanın daha derin göstergesi şudur:
Bir araştırmacının sorusu başka bir coğrafyada yankı bulabiliyor mu?
Bir yöntem başka bir bağlamda sınanabiliyor mu?
Bir eleştiri sınırların ötesinde karşılık bulabiliyor mu?
Bir araştırmacı kendi varsayımını başka bir akademik gelenekten gelen meslektaşının sorusuyla yeniden düşünmek zorunda kalıyor mu?
Eğer cevap evetse, orada gerçek bir akademik karşılaşma başlamıştır.
Ve belki de kongre afişlerine yazılması gereken en büyük kelime “International” değil, daha sade bir kelimedir:
QUESTION.
Çünkü bilim insanları aynı dili konuşmak zorunda değildir.
Aynı üniversiteden gelmek zorunda değildir.
Aynı ülkede yaşamak zorunda değildir.
Hatta aynı konuda düşünmek zorunda bile değildir.
Ama birbirlerine iyi sorular sorabilmelidir.
Bilim tam da orada başlar.
Sonuçta:
Pasaportlar sınır geçebilir.
Bayraklar yan yana durabilir.
Kongreler “International” adını taşıyabilir.
Hakemler çift-kör olabilir.
Rubrikler hazırlanabilir.
Puanlar verilebilir.
Unvanlar dağıtılabilir.
Ama bunların hiçbiri tek başına bilimin gerçekleştiğini kanıtlamaz.
Bilimin gerçek sınır aşımı başka bir yerde gerçekleşir:
Bir soru başka bir zihinde yeniden doğduğunda.
Ve akademik değerlendirmenin gerçek sınavı da belki budur:
Değerlendirdiğimiz kişiyi değil, değerlendirme biçimimizi de sorgulayabiliyor muyuz?
Çünkü:
Akademi unvanlarla değil, usullerle güçlenir.
Kongreler pasaportlarla değil, sorularla uluslararasılaşır.
Ve ölçenin de ölçülmesi, bilimin kendisine yapılmış bir saldırı değil; bilimin kendisine duyulan saygıdır.
Sorular sınırları aştığında kongre uluslararasılaşır.
Usuller görünür olduğunda akademi kurumsallaşır.
Hakemin de değerlendirilmesi mümkün olduğunda ise akademik değerlendirme gerçekten hesap verebilir hale gelmeye başlar.
Kaynakça
Brookhart, S. M. (2013). How to create and use rubrics for formative assessment and grading. ASCD.https://www.geocities.ws/bdktraining/pdfkur/How%20to%20Create%20and%20Use%20Rubrics%20for%20Formative%20Assessment%20and%20Grading%20(%20PDFDrive%20).pdf
Committee on Publication Ethics. (2017). COPE ethical guidelines for peer reviewers (Version 2). https://doi.org/10.24318/cope.2019.1.9 https://publicationethics.org/guidance/guideline/ethical-guidelines-peer-reviewers
Committee on Publication Ethics. (2019). COPE guidelines: A short guide to ethical editing for new editors (Version 3). https://doi.org/10.24318/cope.2019.1.8 https://publicationethics.org/guidance/guideline/short-guide-ethical-editing-new-editors
Hesselberg, J.-O., Dalsbø, T. K., Stromme, H., Svege, I., & Fretheim, A. (2023). Reviewer training for improving grant and journal peer review. Cochrane Database of Systematic Reviews, 2023(11), Article MR000056. https://doi.org/10.1002/14651858.MR000056.pub2 https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/38014743/
Knight, J. (2004). Internationalization remodeled: Definition, approaches, and rationales. Journal of Studies in International Education, 8(1), 5–31. https://doi.org/10.1177/1028315303260832 https://www.researchgate.net/publication/225084130_Internationalization_Remodeled_Definition_Approaches_and_Rationales
National Information Standards Organization. (2022). ANSI/NISO Z39.104-2022, CRediT, contributor roles taxonomy. https://doi.org/10.3789/ansi.niso.z39.104-2022 https://www.scribd.com/document/799120389/ANSI-NISO-Z39-104-2022
OECD. (2025). Policies for transnational collaboration in higher education (OECD Education Policy Perspectives No. 121). OECD Publishing. https://doi.org/10.1787/e07d8c0f-en https://www.oecd.org/en/publications/policies-for-transnational-collaboration-in-higher-education_e07d8c0f-en.html
Weber, M. (1949). The methodology of the social sciences (E. A. Shils & H. A. Finch, Trans. & Eds.). Free Press. (Original work published 1904–1917) https://www.academia.edu/8012463/THE_METHODOLOGY_OF_THE_Social_Sciences
![]()
